Menü

Anket

Sitemizi Beğendiniz mi?
Evet (%74,5)
Hayır (%20,7)
Kararsız (%4,71)

Toplam Oy: 212

Tüm Anketler

Takvim

« Ekim - 2021

»

PT SL ÇŞ CM CT PZ
1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30 31

İstatistikler

 Toplam Hit: 3592828
 Sitede Aktif: 4
 Ip: 3.239.2.222
 Browser: Default - 0.0
 Toplam Kategori: 20
 Toplam Blog: 561
 Toplam Yorum: 28
 Toplam Resim: 6
 Toplam Mesaj: 16

Etiket Bulutu

15 Temmuz 2016 Cumâ Dirilişi adayname aile âile Akdeniz Üniversitesi akrostiş anı Antalya Antalya Palas aşık edebiyatı ÂŞIK EDEBİYATI BABA başbakan başkanlık Bedford, Araba sevdası Biyografi cami cemaat cemiyet chp cuma cumhurbaşkanı çocuk edebiyatı Çocuk Edebiyâtı ÇOCUK ŞİİRLERİ dede deneme DÎNÎ ŞİİRLER DİNİ-MİLLİ ŞİİRLER DÖRTLÜK edebiyat eleştiri eymür eymür köyü eymürname GÜZELLEME halk şiiri halk şiri HÂTIRA hâtıralar HAYAT HİKÂYESİ HECE HECE VEZNİ hiciv İMAM-HATİP PİLÂV GÜNLERİ işkence KADİR GECESİ KÂFİYE komşu ülkeler koşma köy yazıları köyname lüleburgaz MANİ Manzum Fıkralar mızrap NÂMELER Nasreddin Hoca NURİ KAHRAMAN okul edebiyatı ordu ordu hayat ordu hayat gazetesi ordu imam-hatip Palace Palas RAMAZAN RAMAZAN EDEBİYATI recep tayyip erdoğan siyâset şiir toplum türkiye ulubey Yalçın Yüksel Yeni Türkiye zulüm

Etiket: edebiyat

Haz`15
2
DÜNDEN BUGÜNE DÖRTLÜKLER
DÖRTLÜKLER

Yorumlar(0)

DÖRTLÜKLER

SENELER…

İleriydi geriydi, derken geçti seneler;

Önümüze geleni yerken geçti seneler.

Doyamadık bir türlü şu yalancı dünyâya,

Anlayamadık gitti; erken geçti seneler!...

 

DİŞ

Âh ey dünyâ, nelerin; senin ne işlerin var!

Dönüşün belli, lâkin; sürpriz gelişlerin var!

Kaptırmışken âhenge, çarktaki mûsikîye;

Bir değirmen misâli, öğüten dişlerin var!

Bafra, 07.05.2015

GÜZ ÇİÇEKLERİ

Yıllar, nerede nasıl; geçti ne çabuk?!

Ömrümü yudum yudum, içti ne çabuk!

Daha anlayamadan, baharı, yazı;

Sonbahar çiçekleri açtı ne çabuk!

 

ITIR

Son demlerimiz, neden eski zamanlar gibi?

Hep dünlere götürür; bir şeyler anlar gibi!

Çocukluk, yâdımızın en ıtırlı bahçesi;

Öteye de bir geçsek, ilk heyecanlar gibi!

 

AŞK İLE…

Şu âlemde olmalı, seyrin aşk ile…

Zîrâ ukbâda dahî; hayrın aşk ile!

Sevgiyle döner her şey, mükevvenâtta:

Katılalım bizler de; buyrun aşk ile…

 

MEYHÂNE

Yolun bir gün bilmeden meyhâneye düşünce;

Hücum eder beynine bin bir türlü düşünce!

Anlarsın ki, burdaki günâhlar hafif kalır;

şarda olanları şöyle birşününce!… 3.5.15

 

KÖR ŞEY!

Çocuklar yapar her şey; büyükler demez bir şey!

Hepimizi oyuncak yapmış kendine kör şey!

Ne âdap var ne erkân; ne ölçü, ne prensip;

Şeytanın köleleri, sanır kendini; hür şey!

 

SEL

Elest Bezmi’nden geldik şu dünyâ durağına

Kapıldık gidiyoruz seyl-i tumturağına

Rabbimiz ne gün alır, rûhumuzu kim bilir?

Ne zaman bineceğiz, şu dönüş burağına?

Bafra, 07.05.2015

UMUR

Yâ Rab, lûtfettin bize, şu can emânetini;

Taşıyalım her dâim, umur alâmetini...

