Menü

Anket

Sitemizi Beğendiniz mi?
Evet (%74,5)
Hayır (%20,7)
Kararsız (%4,71)

Toplam Oy: 212

Tüm Anketler

Takvim

« Ekim - 2021

»

PT SL ÇŞ CM CT PZ
1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30 31

İstatistikler

 Toplam Hit: 3592964
 Sitede Aktif: 1
 Ip: 3.239.2.222
 Browser: Default - 0.0
 Toplam Kategori: 20
 Toplam Blog: 561
 Toplam Yorum: 28
 Toplam Resim: 6
 Toplam Mesaj: 16

Etiket Bulutu

15 Temmuz 2016 Cumâ Dirilişi adayname aile âile Akdeniz Üniversitesi akrostiş anı Antalya Antalya Palas aşık edebiyatı ÂŞIK EDEBİYATI BABA başbakan başkanlık Bedford, Araba sevdası Biyografi cami cemaat cemiyet chp cuma cumhurbaşkanı çocuk edebiyatı Çocuk Edebiyâtı ÇOCUK ŞİİRLERİ dede deneme DÎNÎ ŞİİRLER DİNİ-MİLLİ ŞİİRLER DÖRTLÜK edebiyat eleştiri eymür eymür köyü eymürname GÜZELLEME halk şiiri halk şiri HÂTIRA hâtıralar HAYAT HİKÂYESİ HECE HECE VEZNİ hiciv İMAM-HATİP PİLÂV GÜNLERİ işkence KADİR GECESİ KÂFİYE komşu ülkeler koşma köy yazıları köyname lüleburgaz MANİ Manzum Fıkralar mızrap NÂMELER Nasreddin Hoca NURİ KAHRAMAN okul edebiyatı ordu ordu hayat ordu hayat gazetesi ordu imam-hatip Palace Palas RAMAZAN RAMAZAN EDEBİYATI recep tayyip erdoğan siyâset şiir toplum türkiye ulubey Yalçın Yüksel Yeni Türkiye zulüm

Son Eklenen Bloglar

Mar`12
28
NİCE BAYRAMLARA…
MIZRAP 2008

Yorumlar(0)

NİCE BAYRAMLARA…

Bir bayramı daha geride bıraktık. Tâtilin 9 güne tevâfuk etmesi ziyâretlerin hem çapını hem de trafiğini artırdı. Genel ve de özel anlamıyla kriz, kurbanları etkilediyse de bayramı pek etkilemedi. Bayram sabahı köy câmileri gurbetçilerle dolup taştı. Arefe gününden başlayan mezar ziyâretleriyle de kabristanlıklar gözle görülür bir hareketliliğe sahne oldu. Neresinden bakarsak bakalım, bayram bir güzellik getiriyor topluma. Ünsiyet getiriyor, insanlık getiriyor. Bu anlamda, yılın bir başka gününde yaşanması imkânsız olan müstesnâ günlerdir bayram günleri. Bu bayramda bunu bir kez daha idrâk etmiş olmanın hazzını yaşadık.

 Mâlum, bayramlar sevinç ve coşku günleri. Her şeyi yeniden gözden geçirme, sosyâl duyarlılıkları revize etme günleri. Dostluk çatılarını aktarma, kırıkları onarma, kardeşlik binâsını tahkîm etme günleri. Duâ tadında ziyâret, ziyâret tadında duâ günleri. İyi dileklerin, güzel duyguların yarıştığı, küskünlerin, dargınların barıştığı, geçmişle geleceğin, dün ile bugünün birbirine karıştığı, Hz. Âdem’den bu güne ve buradan kıyâmete tüm ehl-i îmânın el sıkıştığı, kucaklaştığı günler. Nitekim, Pennsylvania’daki evinde kendisini ziyâret eden çocukların bayramını kutlayıp hediyeler takdim ettikten sonra misâfirlerle sohbet eden Fethullah GÜLEN Hocaefendi, bayramla ilgili duygularını şöyle dile getiriyor:

“Bayramların içinde âdetâ bütün geçmişimiz uyur, uyanır ve günümüze taşınır; hâl, bayrağımızın gölgesinde kendi ruh ve mânâmızı yudumlamanın tadını duyurur; gelecek de, açılmayı bekleyen tomurcuklar gibi yüzümüze tebessüm eder. Allah’tan, bu millete her zaman en güzel bayramları nasip etmesini niyaz ediyorum.”

Gerçekten, bayramlarda olduğu kadar hâtıralar, eskiler konuşulmaz. Çünkü, doğrusu bu anlamda böylesi bir çoğunluk ve yoğunlukta bir araya gelinmez. Düğünlerde-derneklerde başka gâyelerle bir araya gelindiği, telâşeler çok olduğu için doya doya sohbet imkânı da bulunmaz. Ama, bayramlar sâdece ve sâdece ziyârettir, sohbet ve muhabbet eksenlidir. Bundan dolayı sosyâl dokumuzda bayramların apayrı bir yeri vardır.

Hatırlanmanın güzelliğini de yaşarız bayramlarda. Emekli olalı 4 yıl dolmak üzere. Ama, sayın bakanımız her bayramda mesaj göndermeyi ihmâl etmez. Hem de MEB’inki ilk gelen mesaj olur genellikle:

Degerli meslektasim,

sizin ve ailenizin Kurban Bayramini tebrik eder, saglik ve mutluluklar dilerim.

