Menü

Anket

Sitemizi Beğendiniz mi?
Evet (%74,5)
Hayır (%20,7)
Kararsız (%4,71)

Toplam Oy: 212

Tüm Anketler

Takvim

« Ekim - 2021

»

PT SL ÇŞ CM CT PZ
1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30 31

İstatistikler

 Toplam Hit: 3592766
 Sitede Aktif: 2
 Ip: 3.239.2.222
 Browser: Default - 0.0
 Toplam Kategori: 20
 Toplam Blog: 561
 Toplam Yorum: 28
 Toplam Resim: 6
 Toplam Mesaj: 16

Etiket Bulutu

15 Temmuz 2016 Cumâ Dirilişi adayname aile âile Akdeniz Üniversitesi akrostiş anı Antalya Antalya Palas aşık edebiyatı ÂŞIK EDEBİYATI BABA başbakan başkanlık Bedford, Araba sevdası Biyografi cami cemaat cemiyet chp cuma cumhurbaşkanı çocuk edebiyatı Çocuk Edebiyâtı ÇOCUK ŞİİRLERİ dede deneme DÎNÎ ŞİİRLER DİNİ-MİLLİ ŞİİRLER DÖRTLÜK edebiyat eleştiri eymür eymür köyü eymürname GÜZELLEME halk şiiri halk şiri HÂTIRA hâtıralar HAYAT HİKÂYESİ HECE HECE VEZNİ hiciv İMAM-HATİP PİLÂV GÜNLERİ işkence KADİR GECESİ KÂFİYE komşu ülkeler koşma köy yazıları köyname lüleburgaz MANİ Manzum Fıkralar mızrap NÂMELER Nasreddin Hoca NURİ KAHRAMAN okul edebiyatı ordu ordu hayat ordu hayat gazetesi ordu imam-hatip Palace Palas RAMAZAN RAMAZAN EDEBİYATI recep tayyip erdoğan siyâset şiir toplum türkiye ulubey Yalçın Yüksel Yeni Türkiye zulüm

Son Eklenen Bloglar

Mar`12
28
AHŞAP ANAHTAR’ın KADERİ
MIZRAP 2008

Yorumlar(0)

AHŞAP ANAHTAR’ın KADERİ

Geçen hafta ortası Ankara’daydım. Aynı gün FâtihHan ÜNAL Bey de oradaymış. Fakat ben Ordu’ya döndüğümde öğrendim. Sn. M. Hilmi GÜLER Bey’in de Ordu’da olduğu bu günde İl Başkanımızın Ankara’da oluş sebebini iki gün sonra Ordu’da yaptığı ve Belediye başkanlığı aday adaylığı için İl Başkanlığı görevinden istifâsını açıkladığı basın toplantısı bağlamında öğrenmiş olduk. Hayırlı olsun. Bizim böyle şeyler haddimize değil. Burada bulunuş sebebimiz sâdece ve sâdece sağlık. Üç ayda bir kontrol için geliyoruz.

Verilen randevudan bir gün öncesi akşamı saat 21.00’de otobüse biniyoruz. Sabah 6-7 arası Ankara’da iniyoruz. Önce hastânede tahlilleri verdikten sonra, öğleden sonraki konsültasyona kadar şöyle Kızılay’a doğru bir turluyoruz. Geçerken mutlakâ Sıhhiye’deki Türkiye Diyânet Vakfı Yayınevi’ne uğruyoruz. İsterseniz uğramayın. Tam yolunuzun üzerinde. Kültür ve irfânımıza hitap eden kitap, dergi vs. türünden her çeşit yayını orada görmek mümkün. İster alın ister almayın; incelemek serbest. Yeni yayınlarla tanışıyorsunuz. Gözünüz-gönlünüz doyuyor kitaplara. İllâki bir şeyler de alıyorsunuz netîcede. Kriz de olsa, eliniz boş çıkamıyorsunuz buradan. Kitaplardan mı utanıyorsunuz, kitapçılardan mı, yoksa kendinizden mi; bilemiyorsunuz!

Bu defâ, evdeki herkese birer adet yayın düşüncesiyle iki kitapla iki dergi aldım. Ankara günlerimin ekseninde hep hastâne olduğu için psikolojim de buna göre oluyor herhâlde. Belki bundan dolayı, dikkâtimi çeken kitaplardan ilki, Said ALPSOY’un MEZARDA NELER YAŞANIR? adlı eseri oldu. Diğeri de yine aynı yazarın, KUR’AN DUASI kitabı. Kur’an’da geçen duâları metin ve meâl olarak veriyor. Her iki kitap da başucu kitabı niteliğinde. Her ikisi de, hem kâğıt hem de içerik olarak çok güzel ve pratik. Özellikle 1. kitap çok güzel fotoğraflar ve motiflerle bezenmiş. Oldukça albenili, yazarın tüm diğer kitapları gibi.

