Menü

Anket

Sitemizi Beğendiniz mi?
Evet (%74,5)
Hayır (%20,7)
Kararsız (%4,71)

Toplam Oy: 212

Tüm Anketler

Takvim

« Ekim - 2021

»

PT SL ÇŞ CM CT PZ
1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30 31

İstatistikler

 Toplam Hit: 3592924
 Sitede Aktif: 2
 Ip: 3.239.2.222
 Browser: Default - 0.0
 Toplam Kategori: 20
 Toplam Blog: 561
 Toplam Yorum: 28
 Toplam Resim: 6
 Toplam Mesaj: 16

Etiket Bulutu

15 Temmuz 2016 Cumâ Dirilişi adayname aile âile Akdeniz Üniversitesi akrostiş anı Antalya Antalya Palas aşık edebiyatı ÂŞIK EDEBİYATI BABA başbakan başkanlık Bedford, Araba sevdası Biyografi cami cemaat cemiyet chp cuma cumhurbaşkanı çocuk edebiyatı Çocuk Edebiyâtı ÇOCUK ŞİİRLERİ dede deneme DÎNÎ ŞİİRLER DİNİ-MİLLİ ŞİİRLER DÖRTLÜK edebiyat eleştiri eymür eymür köyü eymürname GÜZELLEME halk şiiri halk şiri HÂTIRA hâtıralar HAYAT HİKÂYESİ HECE HECE VEZNİ hiciv İMAM-HATİP PİLÂV GÜNLERİ işkence KADİR GECESİ KÂFİYE komşu ülkeler koşma köy yazıları köyname lüleburgaz MANİ Manzum Fıkralar mızrap NÂMELER Nasreddin Hoca NURİ KAHRAMAN okul edebiyatı ordu ordu hayat ordu hayat gazetesi ordu imam-hatip Palace Palas RAMAZAN RAMAZAN EDEBİYATI recep tayyip erdoğan siyâset şiir toplum türkiye ulubey Yalçın Yüksel Yeni Türkiye zulüm

Etiket: HECE

Haz`15
2
DÜNDEN BUGÜNE DÖRTLÜKLER
DÖRTLÜKLER

Yorumlar(0)

DÖRTLÜKLER

SENELER…

İleriydi geriydi, derken geçti seneler;

Önümüze geleni yerken geçti seneler.

Doyamadık bir türlü şu yalancı dünyâya,

Anlayamadık gitti; erken geçti seneler!...

 

DİŞ

Âh ey dünyâ, nelerin; senin ne işlerin var!

Dönüşün belli, lâkin; sürpriz gelişlerin var!

Kaptırmışken âhenge, çarktaki mûsikîye;

Bir değirmen misâli, öğüten dişlerin var!

Bafra, 07.05.2015

GÜZ ÇİÇEKLERİ

Yıllar, nerede nasıl; geçti ne çabuk?!

Ömrümü yudum yudum, içti ne çabuk!

Daha anlayamadan, baharı, yazı;

Sonbahar çiçekleri açtı ne çabuk!

 

ITIR

Son demlerimiz, neden eski zamanlar gibi?

Hep dünlere götürür; bir şeyler anlar gibi!

Çocukluk, yâdımızın en ıtırlı bahçesi;

Öteye de bir geçsek, ilk heyecanlar gibi!

 

AŞK İLE…

Şu âlemde olmalı, seyrin aşk ile…

Zîrâ ukbâda dahî; hayrın aşk ile!

Sevgiyle döner her şey, mükevvenâtta:

Katılalım bizler de; buyrun aşk ile…

 

MEYHÂNE

Yolun bir gün bilmeden meyhâneye düşünce;

Hücum eder beynine bin bir türlü düşünce!

Anlarsın ki, burdaki günâhlar hafif kalır;

şarda olanları şöyle birşününce!… 3.5.15

 

KÖR ŞEY!

Çocuklar yapar her şey; büyükler demez bir şey!

Hepimizi oyuncak yapmış kendine kör şey!

Ne âdap var ne erkân; ne ölçü, ne prensip;

Şeytanın köleleri, sanır kendini; hür şey!

 

SEL

Elest Bezmi’nden geldik şu dünyâ durağına

Kapıldık gidiyoruz seyl-i tumturağına

Rabbimiz ne gün alır, rûhumuzu kim bilir?