Huseyin Celik Milli Egitim  Bakani 

Gönderen:MEB 7.Ara.2008 14:08:42

            Hâlen görevde olan meslektaşlarımız da unutmazlar, sağolsunlar. Çeşit çeşit duygu ve düşüncelerinin ifâdesi olan mesajlarını gönderirler:

“İbadet için geldik, hesap için döneceğiz.

Dünyada misafiriz, dirilmek için öleceğiz.

Dostları unutmadık, inşallah nice bayramlara ereceğiz.

Bayramınız mübarek olsun.

Cengiz Y. 7.Ara.2008 19:20:09

Meslektaşlarımız arasına giren güzel gönüllü bir öğrencimizin farklı kelimelerle dizayn edilmiş kısa, özlü ve anlamlı mesajı da şöyle:

Kılavuzumuz K.Kerim’in buyrukları doğrultusunda

kurbiyet ve sevinç günleri olan bayramınız kutlu olsun.

Nurettin Odabaş 9.Ara.2008 20.04

            Aşağıdaki mesaj daha farklı. Okuyunca irkilmedim dersem yalan olur. Şahsa özel yazılmış zannettim. Elbette hepimizde olması gereken vasıflar sıralanmış ama, bizde nerde böylesi özellik. Ama yine de insan bu sıfatlara lâyık olmaya çalışmalı ve biz bunun neresindeyiz diye kendisini sorgulamalı. Bu, tüm Müslümanlar için böyle. Nitekim, bir başka kanaldan aynı mesaj, aynı harf karakterleriyle gelince rahatladım. Demek ki bu klişe bir ifâdeydi. Kişiye özel değildi:

Sevdası yüce, Gönlü nur, Aşkı Muhammed, Şuuru tevhid, Rehberi Kur’an,

Yolu İslam olan, Ey yüce insan. Bayramın mübarek olsun T.C. 7.Ara.2008   20:34

            İşin bir de şu boyutu var: Biz nesil olarak biraz ezik yetiştik. Motivasyona ihtiyâcımız var. Cansız duruşumuz, herkesden belki de daha iyi yapılabilecek işlerden geri kalma sonucuna götürebiliyor insanı. Bu da hem kişi, hem de toplum için bir kayıp olabiliyor. Bu anlamda, gurura sebep olur korkusuyla normâl bir iltifattan bile  kaçınıyoruz. O zaman da, hep birlikte kaybediyoruz. Dozunu iyi ayarlamak şartıyla, herkese konumunu hatırlatmak gerekiyor diye düşünebiliriz. Bu da, üzerinde durulması gereken başlıbaşına bir konu. Ama, önemli bir konu. Çünkü o zaman, çoğu defâ kötülerin demeyelim de, lâyık olmayanların daha öne çıktığı, her şeylerin çıkar çarklarıyla döndüğü bir toplum hâline geliyor, her şey kokuşuyor ve oturup hep birlikte ağlama ihtiyâcı duyuyoruz. Yarınımız adına ve de toprağın altı adına.

            Son farklı mesajla bu konuyu noktalayalım. Mesaj  Coşkun YILMAZ’a âit. Onun mesajları bayramlara ya da kandillere mahsus değildir. Yıl boyu zaman zaman, daha çok Cumâ günleri olmak üzere mesajlar gönderir. Hepsi de duâ mâhiyetindedir. Bize bizi hatırlatır. Olmamız ve de yapmamız gerekeni. Görevimizi.

Coşkun kardeş işi biliyor. Duâ önemli çünkü. Gerçek kardeşliğin bir göstergesi. Mü’minin, din kardeşi için ve gıyâbında yaptığı duânın da ayrı bir anlamı var. İşte onun kurban bayramı mesajı da şöyle:

Rabbimiz Kurbani;

nefsimizin islahi, Müslümanlarin huzur ve zaferi ile insanligin “bayrami”

Bayrami da “Bayramimiz” kilsin…

Selam, hürmet, muhabbet ve dua…   C.Y. 8.Ara.2008   10:37:49

            Buraya aldığımız alamadığımız, birer duâ niteliğindeki mesajları gönderen tüm kardeşlere teşekkür ediyor, BİLMUKÂBELE diyorum.

            Hep birlikte, Müslümanlar olarak daha güzellerini idrâk edeceğimiz NİCE BAYRAMLARA ves’selâm…

 

 

14.12.2008


Mar`12
28
ALMANYA’YA MEKTUP VAR
MIZRAP 2008

Yorumlar(0)

ALMANYA’YA MEKTUP VAR

Son yazdığım Akrostiş yazısında, mektup ve tebrik yazmaktan sağ orta parmağımın dönem dönem nasır bağladığını söylemiştim. Ancak tüm bunlar gurbet bağlamında olabilen şeylermiş meğer. Askerlik, yurt dışı ve görevde gurbet yılları bitip de Ordu’ya geldikten sonra işler değişti. En azından, yazana yazma şekline dönüştü. Hattâ, işin ritmi bozulunca neredeyse yazana bile yazmakta zorlanmaya başladık. İşte size bir örnek:

Sayın Hocam;

Sizlere sonsuz sevgi ve selamlarımı iletiyorum.