Dergilerden KÜLTÜR, neredeyse kitap boyutunda. Baskı, kâğıt ve muhtevâ olarak da çok güzel. Bu sayının kapak konusu OSMANLIDA ÇOCUK. Tek kelimeyle mükemmel. Büyük oğluma verdim. İnceliyor. KUR’AN DUÂSI’nı da küçüğüne. Okumayı yeni söktü. İlk okuduğu kitaplardan olacak bu. Okuyor da mâşâllâh. Hep okumasa da, kendisini böyle bir kitapla denemesi bile güzel.

-          Elif-Be kısmını da yazın öğrenirim değil mi babacım? diyor.

-          Evet oğlum. Tabiî. İnşâllâh diye cevaplıyorum gözlerinden öperek.

Duâyla başladı, duâyla gider ve bize de dâimâ duâ eder inşâllâh. Yukarda sözü edilen ilk kitabın adının ilhâmiyle, onların duâları sâyesinde mezarda güzel şeyler yaşarız inşâllâh.

Son olarak gözüme takılan Sincan istasyonu adlı bir dergiydi. Hem kâğıt, hem baskı tekniği îtibârıyle ağır başlı olduğu gibi, muhtevâ olarak da doyurucu geldi bana. Şiirler sardı beni. Yazılar, değerlendirmeler ve değiniler de. Aylık çıkıyor. Elimdeki Kasım 2008’e âit ve 15. sayı. Öğleden sonra, konsültasyonu müteâkip de tahlil verilebilir düşüncesiyle tehir ettiğim, ancak ikindiden sonra fakülte kantininde kendime çekebildiğim çay ziyâfeti esnâsında incelediğim derginin  sâhibi ve yazarı olan Abdülkadir BUDAK ismi hiç yabancı gelmedi bana. Ordu’ya döndüğümde kitaplığımda Can yayınlarından çıkan AHŞAP ANAHTAR isimli kitabını buldum. Kapağı açtıktan sonra, 2. yaprakta yazarın,

Sevgili kardeşim

         Sevdenur Kahraman’a

çelik bir dünyânın önünde

         ahşap bir anahtarla

                  kalmaması dileğiyle…

9.6.2001, Ordu

şeklinde güzelce ve özenle yazıp imzaladığı ifâdeleri gördüm. Yazar, büyük ihtimâlle, Türkiye Yazarlar Birliği Ordu Şûbesi olarak düzenlediğimiz bir ŞİİR ŞÖLENİ dolayısıyla Ordu’ya gelmişti. Orada tanışmış, kitap imzalatmıştık.

 

Derginin sahip ve yazarı Abdülkadir BUDAK’ın yukarda sözü edilen kitabından, derginin ismine yakın ad taşıyan bir şiirle yazımızı bağlamak yerinde olacak gibi. Şiir güzel; arı-duru. Gel gör ki kitapta,herkesin anlayamayacağı, anlasa da yanlış anlayabileceği, bu şiirde olduğu gibi, “acabâ kader anlayışını red mi ediyor, inançlara saygısız mı?” şeklinde sorular akla getirebileceği yerler var. Buna gerek var mı?  Çocuklarımızının kafasını karıştırıp durmanın âlemi ne?

Sanatın, edebiyatın câzibesini kullanarak, gençleri meçhûl bir boşluğa savurmanın kime, ne faydası var?  İnanç gibi hassas ve çok önemli bir konuda şaka yapmak bile, yaratana karşı en azından saygısızlıkken, sanat yapıyoruz diyerek ulu orta mısrâlar döktürmenin, duygu ve düşüncelere hangi özellik ve güzellikleri, davranışlara hangi erdemleri kazandırabileceği merak konusu!

Kararı, şiiri okuduktan sonra siz verin sevgili okuyucular. Şiir özde güzel, sözde duru. Ancak inançta bulanık. Peki ne anladık bu işten? Söz ustalığı yapacağız derken her şeyi kırıp-dökmenin, yüzüne-gözüne bulaştırmanın ya da yanlış anlaşılacak yerlerde dolaştırmanın gençlere faydası ne? İşte örnek bir şiir, buyurun; karar sizin:

 

BABAM VE İSTASYON

Yazgı diye bir şey yok, olduğunu sanırsın

Buluşması imkânsız rayları düşününce

Şaşırırım, ben bir göle düşerim

Gölde açan nilüfer olmuşken anne

 

