Menü

Anket

Sitemizi Beğendiniz mi?
Evet (%74,5)
Hayır (%20,7)
Kararsız (%4,71)

Toplam Oy: 212

Tüm Anketler

Takvim

« Ekim - 2021

»

PT SL ÇŞ CM CT PZ
1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30 31

İstatistikler

 Toplam Hit: 3592704
 Sitede Aktif: 4
 Ip: 3.239.2.222
 Browser: Default - 0.0
 Toplam Kategori: 20
 Toplam Blog: 561
 Toplam Yorum: 28
 Toplam Resim: 6
 Toplam Mesaj: 16

Etiket Bulutu

15 Temmuz 2016 Cumâ Dirilişi adayname aile âile Akdeniz Üniversitesi akrostiş anı Antalya Antalya Palas aşık edebiyatı ÂŞIK EDEBİYATI BABA başbakan başkanlık Bedford, Araba sevdası Biyografi cami cemaat cemiyet chp cuma cumhurbaşkanı çocuk edebiyatı Çocuk Edebiyâtı ÇOCUK ŞİİRLERİ dede deneme DÎNÎ ŞİİRLER DİNİ-MİLLİ ŞİİRLER DÖRTLÜK edebiyat eleştiri eymür eymür köyü eymürname GÜZELLEME halk şiiri halk şiri HÂTIRA hâtıralar HAYAT HİKÂYESİ HECE HECE VEZNİ hiciv İMAM-HATİP PİLÂV GÜNLERİ işkence KADİR GECESİ KÂFİYE komşu ülkeler koşma köy yazıları köyname lüleburgaz MANİ Manzum Fıkralar mızrap NÂMELER Nasreddin Hoca NURİ KAHRAMAN okul edebiyatı ordu ordu hayat ordu hayat gazetesi ordu imam-hatip Palace Palas RAMAZAN RAMAZAN EDEBİYATI recep tayyip erdoğan siyâset şiir toplum türkiye ulubey Yalçın Yüksel Yeni Türkiye zulüm

Blog

RSS Takip Tavsiye Et İndir (.doc) Okunma: 3979
EYMÜR-NÂME 2

EYMÜR-NÂME 3 EYMÜR-NÂME 1

O zamanlar şimdiki gibi sık sık çarşıya gitmeler söz konusu değildi. Öyle bir gelenek ve alışkanlık olmadığı gibi masraf olur korkusu da vardı. Hem imkân meselesiydi. Yollar yeni açılmıştı. Köyde pek araba da yoktu zâten. Köye günde bir iki araba ya uğrar ya uğramazdı. Buna uğramak da denmez ya! Çünkü, geldiği yer son duraktı. Köyün arabasıysa, sabah şehre gitmesi söz konusu olurdu. Başka köydense, yolcuları bırakır dönerdi.

Minibüs olmadığı gibi orijinâl otobüs de yoktu. O günlerin, civar köyler dâhil mevcut otobüslerinin çoğu kamyondan bozma ve çeşit çeşit şekillerdeydi. Yolcu taşımacılığı kamyon ya da pikap dediğimiz kamyonetlerin sırtında ve çoğu kez çıtasız ve brandasız olarak yapılırdı. Ama çok zevkliydi. Araba hızlandıkça saçlar yatar, kulaklar rüzgârın sürtmesinden dolayı şavurdardı. Bu şavurtu arasında her telden canlı müzikler icrâ edilirdi içinden geçilen köy ve mahallelere hediye olarak! Hele dar ve fındık bahçeleri arasından kıvrıla kıvrıla yokuşları tırmanmaya çalışan içi yük, çıtaları lebâleb yolcu dolu kamyonların bağıra bağıra ve de kaplumbağa hızıyla yol alışları gençler ve çocukların bir inip bir binerek vâsıta çevresinde eğlenmelerine sahne oluyordu.

Bizim evin olduğu yer, köye yolun açıldığı ilk yılların son durağı oldu yıllar boyu. Harman Boğazı adıyla evimizin hemen alt yanında bulunan bu yer çarşıdan gelecek kervanın beklendiği, arabaların kontağını kapattığı ve gelen yüklerin taşınması noktasında köy içine, evlere doğru yardıma gelinmesi için ıslıklar eşliğinde çağrıların yapılığı kavşak mâhiyetinde bir merkezdi. Belki, arabaların da rahatça dönüş sağlayabildiği yerlerden biriydi aynı zamanda. Yollarda, genel îtibârıyla iki vâsıtanın yan yana geçişebildiği noktalar çok çok nâdirdi.

Çok sonraları, gurbetlere gidip de az-çok para kazananların fındık mevsiminde köylere dönüşleri başladı. Öyle ya, sabah şehre inen, yalnızca bir defâ ve akşama doğru köye dönen vâsıtaları bekleyemezlerdi. Hem yükleri de olurdu ellerinde. Çantalar, valizler, fileler. Tabiî hepsi de dolu. İşte şimdi, farklılığın ve kendini göstermenin tam zamânıdır!