Uzun zamandır size bir kart dahi atmadığım için çok üzgünüm.

Dilerim affedersiniz.

Semra Hanım ve çocuklarınıza çok çok sevgilerimi iletiyorum.

Saygılarımla.

10 Hazîran 2004 târihinde bize ulaşan bu kart Almanya’dan geliyor ve dışında almanca yazılar var. Ayrıntı yazmamış. Yazdıklarının hepsi bu kadar. Okuldan mezun olalı yıllar geçen öğrencimizin evlendiğini duymuştuk en son. Demek ki şimdi Almanya’da. İnsanın doğduğu yer değişmiyor ama doyduğu yer farklı farklı olabiliyor.

Hepimizin hayât çizgisinde gurbet hâtıraları ayrı bir yer tutar. Hele büyüklerimizin seferberlik ya da göç hâtıraları anlatmakla bitmeyecek sıkıntı ve çilelerle doludur. Sıla olsun, gurbet olsun; her hâlükârda kimlik ve kişiliğimizin şuurunda olarak yaşayabilmektir esas olan. Nerede olursan ol, Hak’la olabiliyorsan ne mutlu sana. Yüce Mevlâ cümleye hayırlı geçimler, hayırlı geçimlikler ve hayırlı rızıklar nasîp eylesin. Âmin.

Öğrencimiz ne zaman yazmayı düşündü de ne kadar zaman sonra bize bu kartı yazdı bilemiyoruz. Ama, bizim cevâbımız da çok gecikti. O gün bugündür, hâlâ yazıyoruz. Nasip de tââ bu bayramaymış:

Es’selâmü aleyküm

Saygıdeğer kızım;                                                            04.12.2008,Ordu

2004’ün hazîranında gönderdiğiniz karta ancak şimdi karşılık verdiğimiz için

özürle söze başlamak istiyorum. İnşâllâh, bu yazdıklarımız sizlere ulaşır.

Bizler iyiyiz. Ben emekli oldum 2005 yılında.

Şimdi günlük gazete çıkarıyoruz Ordu’da.

Zaman zaman elinden tutup okula getirdiğim için

senin de tanıdığını zannettiğim büyük kızım Sevdenur Samsun’da okuyor.

2 numara Betül, Londra’da amcasının yanında. Daha yeni gitti. Dil öğreniyor.

3 numara, Sâlim Ensar orta 3’de.

4 numara Yûsuf Kerem İlkokul 1’e başladı. Çok tatlı.

Hepsinin de sana selâmları var.

Âilenize de selâm ediyor, sizlere sonsuz mutluluklar diliyoruz.

Âilece, bayramınızı da tebrik ediyor,

haberleşmek ve duâdan unutulmamak dileğiyle,

selâm, sevgi ve saygılar sunuyoruz…                        KAHRAMAN ÂİLESİ

Bizde gurbet edebiyatı çok zengindir. Çünkü biz büyük coğrafyalarda yaşamış bir milletiz. Şarkılar, türküler, şiirler, destanlar, öyküler, filimler. Hepsinde bir gurbet teması yer alır. Diyebiliriz ki, bizim edebiyatımızı büyüten hep gurbet kucağı olmuştur. İşin aslını sorarsanız, bizler insan olarak hepimiz de gurbette değil miyiz? Biz, esas olarak rûhuz ve ruhlar âleminden kopup geldik dünyâ gurbetine. Asıl vatanımıza öldükten sonra ulaşacağız.  Ne mutlu, her nerede olursa olsun kendini bilenlere, esas sılanın yolunu kesen şeylere iltifat etmeyenlere ve gurbet şuuruyla yaşayabilenlere. Onun için atalarımız: “Ayrılık olsun da gayrılık olmasın!” demişlerdir. Allâh birbirimizden ayırsın, yeter ki dinden-îmandan ayırmasın şeklinde anlamak istiyorum ben bunu.

            İsterseniz, daha fazla uzatmadan, hem bu söylediklerimizi doğrulayacak, hem de gurbet anlayışımızı gerçek zemîne oturtacak, kime âit olduğunu bilmediğimiz bir vecîzeyle sözü noktalayalım:

Yedi şey yedi yerde gariptir:

*İçinde namaz kılınmayan câmi, bulunduğu yerde gariptir.

*Açılıp okunmayan Kur’ân, asılı durduğu yerde gariptir.

*Âyetler, özünü kavrayamamış hâfızın kafasında gariptir.

*İyi, temiz huylu bir kadın, kaba ve zorba bir erkeğin evinde gariptir.

*Bildiğiyle amel etmeyen ilim adamının  ilmi gariptir.

*Nâmuslu, fazîletli bir kişi, yozlaşmış topluluk içinde gariptir.

*Müslüman bir ölü, küfür diyârındaki kabristanda gariptir.