İstasyonu düşünürüm, babam gelir aklıma

Buluşması imkânsız raylar ile birlikte

Tahta asker bavulu, seferberlik günleri

Babam kaybedilmiş hayat denen cephede

 

Çoktan çekildi o göl nilüferler de

 

            “Yazgı diye bir şey yok!” ha sayın şâir. Ya bu yazdıklarımız, ya bu başımıza gelenler ve gelecek olanlar ne? Benim evimde mevcut olan ve yıllarca her gün karşısında saatlerce oturduğum AHŞAP ANAHTAR’a, Ankara üzerinden Sincan İstasyonu yoluyla ulaşmam KADER değil de neyin nesi acabâ; söyleyebilir misiniz?

 

 

ORDU HAYAT GAZETESİ

            01.12.2008


Mar`12
28
FâtihHan ÜNAL’a 2. MEKTUP
MIZRAP 2008

Yorumlar(0)

FâtihHan ÜNAL’a 2. MEKTUP

 

FâtihHan Kardeş; bilmem ilk mektubum size ulaştı mı? İnşâllâh ulaşmıştır.

Belki de yoğun işlerinizden dolayı okuma fırsatı bulamamışsınızdır. Her neyse…

Bu mektubumda da sizi, öncelikle sevgi ve saygıyla selâmlıyor,

kararınızdan ve cesâretinizden dolayı da hâsseten tebrik ediyorum.

Kendinizi çok çok büyük bir sorumluluğun altına itiyorsunuz.

Şahsınız, Ordumuz ve de yurdumuz için hayırlı olsun.

Yaklaşık 5 yıldır vilâyetin genel ya da özel işlerinin tümü elinizin altındaydı.

Hükümetin icraatlarını tâkip ve hızlandırma konumundaydınız.

Bunlar yetmiyormuş gibi, şimdi bir de Belediye’ye tâlipsiniz.

Konuşulan buydu piyasada. Geçen hafta yine bir cenâzedeydik, Şâhincili’de.

AkParti’de büyük emeği olan Azaklı  âilesinin bir büyüğünün cenâzesiydi.

Milliyetçi-muhâfazakâr çevre vefâ imtihanındaydı bence.

Gözlerin görmek istediği kişilerin başında da siz vardınız.

İster-istemez konuşuldu ve Ankara’da olduğunuz öğrenildi.

Burada olsaydınız mutlakâ katılırdınız. İnanıyorum.

Sn. Bakanımız M.Hilmi GÜLER Ordu’dayken sizin Ankara’da olmanız

Belediye başkanlığı koşusunu akla getirdi yine doğal olarak.

Nitekim, geçtiğimiz mübârek cumâ günü düzenlediğiniz basın toplantısında;

“Ben il başkanlığı görevimi sayın Başbakanımdan bir Cuma günü almıştım.

Dolayısıyla bu Cuma 4.5 yıldır taşıdığım bu görevi

başka bir alana taşımak için bırakıyorum.” dediniz ve

Ordu Belediyesi AkParti başkan aday adaylığına adımınızı attınız.

Uslûbunuzdan taşan ifadeye göre, Başbakan’dan değil adaylık, sanki

Belediye Başkanlığı görevini seçimsiz olarak teslim almış gibiydiniz!

Gazânız mübârek olsun. Yüce Allâh(cc) yardımını esirgemesin.

Cesâretiniz ve öz güveniniz takdîre şâyân. Bu büyük bir risk çünkü.

İktidar ve halk adına, Belediye yükünü omuzluyorsunuz.

Bir de başarılamadığını düşününüz. Bunun vebâli büyük bence.

Boşa geçen koskoca bir beş yıldan sonra bir beş yılı daha düşünün.

Bundan sonraki beş yıl ve sonrası için, bu adım hayâtî önemde.

Her kim olursa olsun, bu sorumluluğu kaldırmak herkesin kârı değil.

Tabiî, bu söylediklerim mâcerâ peşinde koşanlar için değil.

Şehrimizi, insanlarımızı ve geleceğimizi önemseyenler içindir.

Kenti, hizmeti ve AkParti’yi her şeyin önünde tutanlar için.

Mâşallâh, herkesler krizleri oynarken siz çok çok iyisiniz.

Fakat siyâset ticârete benzemez. Ticâretteki başarınız sizi yanıltmasın.

Ayrıca, yukarda kendizin de bizzat söylediği gibi sizi oraya Ankara getirdi.

Ama, aynı Ankara rüzgârı Belediye seçiminde hiçbir anlam ifâde etmedi.

Üstüne üstlük bu defâ bir de, oldukça ters yönde esen bir fındık poyrazı var.