Taksiyle köye gelmek özellikle fındık mevsiminde İstanbul’dan ya da Almanya’dan tâtil için gelenlere mahsustu genellikle. Ancak, yalnızca onlarla da sınırlı değildir. Fındık mevsimi giderleri için çeşitli şekillerde, çeşitli kanallardan para temin edenler de gurbetçilere özenmekten geri kalmazlar!

O günlerde arabaların önüne kurulup başta şapka ya da foter, ağızda mutlaka sigara pozlarıyla ve taksilerin eksoz cayırtıları yanında, özellikle korna sesleriyle bol virajlı dar yolları tozu dumana katarak savrulup gitmeleri doyumsuz güzellikteydi. Bir de kol bükülüp açık camdan dışarıya doğru kapıya dayanmış hâliyle, âleme dirsek çıkarmış vaziyetleri doğrusu görülmeye değerdi!

 

Fındık ayı gelince nice ağa, bey türer

Çayı yazdırıp içen, köye taksiyle girer

Bıyığın burulması, sanma öyle çok sürer

Burnumu sokulmaktan çelebilecek miyim?

 

            Öte yandan, yazıyla kışıyla, gecesiyle gündüzüyle normâl hayat sürüp gitmektedir. Her insan ayrı bir âlem, her mahalle ayrı bir dünyâdır. Tabiat nasıl renkleriyle güzelse, toplum da çeşit çeşit ve her biri ayrı özellik ve güzellik barındıran insanlarıyla güzel. O zamanki komşularımızın hepsi ayrı bir farklıydı ve çocuk dünyâmızın sevgi kahramanlarıydılar. O zamanlar insanlar maddî anlamda bu kadar imkânlara sâhip değillerdi. Hattâ hep, bu günün en fakir insanının durumunun, o zamanın adı zengine çıkmışlarından daha iyi olduğunu söylerler. Ama, şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, o zamanın insanları gönül zenginiydiler. İlgi zenginiydiler. Bizlere hep sevgilerini verdiler. Duâlarını eksik etmediler. Bağırmaları bile takılma gibiydi, esprili geliyordu bize.

 

Elide Bibi orda değnek elinde bekler

Sanki onu bir ince çubuk yapmış emekler

Hep çürümüş kaybolmuş tavanlarda derekler

Sâlih Amca dutlara çıkabilecek miyim?

 

Evlerinin önünde koca iki dut vardı

Biri ak biri kara kollarını açardı

Dalları geçenlerin önlerine sarkardı

O çağları, o tadı bulabilecek miyim?

 

Eminoğlu Dursun’u hatırlayamıyorum

Beşali İbrâhim’i birazcık tanıyorum

Terâvihte yaptığı gaydayla anıyorum

Nerde o ramazanlar, akabilecek miyim?

 

Hıdıroğlu Hasan Amca, köyün ilk sıhhiyesi

Oğlu merhum Yaşar’ın meşhurdu “Şemsiye”si

“Şemsiyemin ucu kara” berber hediyesi

Türküsünün içinden çıkabilecek miyim?

 

Ne şarkı var, ne onlar; hattâ ne de evleri

Yalan dünyâ öğütür; hem cüce, hem devleri

Gidenler gider ama, hazır mı ödevleri?

Ölmeden gerçekleri çakabilecek miyim?

 

Güllü Nene dili bol, hem eli bol kadındı

Yayla-cenik, gün-gece, ömür boyu didindi

Her fânî gibi o da, esdi, yağdı ve dindi

Keşe, depme peynire çökebilecek miyim?

 

Levendoğlu Sâlih Amca, Paşaoğlu Câfer

Pala bıyıklarını burarlardı her sefer

Kâlpleri merhametli, civanmert iki nefer

Anıları ortaya dökebilecek miyim?

 

Sâlih Amca’nın oğlu Cemil Yokuşdibi’nde

Belediye başkanı oldu günün birinde

Bir dönem ara verdi, şimdi yine peşinde

Makâmında ziyâret edebilecek miyim?

 

Orada, aşağıda bir Hacı Cemâl vardı

Köyün gülen yüzüydü, hoş şakalar yapardı

Hakkı Dayı rahmetli, o hâlle hep koşardı

Büyüklerden helâllik alabilecek miyim?

 

Külekçioğulları; çalışkanlık deyince

Bire karşı beş gerek, barışığa girince

Esme, rahmetli Ali ve Cemâl’i görünce

Kendimi ocaklara salabilecek miyim?

 

Külekçi deli Ahmet, köyün târihçisiydi

Paşoo Şavgu işinin dâim tâkipçisiydi

Zühtü Amca’ya sorsak, neyin girebisiydi?

Değirmenlerden haber çalabilecek miyim?

 

“Erzincan duman oldu, hâlimiz yaman oldu!”

Türkü gelip Eymürlü Deli Ahmet’i buldu

Kırlılılar söyletti, gözleri yaşla doldu

Beytamı’nda onları bulabilecek miyim?

 

Külekçioğlu Reşit, Koca İssîn, Ramadan

Vâdeleri yetince çekildiler aradan!