Bir gün demir alırken, sana doğru gelirken;

Nasîp eyle din-îman, İslâm selâmetini…

 

SELÂMET…

Öyle bir yaşarsın ki, bir karara gidersin;

Ama hep böyle kalmaz, bir gün gelir düşersin!

Şimdi tam bu noktada, söylenecek son söz şu:

Yüce Allâh, din-îman; selâmetleri versin…

 

BAHÂNE

Hepimiz kullarınız, günâhlarla lebâlep;

Tükettik emâneti, gözetmeden ar, edep!

Fakat, yalvarıyoruz; Yâ Erhamer’Râhimîn;

Zerre hayrımız varsa; bağışına kıl sebep!

 

ARÎZA!

Hepimiz geleceğiz huzûruna mutlakâ!

Bugün, yarın, öbür gün? Sonunda kesin ama!

Sana kul olamadık, dilediğince Yâ Rabb;

Affet noksanımızı; lûtf'et Dârüs'Selâm'a!

 

İHÂNET!

Bir hayat yaşıyoruz; her şeyimiz emânet

Düşünerek yaşamak, en büyük bir kerâmet!

Muhammed’ül’Emîn’i rehber edinmeyenler;

Hakkın emânetine etmiş olur ihânet!

 

DENİZ
Dünyâ denilen bahre, kader ile dalmışız
Meçhul ufuklarına doğru demir almışız
Hepsi de Rabbimiz’den; rüzgârlar, fırtınalar!
Rahmet yolculuğunda, duâlara kalmışız!...

Bafra, 07.05.2015

HULKÛM…

Yâ Rabb, hükmün önünde, boynumuz kıldan ince

Koru bizi her dâim, fırtınalar esince

Hayâtta istikâmet, mematta metânet ver;

Beşâret nasîp eyle, can hulkûma gelince!

Ordu, 9.5.15

TÜY

Yâ Rabb, lûtfet katından; ferahlasın yüreyim!

Kurtulalım yüklerden; göğsümü bir gereyim!

Huzûruna gelirken, huzur isterim Yâ Rabb;

Tüy gibi hafiflemiş, olduğumu göreyim!

 

SEYİR

Niye hep darlardayız, bola yasaklı mıyız?

Ortalarda değiliz, kenarda saklı mıyız?

İşini bilip bilip yapıyorken insanlar;

Biz dâim lâf üretip durmakta haklı mıyız?

 

UÇUŞ

Sırlanmış gerçekleri bulup açmak ne güzel!

Her gün daha iyiye, varıp kaçmak ne güzel!

Bilerek hamdimizi, hadd-i hudûdumuzu;

Sonsuzluğun ufkuna, doğru uçmak ne güzel!

 

BURUN

Burnun hep havalarda; hem kendini kasarsın!

Akıllara ziyânsın; hep zarar, hep hasarsın!

Kıra-döke gidersin, tanımazsın hak-hukuk;

Unutma, gün gelince, sırra kadem basarsın!

 

ÇALIM

Bu gidişler nereye? Durma, git, koş bakalım!

Neden demez hiç kimse, tadında bırakalım?!

Yürüyen de, koşan da, kalakalacak nâçâr;

Her şey orda çıkacak; nedir burdaki çalım?!

 

KÖPRÜ

Hayat köprüsünü gel, gel de nazla geçelim!

Yalvaralım Rahmân’a, hep niyâzla geçelim!

Kazanalım inşâllâh, Mevlâ’nın dostluğunu;

Başkaca ilgilere îtirazla geçelim…

 

YENİDEN…

Târihten ibret gerek, oyunu bozmak için;

Âtîyi yükseltecek, temeli kazmak için;

Okuyup öğrenmeli; irfâna uğranmalı;

Efsâne destanları, yeniden yazmak için!

 

RÜZGÂR

Bahtın rüzgârıdır bu, uçurur diyârlara;

Bâzen turistik olur, bâzen düşünce dara!

Antalya bir memleket; taban, tavan içiçe:

Ayaklar sıcak suda; başlar değer karlara!...

 

İZ

Ey rüzgâr; sen getirdin nerden nereye bizi?!
Ayakların kim bilir daha nerde var izi?
Nerede denilecek; işte buraya kadar?!
YâRab, duâdayken tut, kaldır ellerimizi!

05.55  14.5.2014 Kepez

YILDIZ

Zevklerin, şamatanın gazına hız verirsin;

Bilmezsin ki bir yandan, tükenirsin, erirsin;

Bir kılın üstündesin; kaymaya görsün yıldız

Ey âciz, gâfil insan; neyine güvenirsin?