Bu poyrazın çok güçlü olduğuna, karşısına kim çıkarsa çıksın,

püskürtecek ciddiyette olduğuna da âcizâne bizler şâhidiz.

Bu ve benzeri nice olumsuz şartlar altında aday adayı oldunuz.

Bunun için büyük bir fedâkârlıkla il başkanlığından istifâ ettiniz.

“Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak!” da var işin içinde.

Çünkü, yerinize gelen arkadaş sizi Belediyeye taşıyabilecek mi?

Öyle ya, imaj çok önemli. Adam bulmak da zor.

Çünkü, gerçekten zor ve yorucu bir iş şu siyâset.

Her iş sizden bekleniyor ve dâimâ göz önünde, denetimdesiniz.

Benim anlamadığım, bu kadar yorucu bir iş için niye can atar insanlar?

Ulaşanlar koşar, koşuşturur durur. Ev terk, iş terk, memleket terk!

Oralarda, buralarda dolaşır dururlar; geceleri yok, gündüzleri yok.

Derneklerde, vakıflarda adam bulacağız diye yıllarca yırtınır durursunuz.

Ama bir türlü başaramazsınız. Başarsanız da bir süre sonra hızı kesilir.

İş partiye geldimiydi, hele bir de iktidarsa, her şey kendiliğinden oluverir.

Ne insanlar türemiştir; ne insanlar yetişmiştir, siz de hayret edersiniz!

Onun için sizin iyi niyetinizi temsil edecek halefler bulabilmek önemli.

Burada, samîmî olanlarla çıkarcı olanları ayırma meselesi var.

Önünüze önünüze atılıveren menfaatçıları yana itip de

Haktan, hakîkât ve adâletten yana olanları öne çıkarabilmek mârifet ister.

Bütün bir milletin, yetimlerin hakkı, hukûku söz konusu. Mesûliyet büyük.

Tüm bu işleri omuzlamak, sorumluluk üstlenmek zorun zoru bir iş.

Hak ve halk adına sorumluluk almak büyük bir babayiğitlik.

Sizi bu anlamda tekrar kutluyor ve cesâretinize imreniyorum.

Yalınkılıç, tek başınıza, bir akıncı misâli atılıyorsunuz meydanlara.

Meydanı gümbür gümbür inletiyorsunuz özgüvenin verdiği güçle.

Hizmetlerden, gayretlerden ve başarılardan aldığınız hızla.

Öylesine güven dolusunuz ki kendinize, kimse umurunuzda değil.

Gözü kara bir hizmet ve himmet erisiniz.

“Biz biliriz bizim işlerimizi, işimiz kimseden sorulmamıştır!”

“Ordu(lu)lar, ilk hedefiniz Belediye başkanlığıdır,İleriii!”

Yâ Allâh, Bismillâh, Allâhü Ekber! Diyerek çıktınız yola.

İnşâllâh seçimlerin sonunda şu deyimi hatırlamak durumunda kalmayız:

“Zenginsin derler, maldan ederler;

Yiğitsin derler, candan ederler!”

Atalarımızın ne güzel sözleri var aslında; ama kulak veren kim?!

Tüm dileğim, Ordu şehrinin sağduyulu, iyi bir başkana kavuşarak,

iktidarın da avantajıyla güzel ve farklı hizmetlerle tanışması.

Bilvesîle bayramınızı şimdiden tebrik ediyor, nicelerine ulaşmanız dileğiyle

sizin de şu temennîlerimize gönülden katılacağınıza inanıyorum:

“Geç kaldın desinler, geçmiş olsun demesinler!” ves’selâm…

 

 

 

 

 

 

 ORDU HAYAT GAZETESİ

            30.11.2008


Mar`12
28
FâtihHan ÜNAL’a MEKTUPLAR
MIZRAP 2008

Yorumlar(0)

FâtihHan ÜNAL’a MEKTUPLAR

Sizinle görüşme fırsatımız olamıyor bir türlü.

Zamanımız mı yok, ihtiyâcımız mı bilemiyorum?

Bu defâ, en iyisi yazayım dedim. Sizin için belki gereği olmayabilir.

Ama benim, duygu ve düşüncelerimi paylaşmaya ihtiyâcım var.

Muhatap olarak sizi seçtiğim için mâzûriyetimi istirhâm ediyorum peşînen.

Bilmem okumaya zamânınız olur mu? Meşgaleleriniz el verir mi?

Öyle ya; çok önemli bir mevkîde, iktidar İl Teşkilâtının başındasınız.

Basını tâkip edebiliyor musunuz? Böyle uzun yazılarla aranız nasıl?