Ne zaman bineceğiz, şu dönüş burağına?

Bafra, 07.05.2015

UMUR

Yâ Rab, lûtfettin bize, şu can emânetini;

Taşıyalım her dâim, umur alâmetini...

Bir gün demir alırken, sana doğru gelirken;

Nasîp eyle din-îman, İslâm selâmetini…

 

SELÂMET…

Öyle bir yaşarsın ki, bir karara gidersin;

Ama hep böyle kalmaz, bir gün gelir düşersin!

Şimdi tam bu noktada, söylenecek son söz şu:

Yüce Allâh, din-îman; selâmetleri versin…

 

BAHÂNE

Hepimiz kullarınız, günâhlarla lebâlep;

Tükettik emâneti, gözetmeden ar, edep!

Fakat, yalvarıyoruz; Yâ Erhamer’Râhimîn;

Zerre hayrımız varsa; bağışına kıl sebep!

 

ARÎZA!

Hepimiz geleceğiz huzûruna mutlakâ!

Bugün, yarın, öbür gün? Sonunda kesin ama!

Sana kul olamadık, dilediğince Yâ Rabb;

Affet noksanımızı; lûtf'et Dârüs'Selâm'a!

 

İHÂNET!

Bir hayat yaşıyoruz; her şeyimiz emânet

Düşünerek yaşamak, en büyük bir kerâmet!

Muhammed’ül’Emîn’i rehber edinmeyenler;

Hakkın emânetine etmiş olur ihânet!

 

DENİZ
Dünyâ denilen bahre, kader ile dalmışız
Meçhul ufuklarına doğru demir almışız
Hepsi de Rabbimiz’den; rüzgârlar, fırtınalar!
Rahmet yolculuğunda, duâlara kalmışız!...

Bafra, 07.05.2015

HULKÛM…

Yâ Rabb, hükmün önünde, boynumuz kıldan ince

Koru bizi her dâim, fırtınalar esince

Hayâtta istikâmet, mematta metânet ver;

Beşâret nasîp eyle, can hulkûma gelince!

Ordu, 9.5.15

TÜY

Yâ Rabb, lûtfet katından; ferahlasın yüreyim!

Kurtulalım yüklerden; göğsümü bir gereyim!

Huzûruna gelirken, huzur isterim Yâ Rabb;

Tüy gibi hafiflemiş, olduğumu göreyim!

 

SEYİR

Niye hep darlardayız, bola yasaklı mıyız?

Ortalarda değiliz, kenarda saklı mıyız?

İşini bilip bilip yapıyorken insanlar;

Biz dâim lâf üretip durmakta haklı mıyız?

 

UÇUŞ

Sırlanmış gerçekleri bulup açmak ne güzel!

Her gün daha iyiye, varıp kaçmak ne güzel!

Bilerek hamdimizi, hadd-i hudûdumuzu;

Sonsuzluğun ufkuna, doğru uçmak ne güzel!

 

BURUN

Burnun hep havalarda; hem kendini kasarsın!

Akıllara ziyânsın; hep zarar, hep hasarsın!

Kıra-döke gidersin, tanımazsın hak-hukuk;

Unutma, gün gelince, sırra kadem basarsın!

 

ÇALIM

Bu gidişler nereye? Durma, git, koş bakalım!

Neden demez hiç kimse, tadında bırakalım?!

Yürüyen de, koşan da, kalakalacak nâçâr;

Her şey orda çıkacak; nedir burdaki çalım?!

 

KÖPRÜ

Hayat köprüsünü gel, gel de nazla geçelim!

Yalvaralım Rahmân’a, hep niyâzla geçelim!

Kazanalım inşâllâh, Mevlâ’nın dostluğunu;

Başkaca ilgilere îtirazla geçelim…

 

YENİDEN…

Târihten ibret gerek, oyunu bozmak için;

Âtîyi yükseltecek, temeli kazmak için;

Okuyup öğrenmeli; irfâna uğranmalı;

Efsâne destanları, yeniden yazmak için!

 

RÜZGÂR

Bahtın rüzgârıdır bu, uçurur diyârlara;

Bâzen turistik olur, bâzen düşünce dara!