            Almanya’ya mektup var. Var olmasına var da, adresini bulacak mı? Çünkü aradan bir sürü zaman geçti. Ayrıca orası gurbet içinde bir gurbet. Ve her şey değişken bu dünyâda zâten. Her şey fânî. Bir nevî gurbet hâlleri yâni baştan sona. Çilelerin, dertlerin, sıkıntıların, ayrılık-gayrılıkların biteceği yer, Cennet! Sabrın önemli olması, dünyânın gurbet oluşundan kaynaklanıyor. Bundan dolayı “MEN SABERA ZAFERA= Kim ki sabreder, zafere ulaşır.” denilmiştir. Cümleye başarılar…

 

 

ORDU HAYAT GAZETESİ

           12.12.2008


Mar`12
28
NİCE BAYRAMLARA…
MIZRAP 2008

Yorumlar(0)

NİCE BAYRAMLARA…

Bir bayramı daha geride bıraktık. Tâtilin 9 güne tevâfuk etmesi ziyâretlerin hem çapını hem de trafiğini artırdı. Genel ve de özel anlamıyla kriz, kurbanları etkilediyse de bayramı pek etkilemedi. Bayram sabahı köy câmileri gurbetçilerle dolup taştı. Arefe gününden başlayan mezar ziyâretleriyle de kabristanlıklar gözle görülür bir hareketliliğe sahne oldu. Neresinden bakarsak bakalım, bayram bir güzellik getiriyor topluma. Ünsiyet getiriyor, insanlık getiriyor. Bu anlamda, yılın bir başka gününde yaşanması imkânsız olan müstesnâ günlerdir bayram günleri. Bu bayramda bunu bir kez daha idrâk etmiş olmanın hazzını yaşadık.

 Mâlum, bayramlar sevinç ve coşku günleri. Her şeyi yeniden gözden geçirme, sosyâl duyarlılıkları revize etme günleri. Dostluk çatılarını aktarma, kırıkları onarma, kardeşlik binâsını tahkîm etme günleri. Duâ tadında ziyâret, ziyâret tadında duâ günleri. İyi dileklerin, güzel duyguların yarıştığı, küskünlerin, dargınların barıştığı, geçmişle geleceğin, dün ile bugünün birbirine karıştığı, Hz. Âdem’den bu güne ve buradan kıyâmete tüm ehl-i îmânın el sıkıştığı, kucaklaştığı günler. Nitekim, Pennsylvania’daki evinde kendisini ziyâret eden çocukların bayramını kutlayıp hediyeler takdim ettikten sonra misâfirlerle sohbet eden Fethullah GÜLEN Hocaefendi, bayramla ilgili duygularını şöyle dile getiriyor:

“Bayramların içinde âdetâ bütün geçmişimiz uyur, uyanır ve günümüze taşınır; hâl, bayrağımızın gölgesinde kendi ruh ve mânâmızı yudumlamanın tadını duyurur; gelecek de, açılmayı bekleyen tomurcuklar gibi yüzümüze tebessüm eder. Allah’tan, bu millete her zaman en güzel bayramları nasip etmesini niyaz ediyorum.”

Gerçekten, bayramlarda olduğu kadar hâtıralar, eskiler konuşulmaz. Çünkü, doğrusu bu anlamda böylesi bir çoğunluk ve yoğunlukta bir araya gelinmez. Düğünlerde-derneklerde başka gâyelerle bir araya gelindiği, telâşeler çok olduğu için doya doya sohbet imkânı da bulunmaz. Ama, bayramlar sâdece ve sâdece ziyârettir, sohbet ve muhabbet eksenlidir. Bundan dolayı sosyâl dokumuzda bayramların apayrı bir yeri vardır.

Hatırlanmanın güzelliğini de yaşarız bayramlarda. Emekli olalı 4 yıl dolmak üzere. Ama, sayın bakanımız her bayramda mesaj göndermeyi ihmâl etmez. Hem de MEB’inki ilk gelen mesaj olur genellikle:

Degerli meslektasim,

sizin ve ailenizin Kurban Bayramini tebrik eder, saglik ve mutluluklar dilerim.

Huseyin Celik Milli Egitim  Bakani 

Gönderen:MEB 7.Ara.2008 14:08:42

            Hâlen görevde olan meslektaşlarımız da unutmazlar, sağolsunlar. Çeşit çeşit duygu ve düşüncelerinin ifâdesi olan mesajlarını gönderirler:

“İbadet için geldik, hesap için döneceğiz.

Dünyada misafiriz, dirilmek için öleceğiz.

Dostları unutmadık, inşallah nice bayramlara ereceğiz.

Bayramınız mübarek olsun.

Cengiz Y. 7.Ara.2008 19:20:09

Meslektaşlarımız arasına giren güzel gönüllü bir öğrencimizin farklı kelimelerle dizayn edilmiş kısa, özlü ve anlamlı mesajı da şöyle:

Kılavuzumuz K.Kerim’in buyrukları doğrultusunda

kurbiyet ve sevinç günleri olan bayramınız kutlu olsun.