09.19  14.5.2015

FIRSAT

Hepimiz biliyoruz; gelmedik ki kalmaya!

Her an gelinebilir, emâneti almaya!

Toparlanma zamânı, şu dakkadan tezi yok;

Belki fırsatın olmaz, tevbeye yol bulmaya!...

9.24  14.05.2015

AVDET

Sanmayalım avdeti bugün çok ırak bize

Hakikat yolcusuyuz, gerek meyl-i hak bize

Vuslat ânı gelip de musallâya durdukta;

Helâl etsin hakkını, cümle ehl-i ha(l)k bize!...

07.30 14.5.2015

İHTİMÂL

Haklarınızı helâl, edin sevgili dostlar;

Hani derler; dünyanın, bin bir türlü hâli var!

Gidip de dönmemek var, dahî gelip görmemek;

Hattâ, yatıp kalkmamak; kalmak ihtimâli var!...

14.5.2015

HASRET

Bir daha kucaklayayım, sizleri, gitmeden;

Selâm olsun herkese, kimse ayırt etmeden

Duâlar bekliyorum, cümle kardeşlerimden;

Görüşelim inşâllâh; hasreti büyütmeden…

15.00  26.5.2015 AÜ Mescid,Âcil

HAYRET

Murâdınca gitmez dünyâda her şey

En önde koşarken, sona kalırsın!

Öylesine sürprizler çıkar karşına

Şaşar da, hayretten dona kalırsın!

18.10    26.5.2015 Antalya Havaalanı

EFKÂR

Bugün ayrılacakken, aklım hep buralarda

Duygular sıkıntılı, fikirler karalarda!

Lûtfet ne olur Yâ Rabb, ferah ufuklarını;

Sıhhat hasreti bitsin, gurbet Antalya’larda!

26 Mayıs 2015, Antalya

 

SAM YELİ

Yalçın Kardeş muzdarip, yatıyor dertleriyle;

Mücâdele ediyor, virüsün kurtlarıyla

Hastânenin dışında ağaçlar hep çiçekli;

İçimizde sam yeli, esiyor sertleriyle!...

26 Mayıs 2015, Antalya


Haz`15
18
AKROSTİŞ YAZILARI
AKROSTİŞ YAZILARI

Yorumlar(0)

HAYAT DOLU BİR EV!

                   Günlerden pazardı. Çocuklar büyük dayılarıyla berâber Samsun’dan dün gelmişlerdi. Köydeydiler. Ev yanlarında temizlik yapmışlar. Arada oynamışlar. Sohbet etmişler. Çay içmişler. Dinlenmişler. Sonra çalışmışlar. Yorulmuşlar.

                   Teyzelerinin düğünü var bu Temmuz ayının sonlarına doğru. Hızlı ve sıkı hazırlıklar söz konusu. Mâlum, düğün hazırlıkları. Öyle ya, yepyeni bir yuva kurulacak. Seferberlik var. Bir ucu sonsuza uzanan bir hazırlık bu. Önemli. Küçük, büyük, herkes kendine göre bir şeyler yapmaya çalışıyor. İşin bir tarafından tutmaya çalışıyor. Aziz milletimizin güzel bir özelliği bu: Yardımlaşma. Rabbim cümle evliliklerin ve iyi niyetle tutulan tüm işlerin sonunu hayırlara eriştirsin. Cümleye, sonsuz mutluluklar ihsân eylesin.

                   Çocuklar akşama doğru geldiler köyden. Dayıları getirmiş. Yorgun-argınlar. Dut da getirmişler. Sağolsunlar, kendileri köyde bol bol yerken bizi de unutmamışlar. Yüce Rabbim ömürlerine bereket versin, hayırlısından.

                   Bir aylık hasret hoş-beşinden sonra herkes kendi işlerine koyuldu. Onlar hem yoldan, hem de köydeki çalışmalardan geldiler, istirahata çekilirler düşüncesiyle ben de onları serbest bırakıp çalışma odama çekildim. Gazetelere dalmışım. Arşivleme çalışmalarından dolayı sağım-solum gazete dolu. Târihlerine göre sıraya koyuyorum. Kimi yazıları kesip ayırıyorum.

-          Aaa, bakın, Hayat dolu bir ev!

Esprisiyle girdi çocuklar içeri. Hep birlikte güldük bu söze. Çok doğruydu söyledikleri. Her taraf Hayat Gazetesi doluydu! Hattâ bu ânı fotoğraf çekerek kayıt altına aldılar. Bundan öte, çocuklarda bir başkalık vardı. Heyecanlıydılar. Bir yanda tebessümler sürerken, öbür taraftan bir şeyler saklar gibiydiler. Derken;

-          Babacığım, bu güller sana!