Belki biraz zamanınıza mâlolacak ama, kendim için yazıyorsam nâmerdim!

Yüzyüze gelsek, bu kadar rahat söyleyemem. Biraz da bundan, yazmayı seçtim!

Umarım duygu, düşünce ve gözlemlerimiz hepimiz için hayırlı olur.

TANIŞIYORUZ MU?

Öncelikle, daha evvel tanışmadığımızı belirterek söze başlamak istiyorum.

Nasıl oldu bilmiyorum; 52 yıllık Orduluyum. Yollarımız hiç kesişmedi.

Ne eğitim sürecinde, ne de sosyâl faaliyetler bağlamında.

Ensar Vakfı olarak Eskipazar’da 10 yıla yakın KIR GEZİSİ düzenledik.

TYB Ordu Şûbesi olarak organize ettiğimiz ŞİİR ŞÖLENLERİ var.

Konferanslar, paneller, konserler, mitingler, okul programları…

Hele hele, Fikret TÜRKYILMAZ Belediyesi ve Sivil Toplum örgütleri olarak

Her Ramazan AYIŞIĞI SALONU’nda gerçekleştirilen KİTAP ve KÜLTÜR Fuarları.

Ki, terâvihlerden sonra oralarda güzel sohbet ortamları olurdu. Her kes gelirdi.

Çaylar içilir, muhabbetler kurulurdu. Orası bir ortak kültür plâtformu gibiydi.

Bunları neden söylüyorum? Siz hiçbir yerlerde yoktunuz, ya da tanınmıyordunuz.

Sanırım o sıralar Ordu’da ikâmet etmiyordunuz. Dışarılardaydınız.

Siz AkParti’yle birlikte ortaya çıkan, onun Ordu’ya kazandırdığı bir şahsiyetsiniz.

Millî-mânevî değerlere bağlı nitelikli eleman sıkıntısı çektiğimiz günlerde,

bir Fâtih Han ÜNAL olarak ilin en tepe noktalarında yerinizi aldınız.

Varlığınızdan kıvanç duyuyoruz. Hani, ne diyorlar: “İyi ki varsınız!”

En  kritik bir dönemde büyük bir yük omuzladınız ve götürüyorsunuz.

Siyâsetin sağladığı avantajla, şu an ilimizin önde gelen isimleri arasındasınız.

Hem bir ticâret adamı hem de siyâsetçi olarak.

ÖCELİ’DEKİ CENÂZE

Bu bağlamda, dağ-taş, dere-tepe demeyip her tarafı dolaştınız.

Tabanda eğleş(e)meden tavan yaptığınız için hep yukarılarda oldunuz.

Aşağılarda pek dolaş(a)madınız. Kentlere vardınız ama, semtlere uğrayamadınız.

Bu anlamda düğünlerde, cenâzelerde de pek karşılaşamadık ne yazık ki!

“Seyit TORUN Bey, koca belediye başkanı, bak işte zaman ayırıp gelebilmiş.

Bizim İl Başkanımız nerede?” diye gözler hep arayışta oldu.

Fakat yarınki gazetelerde okuduk ki siz ya Aybastı’dasınız, ya Akkuş’da…

Bakan Beylerle, ya da milletvekilleriyle hizmet yollarındasınız.

Son Hacılar uğurlanırken bile Seyit TORUN Bey sabah erkenden garajdaydı.

Orada da yoktunuz; ama, geçenlerde Öceli’deki bir cenâzede, namazdan önce,

“burada illâ ki olmalıydı!” şeklinde değerlendirildiğiniz noktada,

cenâze namazı için saf tutanlar sizi karşısında görünce şaşırdılar.

Belki sizin aklınızın kıysından da, köşesinden de geçmediği hâlde

“Gâlibâ Belediye başkanlığına aday!” diye geçti içlerinden gayr-ı ihtiyârî!

Çünkü o gün, ne yapıp edip gelmiştiniz. Hem de oldukça kalabalıktınız.

Öğle namazından önce Seyit Başkan vardı çevresiyle, öğleden sonra da siz.

Belediye Başkanıyla yollarınız kesişmeye başlamıştı.

Demek ki, aynı hedefe doğru koşuyordunuz! Hem, heyecanlı da görünüyordunuz.

Her neyse. İnşâllâh bu konudaki fikirlerimizi de paylaşırız gerekirse…

GARÂBET!

O gün orada, haber için fotoğraf çekerken, bizi de fark etmiş olmalısınız ki,

bu anlamda tebessüm ve iltifatlarınızdan nasîbimizi aldık. Teşekkür ederiz.