Antalya bir memleket; taban, tavan içiçe:

Ayaklar sıcak suda; başlar değer karlara!...

 

İZ

Ey rüzgâr; sen getirdin nerden nereye bizi?!
Ayakların kim bilir daha nerde var izi?
Nerede denilecek; işte buraya kadar?!
YâRab, duâdayken tut, kaldır ellerimizi!

05.55  14.5.2014 Kepez

YILDIZ

Zevklerin, şamatanın gazına hız verirsin;

Bilmezsin ki bir yandan, tükenirsin, erirsin;

Bir kılın üstündesin; kaymaya görsün yıldız

Ey âciz, gâfil insan; neyine güvenirsin?

09.19  14.5.2015

FIRSAT

Hepimiz biliyoruz; gelmedik ki kalmaya!

Her an gelinebilir, emâneti almaya!

Toparlanma zamânı, şu dakkadan tezi yok;

Belki fırsatın olmaz, tevbeye yol bulmaya!...

9.24  14.05.2015

AVDET

Sanmayalım avdeti bugün çok ırak bize

Hakikat yolcusuyuz, gerek meyl-i hak bize

Vuslat ânı gelip de musallâya durdukta;

Helâl etsin hakkını, cümle ehl-i ha(l)k bize!...

07.30 14.5.2015

İHTİMÂL

Haklarınızı helâl, edin sevgili dostlar;

Hani derler; dünyanın, bin bir türlü hâli var!

Gidip de dönmemek var, dahî gelip görmemek;

Hattâ, yatıp kalkmamak; kalmak ihtimâli var!...

14.5.2015

HASRET

Bir daha kucaklayayım, sizleri, gitmeden;

Selâm olsun herkese, kimse ayırt etmeden

Duâlar bekliyorum, cümle kardeşlerimden;

Görüşelim inşâllâh; hasreti büyütmeden…

15.00  26.5.2015 AÜ Mescid,Âcil

HAYRET

Murâdınca gitmez dünyâda her şey

En önde koşarken, sona kalırsın!

Öylesine sürprizler çıkar karşına

Şaşar da, hayretten dona kalırsın!

18.10    26.5.2015 Antalya Havaalanı

EFKÂR

Bugün ayrılacakken, aklım hep buralarda

Duygular sıkıntılı, fikirler karalarda!

Lûtfet ne olur Yâ Rabb, ferah ufuklarını;

Sıhhat hasreti bitsin, gurbet Antalya’larda!

26 Mayıs 2015, Antalya

 

SAM YELİ

Yalçın Kardeş muzdarip, yatıyor dertleriyle;

Mücâdele ediyor, virüsün kurtlarıyla

Hastânenin dışında ağaçlar hep çiçekli;

İçimizde sam yeli, esiyor sertleriyle!...

26 Mayıs 2015, Antalya


Kas`15
5
NAĞME NAĞME NAMELER
Nağme Nağme NÂMELER

Yorumlar(0)

ŞÂİRLERE

Garip Yetimoğlu telsiz söylesin

Şakir Arslanoğlu gülsüz söylesin

Yaratan bizlere rahmet eylesin

Zulme, haksızlığa susmamalıyız…

 

Taşlasın şeytanı Nuri Kahraman

Vermeyelim şu pis modaya aman

Rahmet et bizlere Hz. Rahman(cc)

Küfre, haksızlığa  susmamalıyız…

 

İnsanlık muhtaçtır mânevî em’e

Tüm şâirler sarılmalı kaleme

Özkul, göğüs ger ki; çile, eleme

Cehle, haksızlığa susmamalıyız…

Yaşar ÖZKUL

(27.11.1983 Yeni Devir)

 

TAŞLASAK MI?

“Taşla” diyor bana ÖZKUL

Kalmıyor ki Yaşar Kardeş!

Atsak, istasyonlar bozuk

Almıyor ki Yaşar Kardeş!

 

Herkes belli bir yol tutmuş

Hayâ-edebi unutmuş

Nefisler rûhu uyutmuş

Salmıyor ki Yaşar Kardeş!

 

İşte kardeş, işte bacım

Dostum, ahbâbım, baş tâcım

Gelse bir, bitecek acım

Gelmiyor ki Yaşar Kardeş!