Dediler, her biri ellerindekileri uzatarak. Gelirken evimizin bahçesinden kopardıkları bu güller esprinin üzerine ikinci bir tebessüm dalgası  oluşturdu ve tüm kasvetimi dağıttı. Ne yalan söyleyeyim; o gün resmî tarafım biraz daha ağır basıyordu. Ben de biraz yorgun gibiydim. Ama onların benimle ilgili operasyonları devam ediyordu:

-          Babacığım, bu gül lokumunu sana Samsun’dan aldık.

-          Babacığım, bu kitap da senin. Mustafa İSLÂMOĞLU’nun ÜÇ MUHAMMED kitabını özellikle seçtik. Dikkât edersen hediyelerin hepsi de gül motifli. Allâh sana Gül Muhammed’in sünneti üzere hayırlı, uzun ömürler nasîp eylesin!

dediler. Bu duâya hep birlikte âmin dedikten sonra, çocuklar benim ellerimden öptüler. Ben de onların gözlerinden. Onlara duâlar ettim ayrıca.

                   Daha o günün sabahında telefondan peş peşe mesaj anonsları gelmişdi. Kimden acabâ derken hepsinin de banka ve finans kurumlarından olduğunu görmüşdüm. Öyle ya, böyle günlerde dostlardan başka arayan olmazdı! Bankalardan gayrı arayan soran olmuyor artık nedense. Her türlü parasal işlemler oraya endeksli artık. Yardımlaşmalar bile banka kanalından yapılıyor mâlum. Hattâ ibâdetler. Haclar, kurbanlar, bağışlar. Bakkal alışverişleri bile kartla. Onlar bizi sevmeyecek de kim sevecek?! Değil mi? Öyle beklenme gibi bir beklentimiz yok. Sevmiyorum da. Ancak, yalnızca bankaların araması ve bu işi ciddîye almaları, artık hayâtımızın tüm damarlarının banka endeksli olduğunu gösteriyordu. Dostlukları belirleyen de neredeyse bankaydı. Daha doğrusu, tüm değerlerimizin belirleyicisi artık para mı olmuştu diye bir soru gelip geçti aklımdan. Geçtiğiyle kalsa yine iyi. Artık öyle gâlibâ. Nitekim, biraz irdeleyince, bankaya uğramayan yakınlıkların arka plânında da çoğunlukla para diyemesek de menfaat kendini belli ediyor. Tabiî bu arada ihlâs ve samîmiyet kaf dağının ardına kaçmaktan başka çıkar yol bulamıyor. Neyse ki, çocuklar bu derin düşüncelerin gayyâsından çekip çıkardılar beni. Sağolsunlar.

                   Güller inanç ve hissiyâtımızı, lokum, tatlıya zaafımı, kitap da, öteden beri matbûâta olan ilgimi ifâde ediyordu. Gül çocukların bu gül jestleriyle evimiz daha da hayat dolu bir ev olmuştu! Allâh(CC) kendilerinden râzı olsun. Son olarak, yanımdan ayrılmadan önce birinin;

-          Babacığım, eğer hemen okumayı düşünmüyorsan, önce ben okuyabilir miyim bu kitabı? Sorusu da mutluluğumun doruk noktası oldu.

-          Tamam! Dedim ve hemen kaplamak üzere masamın üzerine koydum. Sabah da naylonla kaplanmış olarak kendisine takdim edeceğim.

-          Babacığım, istersen sen de daha fazla uykusuz kalma! Hayırlı geceler! Biz müsâde istiyoruz! Deyip ayrıldılar yanımdan.

                   Gülleri, güllükleri ve gülüşleriyle Cennet bahçesine çevirdikleri evimizin mutluluğunun, cümle büyüklerimiz, yakınlarımız ve sevdiklerimizle berâber bizleri sonsuz mutluluklarda da buluşturması, Yüce Rabbimizin, kimseleri darda koymaması niyâzıyla cümleye selâm, sevgi ve saygılar sunuyor, yazı formatımız gereği sizleri -kısa da olsa- bir akrostişle baş başa bırakıyorum:

 

GÜL ÇOCUKLAR

Gülyüzlünün izinde gül çocuklar

Ümitle sürdürür yolculukları

Leylâsı olmuşlar sevdâ çölünün

Çağları aşıyor mutlulukları

Omuz verirler bu yolda her yüke

Cana minnet bilirler zorlukları

Umursamazlar hiç kınayanları

Kaâle almıyorlar horlukları

Lâyık olmak kolay değil ihsâna

Atacaksın gözlerden, körlükleri

Rabbimizin sonsuz; lûtfu, nîmeti

Sezâ mıdır kulun nankörlükleri?