Hepsi de iyi-hoştu; rahmet etsin Yaradan

Her şeyi hatırlayıp, dökebilecek miyim?

 

İdris ve oğlu Sabri; koyun, kuzu, bağ, bahçe

Köyümüzde patoza o sâhip oldu önce

Çöloğlu Sabâhaddin nakliyeci deyince

Şu dünyânın yükünü çekebilecek miyim?

 

Mırızoğlu Sâdık, Dilsiz Sali, Eviç Âdem

Rıfat, Şemsi’nin Ali; Zihni Hoca bir âlem

Yazsa nicelerini, bilse de kara kalem

Zihnimi kurcalasam, sökebilecek miyim?

 

Fadik Bibi, Koca Âdem; Cibeliğin Ahmet

Çöloo Osman ilk balcılardan; Durmuş’a rahmet

Lâzın Sezâi her dönem, muhtarlığa namzet

Hizmet aşkıyla böyle, dolabilecek miyim?

 

Kabaklı Mahallesi, Sakarların oralar

Lâzlar, Çöloğulları; dolu dağlar, dereler

Süleyman Arslantürk’te köyde ilk çerçeveler

Peteklerin yanında kalabilecek miyim?

 

Kardeşi Lâzın Ahmet, soyadı Atasoy’du

Sakar Ekrem’i ecel genç yaşta yola koydu

Asiye Nine söyle, kim bu dünyâya doydu?

Kulüben neredeydi, bilebilecek miyim?

 

Sakarlar Şuayıp’tan, Karakulaklar’danmış

Eymür’ün ya havası, ya suyuna dadanmış

Arada köprü de yok, hâlâ da yapılmamış

Diyelim şimdi olsa, gidebilecek miyim?

 

Ahmet’in oğlu Gâzi, gitti Almanya’lara

Rüstem burada, Nüfer’i uydu kampanyalara

Ses verirdi düğünler Eymür’de kayalara

Şimdiki saçakları delebilecek miyim?

 

Eymür’de iki yerde vardır Lâzoğulları

Çöloğullarına komşu, Ellezoğulları

Şimdi birçoklarımız, köybilmezoğulları!

Taşını-toprağını öpebilecek miyim?

 

Çöloğlu Sâlih Amca, Hint horozuyla meşhur

Hem tüm Ordu çapında tanınmış, duyulmuştur

Bir dövüş duyar-duymaz, yollara koyulmuştur

O manzaralara şimdi gülebilecek miyim?

 

Latif Emmi latîfdi, duygulu bir yürekti

Hakkı Dayı bağ-bahçe, hem kazma hem kürekti

İmamın Âsım Dayı herkesle bal-börekti

Muhabbet sofrasına dalabilecek miyim?

 

Fettah’ın Âdem Amca, beyefendi, şehirli

Yetim Sâlih Dede’nin anlatışı seyirli

İsmail Kahraman’ın dili tatlı, sihirli!

Yine ağızlarına bakabilecek miyim?

 

Anga Kemâl Amcamız Bornova’da askerdi

Attı, tuttu, yaşadı; varlığını gösterdi

Ne kendi, ne ev kaldı; dünyâsı sona erdi

Boyda-posda emsâli görebilecek miyim?

 

Unutmak olur mu hiç, Karabey Dedemiz’i!

Kıranlardan savrulur; at, katır dizi dizi!

Ne ağaçta, ne yerde bırakmamıştır izi

Taylarla, kulinlerle sekebilecek miyim?


Etiketler: ulubey,  eymür,  eymür köyü,  köyname,  ordu,  eymürname,  
Konu Yoruma Kapalı
» Benzer 5 Konu
 Konu Başlığı Tarih Okunma
 EYMÜR-NÂME 1 8/2/2009 4198
 EYMÜR-NÂME 3 8/2/2009 4170

En Çok Okunanlar Son Yorumlananlar Hakkımda
POPÜLER MASONLAR ORDUDA (6131)
AKROSTİŞ YAZILARI (5019)
FOTOĞRAF-NÂME (4707)
EYMÜR-NÂME 1 (4198)
EYMÜR-NÂME 3 (4170)
EYMÜR-NÂME 2 (3979)
MODA-NÂME (3973)
Nûri KAHRAMAN (3614)
Bedford-nâme (3526)
BAYRAMLAŞALIM DOSTLAR! (3514)
ÜÇ ÖZTÜRK, BİR MEVLÂNÂ.. (1)
CHP-NÂME (1)
GACAROĞLU AHMET EFENDİ (1876-1962) (1)
FOTOĞRAF-NÂME (4)
37 YIL ÖNCESİ, KÖYDE BU GÜN.. (1)
NASIL BİR İL BAŞKANI? (1)
ERKAN TEMİZ BEYİN TELEFONU (1)
BİZ DE İMAM-HATİPLİYİZ Sn. ADİL AKYURT (1)
MODA-NÂME (3)
AKROSTİŞ YAZILARI (4)
 

Www.GirdapTasarim.Com Tarafından Hazırlanmıştır...