 

Taşlasak, hep kaçıyorlar

Taşlamasak içiyorlar

Döküyorlar, saçıyorlar

Dolmuyor ki Yaşar Kardeş!

 

Şeytan kadar, şeytanlık dert

Olabilse insanlar mert

Karar kılsalar gâyet sert

Kılmıyor ki Yaşar Kardeş!

 

Tamam, vermeyelim aman

Modadan hâlimiz yaman

Fakat, yanlışları duyan

Silmiyor ki Yaşar Kardeş!

 

Gerçi, bizden söylemesi

Önce tatbik eylemesi

Bozuk âlet düzgün sesi

Çalmıyor ki Yaşar Kardeş!

 

Hatâ bizde de var elbet

Önce sen nefsine emret

Sonra at-tut, sonra öğret

Olmuyor ki Yaşar Kardeş!

 

Buldu sâyenizde fırsat

Nûrî içten etti feryat

Hak yazmadan kimse necât

Bulmuyor ki Yaşar Kardeş!

    (11.12.1983 Yeni Devir)

Âşık Nûrânî’ye

İş’e besmeleyle başla

Savaş boyalı göz-kaşla

Nefsine uyma, yavaşla

Nefis düşman, Nûrânî dost!

 

Zorbalar, zâlimler haklı

Temelde haç rûhu saklı

Ermiyor genç kızın aklı

Gören pişman, Nûrânî dost!

 

Bâtıla hizmeti boşla

Sarıl Hakk’a, canla-başla

Önce dostlarını haşla

Kim “Kahraman” Nûrânî dost!

 

Yıksalar nefis bendini

Bulur îmân, Nûrânî dost!

İçten içe yer kendini

Üryan pişman, Nûrânî dost!

 

Âşık NÛRÂNΒye cevap

Şeytan taşlaması sevap

Şeytanlaşan görür serap

Bak, çöl pişman Nûrânî dost!

 

Yaşar Özkul, özlüyorum

Gelecektir, gözlüyorum

Adım adım izliyorum

Zaman pişman, Nûrânî dost!

Yaşar ÖZKUL

(1983 Yeni Devir)

 

SORGU-NÂME

 

Neden, niçin, nasıl diye

Özün sana soruyor mu?

Beynini kemire, yiye

Aklın kafa yoruyor mu?

 

Olan-biten; neden, nasıl?

Nedir gâye, nedir asıl?

Hangi makamda bu fasıl?

Gönlün hayâl kuruyor mu?

 

Akıl fikir nerden geldi?

Kendin seni nasıl bildi?

Olan şeyler nasıl oldu?

Aklın, fikre uğruyor mu?

 

Çocukluğun nerde, hani?

Okul önü, dükkân yanı?

Neyledin hamamı, hanı?

Köyün köşkün duruyor mu?

 

Sabah, nasıl akşam olur?

Gece, yolu nasıl bulur?

Meyve tadı nerden alır?

Kimse şeker veriyor mu?

 

Her şeyin tadı bir başka

Kâinât ayarlı aşka

İnsanoğlu sorsa keşke

Kâlbi yâre varıyor mu?

 

Çayır-çimenler, çeşmeler

Haylaşmalar, heyleşmeler

Ağlaşmalar, söyleşmeler

Muhabbetler sarıyor mu?

 

Altı, üstü hep dereydi

Sular dökülür yereydi

Sâhi, yerleri nereydi?

Değirmenler duruyor mu?

 

Hayatın çok kavgası var

Çileleri, sevdâsı var

Ölümün de sırası var

Düşüncen yer veriyor mu?

 

Tam, kâm alacağım derken

Ölüm yakalar, gülerken!

Belki sana göre erken

Sırra aklın eriyor mu?

 

Yürüdüğün hayat yolu

Yazı-kışı mihnet dolu

Hepsi gider; darı-bolu

Feryat işe yarıyor mu?

 

Ekonomi, politika

Yürüyorsun, bata-çıka

Gitmek var mı yaka-yıka?

Yazan kalem kuruyor mu?

 

Makam, mevkî hep emânet

Hem ticâret, hem siyâset

Gerisini sen kıyâs et

Cin fikirler eriyor mu?