Emîn Muhammed’in emîn yolunda

Lâğvettik ahlâksız özgürlükleri

Âşık olan, mecnûn gerek bu yolda

Mâşûkuna bağlı tüm hürlükleri!...

 

Nuri KAHRAMAN

Nuri KAHRAMAN - “SEVMENİN, SEVİLMENİN BİLMELİ DEĞERİNİ…”

“SEVMENİN, SEVİLMENİN BİLMELİ DEĞERİNİ…”
Yazı Tarihi: 16 Şubat 2014 Pazar

Bu hafta, başta Ulubey YORUM, Ordu VİZYON, Lüleburgaz HÜRFİKİR gazeteleri olmak üzere,orducu.com, orduca.com ve haberordu.com sitelerinde haber olarak yer aldığı gibi, geçtiğimiz hafta sonuOrdu ve Vakfıkebir’de yapılan merâsimlerle berâber biz de kayınpederler kervanına katıldık. Bize bu günleri ve böylesi bir mutluluğu gösterdiği için Yüce Allâh’a sonsuz hamd ediyor, darısı, hayırlısından ilgili tüm kardeşlerimizin başına diyoruz.

Burada, dâvetimize icâbet edip bizzat gelenler başta olmak üzere ilgilenen, yardımcı olan, tebriklerini ifâde eden, bir şekilde sevinçlerimizi paylaşmak sûretiyle mutluluklarımızı artıran tüm eş-dost, akraba, komşu ve arkadaşlara buradan tekrar tekrar teşekkür ediyoruz.

Ayrıca, başta yukarda isimlerini zikrettiklerimiz olmak üzere, mutluluğumuzu, hasbel’beşer unuttuğumuz ya da bizzat ulaşma imkânımız olamayan diğer ve daha çok dostlarla paylaşmamıza yardımcı olan basın-yayın dünyâsından arkadaşlara da ayrı ayrı şükranlarımızı sunuyoruz.

Evet dostlar, ilk göz ağrımız Sevdenur yavrumuzu, Giresun-Eynesilli meslektaşı, Emine-Hayâti çiftinin ilk çocukları Alparslan Cansız’la evlendirdik. Bu bağlamda, gerek çocuklarımız, gerekse âileler olarak hepinizin hayır duâlarını bekliyoruz.  Ve de, bu vesîleyle diyoruz ki; Rabbimiz tüm evlenenleri ve âilelerini hayırlısından, umduklarına nâil eylesin. Yollarını ve bahtlarını açık eylesin. Hani ne derler: Geriye bakıtmasın… Âmin…

Söylemek gerekirse; bizim açımızdan, ön ziyâretler, tanışmalar, karar ve hazırlık safhaları, karşılıklı dâvetler, icâbetler, söz, nişan, gecelik, ağırlık götürmesi, kınası, Nikâh merâsimi, düğünü, organize ve katılımlarıyla tüm prosedürlerin gelenek ağırlıklı olarak özenle sergilendiği güzel bir süreç oldu. Dileğimiz, sizlerin duâlarıyla bundan sonrasının da ebediyete kadar anlayış, nezâket, tatlılık, huzur ve mutlulukla devam etmesi.

BAKIRKÖY’DEN KEBİRKÖY’E…

Katılım dedik de, belirtmeden geçmek olmaz. Çocuklarımızın ikisi de Bakırköy RSHH’de asistan doktor. Tâ oradan merâsimlerine hocaları gelmişti. Hattâ içlerinden Prof. olanları ayrıca nikâh şâhitliklerini de yaptılar. Sâdece bu merâsim için, uçakla sabah gelip, evlâtları mesâbesindeki talebelerinin mürüvvetlerini görüp akşam döndüler.

Aynı hastâneden diğer hocaları ve asistanlardan başka, başta Ankara ve Samsun olmak üzere diğer şehirlerden okul arkadaşları da geldiler. Bu samîmiyet, vefâkârlık ve de fedâkârlığın da sürece ayrı bir anlam ve güzellik kattığı muhakkak. Onlara da ayrıca çocuklarımız, âileleler ve tüm yakınları olarak, teşekkür ve minnettarlıklarımızı arz ediyoruz. Rahmeti sonsuz Rabbimiz cümlesinden râzı olsun ve onları, âile efrâdı ve tüm sevdikleriyle berâber sonsuz mutluluklara ulaştırsın inşâllâh…

SADEDE GELİNCE; DUYGULAR İNCE…

Sevgili okurlar; şimdi, gelelim sadede: Zaman zaman belirttiğimiz gibi, Lüleburgaz da bizim görevde ilk göz ağrımızdır. Gerek orada, gerekse Akkuş ve Ordu’da görev yaptığımız yıllarda, hâtıra defteri veren her öğrencimize AKROSTİŞ yazmaya çalışmışızdır. 