Nurettin Odabaş 9.Ara.2008 20.04

            Aşağıdaki mesaj daha farklı. Okuyunca irkilmedim dersem yalan olur. Şahsa özel yazılmış zannettim. Elbette hepimizde olması gereken vasıflar sıralanmış ama, bizde nerde böylesi özellik. Ama yine de insan bu sıfatlara lâyık olmaya çalışmalı ve biz bunun neresindeyiz diye kendisini sorgulamalı. Bu, tüm Müslümanlar için böyle. Nitekim, bir başka kanaldan aynı mesaj, aynı harf karakterleriyle gelince rahatladım. Demek ki bu klişe bir ifâdeydi. Kişiye özel değildi:

Sevdası yüce, Gönlü nur, Aşkı Muhammed, Şuuru tevhid, Rehberi Kur’an,

Yolu İslam olan, Ey yüce insan. Bayramın mübarek olsun T.C. 7.Ara.2008   20:34

            İşin bir de şu boyutu var: Biz nesil olarak biraz ezik yetiştik. Motivasyona ihtiyâcımız var. Cansız duruşumuz, herkesden belki de daha iyi yapılabilecek işlerden geri kalma sonucuna götürebiliyor insanı. Bu da hem kişi, hem de toplum için bir kayıp olabiliyor. Bu anlamda, gurura sebep olur korkusuyla normâl bir iltifattan bile  kaçınıyoruz. O zaman da, hep birlikte kaybediyoruz. Dozunu iyi ayarlamak şartıyla, herkese konumunu hatırlatmak gerekiyor diye düşünebiliriz. Bu da, üzerinde durulması gereken başlıbaşına bir konu. Ama, önemli bir konu. Çünkü o zaman, çoğu defâ kötülerin demeyelim de, lâyık olmayanların daha öne çıktığı, her şeylerin çıkar çarklarıyla döndüğü bir toplum hâline geliyor, her şey kokuşuyor ve oturup hep birlikte ağlama ihtiyâcı duyuyoruz. Yarınımız adına ve de toprağın altı adına.

            Son farklı mesajla bu konuyu noktalayalım. Mesaj  Coşkun YILMAZ’a âit. Onun mesajları bayramlara ya da kandillere mahsus değildir. Yıl boyu zaman zaman, daha çok Cumâ günleri olmak üzere mesajlar gönderir. Hepsi de duâ mâhiyetindedir. Bize bizi hatırlatır. Olmamız ve de yapmamız gerekeni. Görevimizi.

Coşkun kardeş işi biliyor. Duâ önemli çünkü. Gerçek kardeşliğin bir göstergesi. Mü’minin, din kardeşi için ve gıyâbında yaptığı duânın da ayrı bir anlamı var. İşte onun kurban bayramı mesajı da şöyle:

Rabbimiz Kurbani;

nefsimizin islahi, Müslümanlarin huzur ve zaferi ile insanligin “bayrami”

Bayrami da “Bayramimiz” kilsin…

Selam, hürmet, muhabbet ve dua…   C.Y. 8.Ara.2008   10:37:49

            Buraya aldığımız alamadığımız, birer duâ niteliğindeki mesajları gönderen tüm kardeşlere teşekkür ediyor, BİLMUKÂBELE diyorum.

            Hep birlikte, Müslümanlar olarak daha güzellerini idrâk edeceğimiz NİCE BAYRAMLARA ves’selâm…

 

 

ORDU HAYAT GAZETESİ

           11.12.2008


Mar`12
28
CEZÂYİR’E GELEN TEBRİK
MIZRAP 2008

Yorumlar(0)

CEZÂYİR’E GELEN TEBRİK

 

Hayâtımın gurbet dönemlerinin en hoş meşgâlelerinin mektup ve tebrik yazmak olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Gerek askerlik, gerekse yurt dışı staj günlerimde sağ elimin orta parmağının, bilhassa bayrama tevâfuk eden zaman dilimlerinde nasırlaştığına şâhit oldum. Tabiî, her iki gurbette de daktilom yanımda değildi ve bilgisayar denilen nesne de ülkemizin henüz gündemine girmemişti.

Şimdi size, özellikle, gönderdiklerim ve bana gelen tebrik sayısı konusunda rakam telâffuz etsem mübâlağa gelebilir. Bu kadarı da gereksiz dedirtebilir. Ama ben, beni yazmakla, çizmekle meşgûl eden, sevdiklerimle aramda köprü olan, zamanlarımın hayırla değerlendirilmesine vesîle olan bu meşgâlelerden râzıyım. Öteden beri, bana yazanları cevapsız bırakmamaya çalışıyorum. Tıpkı, bu yazılarda da gördüğünüz gibi, hâtıra yazmam için defter veren herkese, neredeyse haddinden fazla denilebilecek kadar yazdığım gibi.

 Çok uzaklarda, askerdesiniz; her gün değişik yörelerden, değişik boy ve ebatta, değişik manzara ve motifli, ayrı ayrı karakterli yazılardan oluşan, her biri kendi orijinalitesi içerisinde ayrı ayrı muştularla gelen 8-10 kart ne demektir? Onlarla en az birkaç hafta idâre edersiniz, değil mi?