 

Hava-cıva; hepsi yalan

“Var biraz da sen oyalan”

Nedir ne, geriye kalan?

Fasıl, aslı arıyor mu?

 

Nûrânî’nin dili durmaz

Ele der, kendini yormaz!

Amelsiz söz hayra varmaz!

Bilmem gözler görüyor mu?

 

ORDU HAYAT GAZETESİ

              12.10.2008

 

ÇAYIR-NÂME

Adımlarına dikkât et

Kayarsın Allâh korusun!

Bâtılın sonu felâket;

Uyarsın Allâh korusun!

 

Güvenirsin eşe-dosta

Olursun zevklere hasta

Fark’etmeden, hayra posta

Koyarsın Allâh korusun!

 

Yanlışta ısrar ne demek?

Hem Hakk’a kulak vermemek!

Başına çorap örerek,

Giyersin Allâh korusun!

 

Şehvetlerin kemendine

Aldanmayasın fendine

Yazık edersin kendine

Kıyarsın Allâh korusun!

 

Düşmeyesin tuzaklara

Gitmeyesin uzaklara

Binmeyesin kızaklara

Kayarsın Allâh korusun!

 

Yakışan hep istikâmet

Bütün sapmalar hıyânet

Kopmadan daha kıyâmet

Koparsın Allâh korusun!

 

Kadın ya da erkek olsun

Herkes iyisini bulsun

Şerri dursun, hayrı gelsin

Şaşarsın Allâh korusun!

 

Hep hayırlı isteyelim

İçtenlikle dileyelim

Âkibet hayır bulalım

Yanarsın Allâh korusun!

 

Gencim deme genç de ölür

Hazırlık olmadan bulur

Vakitli vakitsiz gelir

Kayarsın Allâh korusun!

 

“İnsanlık” çok ince iştir

Niyet kur, kâlbe yerleştir

Ahlâk, fazîlet güneştir

Cayarsın Allâh korusun!

 

Karartma kâlbi siyâhla

Dalga geçme ahla, vahla

Hayat tablonu günâhla

Boyarsın Allâh korusun!

 

Bilim-teknik, bilgisayar

Her şeylere verir ayar

Çağdaşlık diyerek, soyar

Buyarsın Allâh korusun!

 

Kâlp kararır nokta nokta

Oldukça şerde atakta

Şuursuz gidişi Hak’ta

Sayarsın Allâh korusun!

 

Durumunu gözden geçir

Her işine îman içir

Yönünü ateşten kaçır

Yanarsın Allâh korusun!

 

Nûrânî sese kulak ver

Güzel yürü, çiçekler der

Derlerki; yer, herkesi yer

N’eylersin Allâh korusun?

 

Rabbimden hep hayırlısı

Ukbânın da çayırlısı

Cennet-cemâl seyirlisi

Lûtf’etsin; Allâh korusun!

 

GÜZEL-NÂME

Ey güzel, sokaktan geçip giderken

Bilmem yaptığının farkında mısın?

Hey gencim; günâhı seçip giderken!

Bilmem yaptığının farkında mısın?


Kadında güzellik, erkekde şıklık

Onun da belâsı yakışıklılık!

Kitaba, sünnete uyar mı kılık?

Bilmem yaptığının farkında mısın?


Örtülesileri açıp nereye?

Aslından, özünden kaçıp nereye?

Neyin var neyin yok saçıp nereye?

Bilmem yaptığının farkında mısın?


Nedir şu edâlar, tavırlar öyle?

Gezilir pervâsız sokakta böyle!

Uyar mı bu bize, Hak için söyle?

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Ey insan, kendini sen mi yarattın?

Kara kaşla, elâ gözle donattın?

Kul iken kullara havalar attın!

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Ne kadar şirinsin, ne kadar hoşsun!

Lâyıktır dünyâlar peşinde koşsun!

Akıl yoksa, içmeden de sarhoşsun!

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Arzular peşinde hep koşa koşa

Hayâtı tükettin, geldin bu yaşa

Şimdi günâhlarla kaldın başbaşa

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Hâlâ bildiğinden şaşmaz gidersin

Pişmanlık yoluna düşmez gidersin

Bir kez Allâh deyip coşmaz gidersin

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Namazdan-niyâzdan uzaklardasın

Yalanda, yanlışta, tuzaklardasın

Yazıkta, yazlıkta, kızaklardasın

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Ne umarsın bu gidişin sonundan?