Unutulmamak, ayaküstü de olsa muhâtap alınmak büyük bir mazhariyet.

Baksanıza, 40 yıllık müftümüz, içimizden biri; görevinin son demlerinde,

hem de kendi ilinde, muhâtap alınmama muâmelesiyle karşı-karşıya!

Şimdiye kadar görev yaptığı onlarca yer ve makamlarda, askerî devirlerde

böyle bir muâmeleyle karşılaşmış olacağını düşünemiyorum.

Hep söylenen, “kendi memleketinde değeri olmamak!” bu olsa gerek.

Tanınmamak, reddedilmek, görmezden gelinmek, kolay bir şey değil.

Bilmiyorum, bu garâbete artık son vermek için bir adımınız var mı?

Hiç görmeden görüşmeme kararı, yetkiden çok bir etkinin ifâdesi değil mi?

O zaman burada, sizlere de bir etki, îzah ya da vâkıayı arz görevi düştüğü muhakkak.

A’SIZ “AK”  OLUR MU?

Hükümetimiz BARZÂNÎ, TALABÂNÎ ve benzeri nice kişileri muhâtap alırken,

DİNLERARASI DİYALOG, son yılların en çok revaçta olan moda tâbiriyken,

Yıllarca vatan-millet-bayrak-birlik diyerek görev yapan kendi öz vatandaşını,

hattâ halk nezdinde ayrı yeri olan makamdaki bir il müftüsünü

muhâtap almayan bir Ordu bürokrasisi sizin için ne anlama geliyor?

Ya da, rahatsız edici mi? Yoksa, Ordu’ya özel bir farklılık mı?

Bana sorarsanız, sizin olduğunuz yerde böyle bir şey olamamalıydı.

Ortada bir suç zâten yok. Tam aksine, mağdûriyet söz konusu. 

Mahkemenin görevine iâde kararı bu anlama gelmiyor mu?

Mahkemenin kararı tanınmayacaksa mahkeme niye var?

AkParti’mizin kalkınması iyi de, “adâlet”i nerede?

AK’ın A’sı adâlet, K’sı kalkınma. A ile K birlikte olmazsa AK olmaz!

Ve bu durum karşısında siz niye varsınız ve ne güne duruyorsunuz?

Bu konunun hâfızalardan silinecek gibi olmadığını, arabuluculuk yapılarak

bir an evvel önüne geçilmezse Ordu piyasa ve siyâsasında

tahmin edilemeyecek travmalara sebep olabileceğini hissedemiyor musunuz?

Bürokratlar, âmirler, memurlar gelir, gider. Vâliler ve Müftüler de.

Fakat sebep oldukları rahatsızlıklar, açtıkları yaralar burada kalır.

Seçimini de etkiler, sosyal ve ekonomik anlamdaki huzur ve geçimini de!

Ne demişler; “SEL GİDER KUM KALIR!” ves’selâm…

 

 

 

 

 

 ORDU HAYAT GAZETESİ

            23.11.2008


Mar`12
28
FOTOĞRAF-NÂME
MIZRAP 2008

Yorumlar(0)

FOTOĞRAF-NÂME


İnsan gibi bir insan olamamışsan

Artistik fotoğraflar işe yaramaz

Hatır-gönül, hak-hukuk tanımamışsan

Ciltler dolusu harfler işe yaramaz!...

 

Ticâretle siyâset, para-pul, şöhret

Filimler evir-çevir; ekranda seyret

Tüm dünyâ şaşıp kalsa, etseler hayret

Ne alkış, ne cafcaflar işe yaramaz!..

 

Ne olur, tüm duvarlar, resminle dolsa

Her ansiklopedi açan, ismini bulsa

Kul eğer, kulluğunu bilmeyen kulsa

Musallâda çok saflar işe yaramaz!...

 

Okumuş-yazmış; âmir-memur olmuşsun

Köyüne-koyağına gurur olmuşsun

Her dediğin yapılır olur olmuşsun

Hakîkâtsiz taraflar işe yaramaz!...

 

Yazar, şâir-şuarâ; edîp-üdebâ

İmam, müezzin, müftü; âlim-ulemâ

Edepsiz edebiyât; ilim bir hava

Uygulanmayan lâflar işe yaramaz!..

 

Geçer böyle ömürler hevâ peşinde

Ayaklar yere ermez, her ne yaşında

Ölümüne bir inat “ben” savaşında

“Yeter gayrı, insaf”lar işe yaramaz!..

 

Ne boyu, ne bosundan utanmaz kimse

Ne eşi, ne dostundan utanmaz kimse

Kisvesinden, postundan utanmaz kimse

Ne takke, ne çarşaflar işe yaramaz!...