Lâkin, şimdi cep telefonları var. Bir mesaj yaz, aynı mesajı at atabildiğin kadar. Nereye, havaya! Ne, kart almak için dolaşma, en güzellerini bulmak için araştırma, ne elle dokunma, ne postacı yolu bekleme, ne iç ceplerde ya da kitap, defter arasında saklama, kartların manzarasına takılıp, ara-sıra dalıp gitme. Hiç biri yok! Hâlbuki kartı saklarsın. Bir yerde unutsan bile yıllar sonra çıkar karşına tekrar, tüm sıcaklığıyla. Onlar her karşınıza çıktığında dostluğunuz tâzelenir. Duygularınız perçinlenir. O yıllar hayâlinizde canlanır. Rûhunuz heyecanlanır. Tıpkı kardeşimin tebrik’inin yıllar sonra elime geçip bu yazıyı yazmama vesîle olduğu gibi. Şimdiki mesajlar anlık, uçup gider bir zaman sonra; tıpkı dostluklar gibi. Demek ki her şeyin mâhiyeti ya da ölçüsü  kendi çağına göre oluyor.

1989-90 dönemi, bir ders yılı, Millî Eğitim Bakanlığı’nca, branşımla ilgili staj yapmak üzere Cezâyir Üniversitesi’ne gönderilmiştim. Dünyâda, biz Türkleri en çok seven insanlar arasında geçen 9 aylık süre hayâtımızın bol istifâdeli en güzel günleri arasındaki yerini aldı. Daha önceleri olduğu gibi, biz döndükten sonraki yıllarda da çok sıkıntılar çeken bu kardeş ülkenin güzel insanlarının, başlarına musallat olan -ve tâ 1830’larda bizi birbirimizden koparma süreciyle başlayan sıkıntılarının bir devâmı niteliğindeki bu günkü -belâlardan bir an önce kurtulmalarını niyâz ediyoruz.

Her neyse. Târih, 16 Mayıs 1990. Cezâyir’deyim. 10’larca zarf arasında büyük boy olanlardan biri kız kardeşim Ayşe’ye âitti. Ben daha önce kendisine tebrik göndermiştim. Yeğenlerim için de ayrı ayrı kartlar yazıp, esprili özel hitaplarda bulunmuştum. Kardeşimin gönderdiği zarfı, daha ilk bakışta el yazısından tanımıştım. Zâten üzerinde Piraziz PTT damgası da vardı.

İkiye katlanan, iki taraflı, mektupvâri olarak doldurulmuş bir kartpostal. Ön yüzündeki tasarım yarı fotoğraf, yarı resimden oluşuyor. Aydın Kartpostalın 128 kod numaralı kartının arka yüzünde, “Eminönü tarafından Yeni Câmi ve Boğaz Köprüsü” yazıyor. Beyaz silûet şekliyle ön plâna çıkarılmış Yeni Câmii’n minâre ve kubbeleri üzerinde martılar uçuşuyor. Kartta yer alan yazılar şöyle:

Es’Selâmü Aleyküm

Canım Abiciğim;

Ne güzel tesâdüf! Hani, “kâlp kalbe karşıdır” derler ya;

bu sefer aynen öyle oldu. Şöyle ki;

3 yıldır eline doğru-dürüst kâğıt-kalem almayan ben;

bu bayramda azıcık varlığımı duyurayım hiç olmazsa dedim

ve masanın başına oturdum. Önce,

Edirne’deki okul arkadaşlarım Nebiye ile Selviye’ye yazdım.

Sıra, tam sana gelmişti ki;

hemen o ara Muhsin Bey elinde kartlarla gelmesin mi!?

Kısacası, bizler de senin bayramını “Bilmukâbele” kutluyoruz.

Sana sevgilerimizi yolluyoruz. Kartların herkesin çok hoşuna gitti.

Çocuklarım, sizin gibi dayıları olduğu için çok şanslılar.

Tabiî ben de. Rabbime şükürler olsun.

Çocuklara yazdığın kartlar ve onlara hitap tarzın

Muhlis Âbimizin de çok hoşuna gitmiş olacak ki, bayağı güldü.

Kısacası, hoş sürprizine teşekkürler. (Allâh cc râzı olsun. Âmin)

Abiciğim; seni çok özledik.

Dileğimiz, bir an evvel memlekette bizimle olman.

Buralarda herkes iyi; senin dönmeni bekliyorlar.

Oralarda bulunmanın hakkını vermeye bak.

Gelince bize ve yeğenlerine bol bol anlatırsın.

Hepimiz istifâde ederiz.

En içten sevgilerimle…

Kardeşin; Ayşe AYDIN, Piraziz

 

Şimdi ben de meraklandım. Yeğenlerime yazdığım kartlar duruyor mu acabâ? O günkü sevecenliklerine ithâfen neler yazmışımdır, kim bilir? Onlar da, ben de görmek isterim. Lâkin, gönlün istediği her şey olmaz ki bu dünyâda sevgili yeğenler. Çünkü bu âlem fânîdir; fenâ, yâni, yokluk âlemidir bu âlem. Gurbettir. Gerçek varlık ve sıla ötede.

Orayı unutmayalım. Orayı unutturan yolu tutmayalım. Ki, Rabbim bizi rızâsında buluştursun. Hiçbir gölgenin olmadığı günde, Arşının gölgesine doluştursun. Bu minvâl üzere hepimize hidâyet ve istikâmetler ihsân eylesin. Âmin. İşte gerçek bayramımız o zaman olacaktır.