Haberin yok eteğinden kolundan

Puan gelmez çalıştığın konundan

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Gelir bir de hep bilgiçlik taslarsın

Yanlışları yaldızlayıp süslersin

Fazla sürmez, bir yerlere toslarsın

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Şâir, süslü sözden gelir mi fayda?

N’olur meşhur olsan, dünyâda, ayda?

İstikâmet nasıl, yol hangi rayda?

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Sözün özü, artık gelelim yola

Zamanın çarkında yoktur hiç mola

Yarına diyorsun; kim ölüp kala?

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Sevgili okurlar, vakit elvedâ;

Edâya duralım, gelmeden vedâ

Bırakmak adına belki hoş sedâ!

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Nûrânî bak, sözü yine uzattın;

Tam tadında, pişmiş aşa su kattın,

Gelin kıza kaynanayı arattın!

Bilmem yaptığının farkında mısın?

18 Ekim 2014 Ordu Vizyon

ZAMAN-NÂME 

Bayram, seyran, yılbaşıyla

Geçip gidiyor seneler…

Köprübaşı, yolbaşıyla

Geçip gidiyor seneler…

 

Ahbâbıyla, yoldaşıyla

Ocak başı, kül başıyla

Hem yazıyla, hem kışıyla

Geçip gidiyor seneler…

 

Fındık-fıstık, yatak-yastık

Kırdık-döktük, astık-kestik

Bâzen tam üstüne bastık

Geçip gidiyor seneler…

 

Bahçe-çiçek, tarla-bayır

Yayla-Cenik, çimen-çayır

Derler; her işte var hayır

Geçip gidiyor seneler…

 

Alış-veriş, veriş-alış

Kazanırsın, sen de çalış

Sanma ki sonsuzdur kalış

Geçip gidiyor seneler…

 

Çelik-çocuk, arkadaş dost

Hep berâber olarak mest

Çağdaşça takılmaktır kast

Geçip gidiyor seneler…

 

Gelenleri kutluyoruz

Gidenleri şutluyoruz!

Nefsimizi putluyoruz

Geçip gidiyor seneler…

 

Hep kutlama telâşıyla

Lâkin bâzen gözyaşıyla

Ölenlerin naaşıyla

Geçip gidiyor seneler…

 

Kutladık yıl kutlu oldu!

Karteller hep mutlu oldu!

Cepleri parayla doldu!

Geçip gidiyor seneler…

 

Gelen seneyi unutma

Sakın yanlış bir yol tutma!

Çağdaşlığı çöpe atma!

Geçip gidiyor seneler…

 

İnsan dediğin içmeli!

İçip kendinden geçmeli!

Hem iç, hem dışı açmalı!

Geçip gidiyor seneler…

 

Korkma bu yolda ölmekten

Ayrılma sakın gülmekten

Geceleri çal felekten!

Geçip gidiyor seneler…

 

İbret mibret hak getire

Herkes kendini götüre!

Vakti bitire bitire!

Geçip gidiyor seneler…

 

Kuzguncuklu Fazîlet’le

Günâha giden biletle

Tâzelenen hükûmetle

Geçip gidiyor seneler…

 

Dereyolu, OR-Gİ, Baraj

İl’e oksijenli imaj

Kontür, pixel, çağrı, mesaj

Geçip gidiyor seneler…

 

Abuk-sabuk konserlerle

Türlü türlü kanserlerle

Askerlerle, komserlerle

Geçip gidiyor seneler…

 

Dizi, filim, türkü, şarkı

Hep eller döndürür çarkı

Düşünmeden hesap, korku

Geçip gidiyor seneler…

 

Sabah sekiz akşam beşle

Akıl-fikir hep düşeşle

İşi olmaz Kanal 5’le

Geçip gidiyor seneler…

 

Show, ATV, CNN Türk

Pardesü, manto, ithal kürk

Gâhî ayık, gâh küskütük!

Geçip gidiyor seneler…

 

Üniversite ve Rektör

Konsere git, Özlem’i gör

Kulüpçülüğe kalma kör

Geçip gidiyor seneler…

 

Rak ne imiş görmelisin!