İşte, tâ oralardan gelen alışkanlıkla bu güne kadar, çeşitli vesîlelerle hep akrostişler yazagelmişizdir.Dolayısıyla, bu düğün vesîlesiyle de bir akrostiş yazdım ve de, geçtiğimiz Pazar günü Vakfıkebir’de icrâ edilen merâsimde okudum. Ummadığım bir beğeniyle karşılandı. Bu gün sizlerle onu paylaşacağım. İlginizi çeker de okursanız, umarım sizler de beğenirsiniz. 

Mâlum, AKROSTİŞ, mısra baş harflerinin aşağıya doğru anlamlı bir şekilde sıralanarak şiir yazılması şekli oluyor. Nitekim, bu şiirin baş harfleri SEVDENUR-ALPARSLANA SELÂM VE DUÂ İLE diyor. İşte şiir:

ÂİLE, GÜL BAHÇESİ...

Sevgili yavrum, Sevdenur’um, ilk göz ağrım ey!

Elvedâ diyormuşsun bugün, böyle nasıl şey?

Vakit çabucak geçti, gitmeler geldi demek;

Demek mâzîde kaldı şimdi artık Eymür Köy!

Eymür neresi kızım, neresi şu Eynesil?

Neylersin mukadderât, gitmemek elde değil!

Ufukları dünyânın, hepsi aşılmak için;

Ruhsat yok durmalara, yollar koşulmak için….

Atı alan diyorlar geçiyor Üsküdar’ı;

Lâkin neresi geniş, neresi yerin darı?

Peki dendikten sonra, yoktur işin şakası;

Alparslan Bey’le artık; ömrün öte yakası…

Rabbim güzel eylesin bahtını, kaderini;

Sevmenin, sevilmenin bilmeli değerini…

Lütfudur Rabbimizin, güzel eş, mutlu yuva;

Allâh’a varmak için, ah alma, al hep dua…

Nerede olursan ol, unutma hep O’nla ol;

Ayrılma nezâketten, dâim gönüllere dol…

Sevgi, hem saygı göster, büyük-küçüğü tanı;

Evinin hanımı ol, ocağının sultânı…

Lûtfeder güzel Allâh, gönlü güzel olana;

Âkıbet hayır deyip niyetini bulana…

Mevlâmız hânenize saâdetler yağdırsın;

Varsa eğer karanlık güneşleri ağdırsın…

Ey güzel gençlerimiz, Alparslan ve Sevdenur

Duâlar hep sizinle, dileğimiz hep huzur…

Ufuklarınız açık, uğrunuz hayır olsun;

Âile gül bahçesi, çimenlik, çayır olsun…

İslâm, teslim, selâmet; mutluluk istikâmet:

Lâyık olun kısmete, olun Hakk’a emânet…

Eh, niyetler hayr’olunca, hayır olur âkıbet…

SEVGİLİ DOSTLAR BUDUR; SÖZÜN ÖZÜ, SON KELÂM:

ES’SELÂMÜ ALEYKÜM; VE ALEYKÜM ES’SELÂM…

 DURAKLA BURAK ARASI

En son; “Ayrılık olmadan kavuşma olmaz. Rabbimiz sonsuzda ayrılık göstermesin.

Bizleri böyle burada sevgide buluşturduğu gibi, tüm sevdiklerimizle beraber,

sonsuz güzelliklerde de buluştursun. Önemli olan bu. Gerisi teferruât…

Tüm düğünlerimiz, GEÇİCİ SÜS VE HEVESLERİN  DURAĞI OLMAKTAN ÖTE,

SONSUZ DÜĞÜNLERİN BURAĞI OLSUN inşâllâh…” diyerek sözü bağladık.