 

Sen ağlarken, sûretin gülse ne olur

Kabrin başı dostlarla dolsa ne olur

Tüm sazlar senin için çalsa ne olur

Methiyeler, ithaflar işe yaramaz!...

 

Mîrasçılar elbette alır tedbîri!

Bir şeyler yapmak ister mutlak her biri!

Mermerle, taşla donatırlar kabiri

Süsler-püsler, israflar işe yaramaz!..

 

Hayâtımız da filim aynı zamanda

Kameraman melekler her iki yanda

Galası hesap günü, yarın mîzanda!

Kurtarmayan masraflar işe yaramaz!..

 

İnsanın günâhlara vardır zaafı

Bu yüzden hiç bitmez hatâsı, gafı

Tâkip edersen dâim yanlış tarafı

Sûretâ îtiraflar işe yaramaz!..

 

Şu vefâsız dünyâya meyil vermişsen

Şeytanlarla yanyana poza durmuşsan

Hakîkâti unutup hayâl kurmuşsan

Yansız-yönsüz tavaflar işe yaramaz!...

 

Dalâlete saplanmış, yok inhirâfı

Hak bellemiş yolunu, işin tuhâfı

Kilitlemiş sandığa, zikri, mushafı

Îtirazlar, hilâflar işe yaramaz!...

 

Hey dostlar kulak verin harlı sözlere

Doğrulayın yolları, çıkın düzlere

Âcizâne bir öğüt, en son sizlere

Son an özürler, aflar işe yaramaz!...

 

Nûrânî mızrabını vurur tellere

Ne de kolay nasîhat verir ellere

Kitap, gazete, dergi; düştü dillere

Hâleleşmeyen raflar işe yaramaz!..

 


 ORDU HAYAT GAZETESİ

            13.11.2008


Mar`12
28
AK PARTİ, LÜTFEN;BELEDİYE ÇOK ÖNEMLİ!
MIZRAP 2008

Yorumlar(0)

AK PARTİ, LÜTFEN;

BELEDİYE ÇOK ÖNEMLİ!

 

Ey, karar mevkiinde olanlar, sevgili kardeşler!

Ey etkililer, ey yetkililer; Her kimseniz, her nereliyseniz!

Allâh aşkına, Peygâmber hatırına!

Ecdâdın emekleri, şehitlerin kanları yüzü suyu hürmetine!

Ne olursunuz, tüm menfaat ve her türlü çıkar duygularını bir yana bırakınız.

Yüce Rabbimizin doğal güzellikleri bol bol verdiği bu kente,

ve onun güzel insanlarına merhamet ediniz…

Gençlerimize, çocuklarımıza, pırlantalarımıza acıyınız.

Mîmarlar arasında vecîzeleşen şöyle bir söz vardır:

“Meskenlerimizi biz yaptığımızı zannederiz,

Ama aslında bizi yapan meskenlerimizdir!”

Evet, siz karar mevkiinde olanlar. Yaptığınız işin farkında olun.

Siz, Belediye için başkan adayını belirlemeye çalışırken,

koskoca bir kentin geleceğinin fizikî ve mîmârî olduğu kadar

ahlâkî ve kültürel sorumluluğunu da taşıdığınızı bilmelisiniz.

Çünkü her şey, bulunduğu kabın şeklini alır.

Partiler geçicidir, hizmet ve icraatlar, sorumluluklar; hesaplar-kitaplar kalıcıdır.

Yâni, sizi Hak katında da, halk yanında da zora düşürmeyecek yolu seçiniz.

Gerçek menfaatinizin, dünyâ çıkarıyla hareket etmemekte olduğunu biliniz…

Belediye hem siyâset, hem halk, hem de şehir için çok önemlidir.

Halkına hizmet etmek isteyenlerin vaz geçemeyeceği bir müessesedir.

Hele hele, iktidarlar için, kendilerini en iyi ifâde edebilecekleri bir alandır.

Tüm faaliyetlerin lokomotifi niteliğindedir.

Düşününüz ki, Ordu’da bir belediye başkanı var.

İktidarla aynı partiden. Şart değil belki ama, bir avantaj olduğu şüphe götürmez.

Farzedelim ki bu başkan, hizmet aşkıyla yanıp tutuşuyor.

Güven veren, dürüst ve samîmî bir kişiliğe sâhip.

Adam gibi adam aynı zamanda. İktidar gücü arkasında. Halk da.

Kendisi de kişilikli, dirâyetli, sempatik, birikimli, karizmatik.

Neler yapamaz ki bir şehirde?! Her şey yapabilir.