Yaklaşık 20 yıl sonra bugün de buradan yine, sizlerin, okuyucularımızın, milletimizin ve tüm İslâm Âleminin bayramını kutluyor, nicelerini daha güzelleriyle yaşamak dilek, arzu ve temennîsi, ayrıca öteden beri bayram duygu ve düşüncelerimizi yansıtan bir dörtlük ilâvesiyle berâber selâm, sevgi ve saygılar sunuyorum:

HASRET

Müslümanlar dardadır, varlığa hasrettir hep

Zillet çukurundadır, dirliğe hasrettir hep

Mazlumlar âhı için nasîp eyle YâRabbî

Gerçek bayramlarımız, birliğe hasrettir hep…

N.K.

 

 

ORDU HAYAT GAZETESİ

          05.12.2008


Mar`12
28
ORDU ile TUNCELİ
MIZRAP 2008

Yorumlar(0)

ORDU ile TUNCELİ

 

Gazete olarak en çok tenkit aldığımız konuların başında ilçe haberlerine çok yer vermemiz geliyor. Aslında ortada anormal bir şey yok. Çünkü, her şeyden önce biz tüm Ordu vilâyetine hitap ediyoruz. Burası her ne kadar merkez olsa da, geride beldeleriyle birlikte bir sürü yerleşim birimi var. Toprak ve nüfus olarak %80 kısım ilçe kapsamında. Onun için, buralardan gelen haberlerin daha çok olması çok normal.

Ama, gerçekten Ünye ve Fatsa ilçelerimizle ilgili, başta belediye kaynaklı olmak üzere, göze batacak kadar çok haber yer almıyor değil gazetelerimizde zaman zaman. Bâzen öyle denk geliyor ki, yerel gazetelerin 1. sayfaları dahî ilçe haberleriyle kaplanmış olabiliyor.

Ne zamandır bu konuda yazmak istiyordum. Çünkü, bu konu o kadar çok dillendiriliyor ki, bir ukde hâline geldi. Geçen hafta yerel gazetelerimizde yayınlanan bir haber bizim için artık yazma zamânının geldiğinin işâretiydi. Haberin başlığı şöyle:

MÂBEDSİZ ŞEHİRLER

Ünye’de 280 cami, 305 din görevlisi din hizmetinde. Haberin devâmında,

“Ünye’de, merkezde 47, beldelerde 79, köylerde 154 olmak üzere toplam 280 cami bulunuyor…”

Ordu merkezde, mescidlerle birlikte câmi sayısı 30-35 civârında olduğu düşünülürse, bizim yarımız kadarlık nüfûsuyla Ünye merkezin mâbed sayısının bizden çok çok fazla olduğu görülecektir.

Bu yönüyle Ordu’muz Tunceli ilimizi aklıma getirir hep. Sanırım, nüfûsuna göre câmi sayısı en az olan illerden birisidir Ordu. Bu konuyu netleştirmek için istatistiklere bakmak gerekli elbette. Ancak biz kabaca değerlendiriyoruz. Çünkü görünen köy kılavuz istemez. İşte Ünye ve Fatsa örneği hemen yakınımızda. Onların, mevcut nüfuslarına göre câmi sayısı bizden çok çok fazla. Her türlü doğal güzelliklerin şâhikasında olan Ordu’muz ise onların yanında, Osman Yüksel SERDENGEÇTİ merhûmun, zamânın Ankara’sı için kullandığı MÂBEDSİZ ŞEHİR konumunda kalıyor. Özellikle yeni semtler kurulurken câmi hiç sözkonusu değil. İsterseniz bu bayramda sizler de gözlemlemeye çalışın. Gurbetçi olanlar da geldikleri yerlerle karşılaştırsınlar. Ordu’muz, böyle gelmiş böyle de gidiyor! Neden mi?

Bir defâ, nasıl Tunceli için sağ bir belediye düşünülemezse, Ordu’muz da hemen hemen buna yakın bir durumda. Fikret TÜRKYILMAZ Bey’le bu teâmül bozulacak gibi oldu. Ama iş, çok gecikmeden yine aslına döndü. Bizim belediyelerimiz hep sol karakterli oldu ve  sol kemikleşti âdetâ. Dolayısıyla, câmi diye bir dert olamadı. Vatandaşda olanları da belediyeler küstürdü. Ya da, en azından, belediyelerin duruşu veyâ karakteri caydırıcı oldu.

MESCİDİ OLMAYAN BELEDİYE

Bilmem, mescidi olmayan bir 2. belediye binâsı var mı ülkemizde? Belki Tunceli Belediyesi’nde, Diyarbakır’da bile vardır; ama Ordu’da olamıyor. Başkanlar 5 vakit namaz kılsalar, hiç cumâ ya da cenâze namazı kaçırmasalar, yolcu etmedik, hattâ karşılamadık hacı bırakmasalar bile sonuç değişmiyor!

Tunceli ile Ordu tevâfuku bunlarla sınırlı değil. İşte çok güncel bir örnek daha:

Yerel ve ulusal gazetelerimizde yer aldığı kadarıyla AkParti, Mart 2009’daki mahallî seçimlerde kritik olarak değerlendirdiği sekiz ilde belediye başkanlığını almak için özel bir çalışma başlattı. Başbakan’ın tâlimâtı ile Diyarbakır, Tunceli, Ordu, Trabzon, İzmir, Eskişehir, Mersin ve Edirne’de özel çalışma yürütmek üzere danışman görevlendirildi.