Tekrar, darısı NİYET HAYIR; ÂKIBET HAYIR diyen âileler olarak hepimizin,

ayrıca, iffeti edebiyle yuva kurmaya niyetlenmiş tüm gençlerimizin başına diyor,

sizler, bizler ve de tüm kardeşler için, cümle güzel duygu ve duâları yineliyor,

sevgi-saygı ve sonsuz mutluluk dileklerimizi sunuyoruz ves’selâm…

 

ORDU HAYAT ÂİLESİ

 

                   Öteden beri bütün hayâllerimiz basın-yayın üzerine kuruluydu. Ancak görev sebebiyle fiilen bu işe girmemiz mümkün değildi. Emekli olduktan sonra bu düşünceyi kuvveden fiile geçirme peşinde koşmaya başladık. Ne var ki bu defâ da, teknik ve ekonomik anlamda yabancı olduğumuz bu işi tek başına yapmaya cesâretimiz yoktu. Koşarken, aynı hayâlleri taşıyan ve bunun için adım atmaya çalışan arkadaşlar olduğunu öğrendim. Bu konularda engin tecrübesi bulunan arkadaşımız İmdat YILMAZ’la diyalog hâlindeydik. Bize fikrî katkıları çok oldu. Derken, 2006’nın 11 Mart günü Dr.Abdurrahman TOMAKİN Bey, fikri ve teknik alt yapı konusunda bayağı mesâfe kat ettiği anlaşılan gazete konusunda ortaklık ve kuruluş içerisinde önemli rol teklifiyle geldi. İncelememiz için bir taslak metni verdi. Memnûniyetle karşıladık.

                   İş yol almaya başlamıştı. Kısaca Hayat Medya AŞ diyebileceğimiz oluşumun eli kulağındaydı. Hazîran ayına kadar fikrî ve istişârî jimnastikler yapıldı. Proje olgunlaştırıldı. 21 Hazîran günü, noterde, şirketin yönetim kurulu başkanlığı görevinin tarafıma tevdî edildiğini öğreniyorum. Yönetimde Aziz ALTUNSOY Ağabeyle Cemâlettin YILDIZ Bey de var. Bu görev benim için sürpriz olmuştu. Belki de ötedenberi medyaya olan ilgimin bilinmesinin bir sonucuydu bu, ya da, emekli olmam hasebiyle benim daha iyi ilgilenebileceğim düşünülmüştü. Her neyse. Terettüp eden bu şerefli görevi en güzeliyle deruhte etmeye çalışıyoruz. Geçen hafta sonu yapılan Olağan Genel Kurulda da, aynı yönetime devam denildi. İnşâllâh canla, başla bu görevi yüzakıyla sürdürmeye çalışacağız.                                 

                   Ama bu hayırlı oluşumda öncü konumda yer alan ve hayırlı bir çığır açtığında şüphe olmayan şirket kurucularımızı buradan târihe not düşmek isterim: Türkiye Ticâret Sicili Gazetesi’nin 3 Temmuz 2006 ve 6590 sayılı nüshasında yer aldığı şekliyle isimler şöyle:

Abdurrahman TOMAKİN, Engin TEKİNTAŞ, Halit TOMAKİN, Eyüp AKARSU, Namık ÖZYURT, Recep AZAKLI, Nuri KAHRAMAN, Celal TEZCAN, Sebahattin ÖZTÜRK, Tamer TOMAKİNOĞLU, Aziz ALTUNSOY, Cengiz KESKİN, Ali YILMAZ, Murat KİRPİTÇİ, Selim AKÇAY, Osman TOMAKİN, Talip CAN, Hayati ÖZTÜRK, Sezayi AKARSU, Cemalettin YILDIZ, Mustafa TOMAKİN, Mehmet Ali AYDIN, İmdat YILMAZ, Uğur GÜMÜŞ, Cemil TANIŞ, Bilal AZAKLI, Rifat TOMAKİN, Yusuf AKARSU, Celal TOMAKİN, Şeyma SAYILIR

                   Daha sonra bâzı isimler gitti. yerlerine Kâzım DEMİR, Mustafa BÜLBÜL ve Osman ÇELEBİ isimleri geldi.

                   Kuruluş aşamasında, Cengiz KESKİN Bey’in büyük katkıları var. Fikrî, fiilî, teknik öncülüğü kayda değer. Gazeteyi Dursun GÜRSOY görüntüye çıkardı. İlk dizgicimiz ve sayfa editörümüz o. Gazete bu ikilinin elinde şekillenip yol almaya başladı. Kendilerine müteşekkiriz. Dizgiyi daha sonra Soner ÖZDEMİR, Nâdiye KURUCU ve Yeliz ENGİN yaptılar. Dağıtımda yükümüzü ilk başlarda Özkan ALBAYRAK omuzladı. Soner DURAN yardımcı oldu. Şu an İsmail İŞLEYEN’le Birol TOMAKİN yürütüyorlar dağıtımı.