Kolu kola örmelisin!

Aralara girmelisin!

Geçip gidiyor seneler…

 

Ye, iç; hem bardağı taşır!

Sofrada ne varsa aşır!

Çağdaş ol, işleri pişir!

Geçip gidiyor seneler…

 

Kutluyorsun, var mı daha?

Çıkar mısın, her sabâha?

Her şey dönerek Allâh’a

Geçip gidiyor seneler…

 

Nûrânî, hep atıp tutma

Pişmiş aşlara su katma

Hem sonra, kendin unutma

Geçip gidiyor seneler…

 

ORDU HAYAT GAZETESİ

03.01.2008

 

 

DİYÂR-NÂME

“Seviyorum, bekle!” dedi, bekledim;
Gelmedi, gelmedi; yâra gücendim!
Sevindim; yaprakla, çiçekle geldi
Bırakıp gitti, bahâra gücendim!...


Pamuktu, bembeyazdı; buyur ettim
Yüzde çizgi çizgi kara gücendim!
Zaman, su misâli akıp geçerken
“Aldırma!” diyen, efkâra gücendim!

Câmide dizildi, düzgün oldu da
Çarşıda kayıp, saflara gücendim!
Kendi hânem tâmire muhtaçken âh
Boşa yoruldum; ağyâra gücendim!

Aklımdan geçmezken rûhî kayıplar
Maddede zerre zarâra gücendim!
Aç, bîilâç, yoksulken, nice insan
Gamsız-kasvetsiz, iftâra gücendim!

Torunun elinde câhilî yayın
Elde torun, ihtiyâra gücendim!
Büyüttüm, yürüttüm, hem yetiştirdim
Bizi küs yapan civâra gücendim!

Bir baştan bir başa rahatsız ülke
Yanlışlardaki ısrâra gücendim!
Yardımsız garipler sızlayan yara
Kasada gizli tomara gücendim!

Dedim, bir çâresi var bunun elbet
“Konuşma!” diyen, ihtara gücendim!
Yenilensin derken bozuldu her şey
Böylesi ruhsuz îmâra gücendim!

Cehâlet ve gaflet şerde yürüttü
Uyarmadılar, dostlara gücendim!
Yâre varmak için yola çıkmadım
Düzde oturdum; dağlara gücendim!

Sözler de, işler de karmakarışık
Karar kılmıyor; karâra gücendim!
Çürüğe, bozuğa, yaldıza rağbet
Sahteye mahkûm; pazara gücendim!

“İşin-gücün böyle kusur söylemek!
Sus artık dostum, envâra gücendim!
Yaşıyoruz işte, bozma tadını!”
Söz iğne iğne; azara gücendim!

Nûrânîyim; tamam, kestim sözümü
Tenkit yok artık; ızhâra gücendim!
Ne ben, ne başkası kayda değerler;
Hakîkât mahzûn; diyâra gücendim!..



Toplam 2 Blog, 1 Sayfada Gösterilmektedir.
[1]

En Çok Okunanlar Son Yorumlananlar Hakkımda
POPÜLER MASONLAR ORDUDA (6131)
AKROSTİŞ YAZILARI (5019)
FOTOĞRAF-NÂME (4708)
EYMÜR-NÂME 1 (4199)
EYMÜR-NÂME 3 (4171)
EYMÜR-NÂME 2 (3979)
MODA-NÂME (3973)
Nûri KAHRAMAN (3614)
Bedford-nâme (3527)
BAYRAMLAŞALIM DOSTLAR! (3515)
ÜÇ ÖZTÜRK, BİR MEVLÂNÂ.. (1)
CHP-NÂME (1)
GACAROĞLU AHMET EFENDİ (1876-1962) (1)
FOTOĞRAF-NÂME (4)
37 YIL ÖNCESİ, KÖYDE BU GÜN.. (1)
NASIL BİR İL BAŞKANI? (1)
ERKAN TEMİZ BEYİN TELEFONU (1)
BİZ DE İMAM-HATİPLİYİZ Sn. ADİL AKYURT (1)
MODA-NÂME (3)
AKROSTİŞ YAZILARI (4)
 

Www.GirdapTasarim.Com Tarafından Hazırlanmıştır...