“UZUN, İNCE BİR YOL”

Bu kadar da olur mu demeyin! Ordu ile Tunceli’nin bir benzerliği de, yine her iki vilâyetin AkParti İl Başkanlarının istifâ ederek Belediye Başkanlıkları için aday adayı olmaları. 2 Aralık târihli Zaman Gazetesi’nde yer alan habere göre, AkParti Tunceli İl Başkanı Cihan AÇIKGÖZ, bizim il başkanımız gibi aynı şekilde, adaylığı konusunda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve parti genel merkezinin bilgisi olduğunu belirtti. Açıkgöz, benzer ifâdelerle “Hükümetin desteğini alarak yere basan projelerle Tunceli’ye hizmet vereceğiz.” dedi.

Bakalım, bu 8 şehirden hangisi ya da hangileri Başbakan’ın yüreğine su serpecek? Dileğimiz hepsinde de hayırlı sonuca ulaşılması. Fakat, bunun “uzun, ince bir yol” olduğunu söylemeye gerek yok. Ve, Ordu’da bu yol, Türkiye’nin en uzun tünelini açmaktan da daha zor. Yüce Allâh, Tayyip Bey’in birikim, misyon, duruş, performans ve ufkuyla örtüşen başkanlar başkanlar nasîp etsin tüm kentlerimize. Temennîmiz  bu, amma velâkin; Ordu özelinde geçen seçim sonucunun tekrarından endîşe duyuyoruz.

BU BAYRAMDA MÜFTÜ KİM?

Sahi, Belediye Başkanlığı sevdâsına düşen AkParti aday adayları, bürokratlar, tüm etkili ve yetkililer Ordu müftüsü olarak kimin elini öpecekler bu bayramda? Ya da, polemik konusu hâline getirdikleri bu insanların yüzüne nasıl bakacaklar?

Müftülükten, hizmet uzmanlığına tenzil ettikleri hocamızla, hakkını arayıp müftü olarak tekrar dönüşüne tepki gösterip makam arabasına el koydukları ve resmen muhatap almadıkları diğer hocamıza karşı nasıl tavır sergileyecekler?

Bayram havası, sergilenen tavırların aybını izâleye yetecek mi? Kendileriniz lüx arabalarla arz-ı endam ederken, koskoca il müftüsünü yaya bırakmanın çalımıyla nereye varabileceğinizi düşünüyorsunuz? İlin müftüsü yaya, sizler at sırtında Ayışığı’nda bayramlaşmaya! Ey etkililer ve yetkililer, sevgili Ordulular; hepimizin bayramı mübârek olsun!

İşte burada Tunceli’den ayrılıyoruz. Çünkü orada böyle şeyler olabileceğini tahmin etmiyorum. Hattâ Diyarbakır’da; her neresi aklınıza gelirse. Örneği yok çünkü bu tavrın. Yurt dışı da buna dâhil. İşte bu bir Ordu farkı! Etkili ve yetkililerimiz ne kadar övünseler az! Ordumuzu marka yaptılar! Hayırlı olsun!

Pazar gün Arefe, Pazartesi bayram. Kurban, yaklaşmak, yakınlaşmak demek. Bu bayramın bizleri fert, cemiyet, millet ve ümmet olarak hırslardan, kinlerden, enâniyetten, kibirden uzaklaştırarak birbirimize, dolayısıyle Allâh’a daha da yaklaştırması dileğiyle bayramınızı tebrik ediyor, daha nicelerine hep birlikte mutlulukla ulaşmamız temennîsiyle, kalbî selâm, sevgi ve saygılarımı sunuyorum ves’selâm

 

 

 

 

 ORDU HAYAT GAZETESİ

              04.12.2008


Toplam 517 Blog, 104 Sayfada Gösterilmektedir.
«« « 1 2 3 4 [5] 6 7 8 9 10 » »»

En Çok Okunanlar Son Yorumlananlar Hakkımda
POPÜLER MASONLAR ORDUDA (6131)
AKROSTİŞ YAZILARI (5020)
FOTOĞRAF-NÂME (4708)
EYMÜR-NÂME 1 (4199)
EYMÜR-NÂME 3 (4171)
EYMÜR-NÂME 2 (3979)
MODA-NÂME (3974)
Nûri KAHRAMAN (3614)
Bedford-nâme (3527)
BAYRAMLAŞALIM DOSTLAR! (3515)
ÜÇ ÖZTÜRK, BİR MEVLÂNÂ.. (1)
CHP-NÂME (1)
GACAROĞLU AHMET EFENDİ (1876-1962) (1)
FOTOĞRAF-NÂME (4)
37 YIL ÖNCESİ, KÖYDE BU GÜN.. (1)
NASIL BİR İL BAŞKANI? (1)
ERKAN TEMİZ BEYİN TELEFONU (1)
BİZ DE İMAM-HATİPLİYİZ Sn. ADİL AKYURT (1)
MODA-NÂME (3)
AKROSTİŞ YAZILARI (4)
 

Www.GirdapTasarim.Com Tarafından Hazırlanmıştır...