İş, siyâset ve bürokrasi çevrelerini aynı gâye etrafında toparlayabilir.

Onlara öncülük edebilir. Ev sâhipliği yaparak birlik zemîni oluşturabilir.

Ordumuzun en büyük derdi her kafadan bir ses çıkması değil midir?

İşte, başkan gibi bir başkan, kişiliği ile sinerji sağlayabilir.

Potansiyeli müsâit olan  şehrimizin buna çok ihtiyâcı var.

***

Belediye, siyâsetin en yakındaki canlı organizmasıdır.

Burada, siyâsetin tezâhürlerini gözlerinizle görme imkânı bulursunuz.

Ankara’ya gidenler mesâilerinin büyük bölümünü orada yaparlar.

Ne yapıp, ne ettiklerini hissedemezsiniz. Göremeyebilirsiniz.

Ama, belediye şuradadır. Yarın çay içmeye gidebilirsiniz.

Belki de başkan yarın ziyâretinize gelebilir.

Uzaktan el sallamak sûretiyle sizi selâmlayabilir.

Bir vesîleyle siz uğrarsınız ya da. İllâki bir işiniz olur belediyeyle.

Faaliyetlerini her gün müşâhede eder veyâ anonsunu duyarsınız.

İş makinaları sokağınızdan geçer. Size yakın bir belediye 2. adresiniz gibidir.

Sağolsun, Fikret TÜRKYILMAZ Bey bu olguyu bize yaşattı.

Belediye ikram geleneğine kattığı kekikler gibi, kendisi de doğal bir insandı.

Ondan önce bize Sibirya kadar soğuk ve uzak gelen Belediye,

onun sıcak kişiliği ile komşu bir adres hüviyetine bürünmüştü.

Sivil toplum örgütleri olarak kendisiyle olan bu sıcak diyalogdan,

Şimdi, eksikliği çok hissedilen Kitap ve Kültür Fuarları çıkmıştı ortaya.

Ve 10 seneye yakın TYB Ordu Şûbesi ve Belediye işbirliği ile sürdürdüğümüz

bu süreçte 100’e yakın şâiri ağırladığımız Şiir Şöleni geleneği başlatılmıştı.

Şimdi ikisi de yok. Belki, kekik yine var ancak, solunan hava farklı.

Mevcut başkanımız da çok farklı biri değil, ama göbeği elbette ki partisine bağlı!

***

Recep AZAKLI Ağabey gazetemizde Belediye’ye dâir çok güzel yazılar yazdı.

Bence o, Ordu’da siyâsetin bilgesi.

Recep Ağabey’in, bilhassa ilgilisine not mâhiyetinde

gazetemizde yayınlanan 21 ve 24 Ekim târihli yazılarına bakmakta fayda var.

Bizde ve diğer gazetelerimizde yazan başka arkadaşlarımız da var.

Umarız hepsi de nazar-ı dikkâte alınacak, değerlendirileceklerdir.

İnşâllâh, ülkemiz, bölgemiz ve beldemiz adına

en isâbetli seçimler ve en hayırlı sonuçların alınmasında başarılı olunur.

Bu vâdîde, derdimiz ve dileğimiz bundan ibâret, ves’selâm…

 

 

 

 

 

 ORDU HAYAT GAZETESİ

              11.11.2008


Toplam 517 Blog, 104 Sayfada Gösterilmektedir.
«« « 1 2 3 4 5 [6] 7 8 9 10 11 » »»

En Çok Okunanlar Son Yorumlananlar Hakkımda
POPÜLER MASONLAR ORDUDA (6131)
AKROSTİŞ YAZILARI (5019)
FOTOĞRAF-NÂME (4707)
EYMÜR-NÂME 1 (4198)
EYMÜR-NÂME 3 (4170)
EYMÜR-NÂME 2 (3979)
MODA-NÂME (3973)
Nûri KAHRAMAN (3614)
Bedford-nâme (3527)
BAYRAMLAŞALIM DOSTLAR! (3514)
ÜÇ ÖZTÜRK, BİR MEVLÂNÂ.. (1)
CHP-NÂME (1)
GACAROĞLU AHMET EFENDİ (1876-1962) (1)
FOTOĞRAF-NÂME (4)
37 YIL ÖNCESİ, KÖYDE BU GÜN.. (1)
NASIL BİR İL BAŞKANI? (1)
ERKAN TEMİZ BEYİN TELEFONU (1)
BİZ DE İMAM-HATİPLİYİZ Sn. ADİL AKYURT (1)
MODA-NÂME (3)
AKROSTİŞ YAZILARI (4)
 

Www.GirdapTasarim.Com Tarafından Hazırlanmıştır...