                   Dizgi ve montajda Yâsemin TOKSOY ile Furkan TOMAKİN var. Şu anki sayfa editörümüz Ayfer GÖK. Gazetenin usta ismi, matbaa baskısını yapan Dursun usta; Dursun KIRIM. Yazı işleri müdürümüz de, aynı zamanda köşe yazıları da yazan Tevrat İŞLEYEN Bey. Herkes görevini, şartlara göre en iyi şekilde yapmaya çalışıyor. Fedâkârâne gayret gösteriyorlar.

                   Hepsinden önemlisi, bu isimlerin hayırlı bir işin öncüleri olmaları ve bu bağlamda hayırlı çığır açanlar kategorisine girmeleri. Bu çekirdek isimler, bu gazete ve hayırlı hizmetleri devam ettiği sürece, elde edilen hayırlardan, işleyenlerden bir şey eksilmemek kaydıyla pay sâhibi olacaklardır. Bize düşen, hem kendimizin hem de öncülerin hayır hânelerini zenginleştirmeye çalışmaktır.

                   Bu hayırlı çığırın tâkipçisi olan okuyucularımızı da bu anlamda sevgi ve saygıyla selâmlıyor Ordu Hayat Âilesi olarak kendilerini de âileden kabul ettiğimizi bildiriyor, yazı formatı gereği bir akrostişle sizleri baş başa bırakıyoruz. Allâh’a emânet olunuz.

SELÂM

Selâm olsun hayırda çığır açanlara

El tutan, omuz veren siz okurlara

Lûtfu Yüce Rabbin, kardeşliğimiz

Âileyiz, Hak için, gerçek yolunda

Mevlâm eriştirsin sonsuz nurlara…

 

ZAMAN GELİR; VE LÂKİN...

 

Bismillâhir’Rahmânir’Rahîm

Değerli Öğrencimiz,

Hatîce Buhayra’ya (Göl) ebedî saâdet dileklerimle…

 

-AKROSTİŞ-

 

Habire gayret gerek, hayret etmemek için

Arzuların zehrine kurban gitmemek için

Tâ Âdem’den bu yana Hak-Bâtıl cedeldedir

Îman sorumluluktur, yük ağır bedeldedir

Cennet, Cehennem farkı; îman, küfür arası

Engin, zengin olanlar maddenin maskarası

Bir işe yaramaz ki, sonsuz servet; paralar

Elbette bilmez bunu; bilmez, bahtı karalar

Tavrından, edâsından, sanırsın ölmeyecek!

Üstüne sanki toprak, çer-çöp dökülmeyecek!

Lükse, konfora harcar eldeki tüm vârını

Elinden gelse yakar câminin civârını

Selâmı, sabâhı yok; sorsan hiç günâhı yok

O öyle bir beyaz ki; zerrece siyâhı yok!

Nereden sormuştun ki, pişman oldun bak işte;

Sen hep yokuşlardasın; o dâimâ inişte!

Uzun hikâyedir bu, onlar hep kısa keser

Zaman gelir ve lâkin, rüzgârlar başka eser!

Siz ve biz tâlihliyiz; İmam-Hatipli olduk

Anladık hakîkâti, istikâmeti bulduk

Âhını duyuyoruz mazlûmların, derinden;

Dünyâ yansa, nasipsiz, kımıldamaz yerinden!

Elvedâ ey okulum, can yuvam, gerçek yurdum

Tavanının altında, cennetten köşe kurdum!

Lûtfederse Rabbimiz, berâberiz Cennette;

Elbet sevdiklerini, Allâh koymaz firkatte!

Rabbim 12/A’yı bir kıl ebediyette…

12.04.1994

 

Sevgili Öğrencim;

Seni güzel bir duâ ile uğurlamak istiyorum:

“ Allâh’ım!

Bizlere, her türlü endîşe ve tasa karşısında

çıkış ve kurtuluş yollarını göster.

Sürekli kötülüğü emredip duran nefislerimizin

dar kafeslerinden ve hevâlarımızın ağından bizi kurtar.

Gözlerimizi ve gönüllerimizi

günâh atmosferlerinden uzak eyle.

Bizleri rızân istikâmetinden bir an olsun ayırma.

Bizi, bize bırakma YâRabbî!”

Değerli Öğrencimiz;

Olgun, hanımefendi kızımız

Hatîce Betül’ü yuvadan uçururken

kendisine, neş’e ve sevinç dolu bereketli ömürler,

âilesi ve sevdikleriyle berâber yaşayacağı

bitimsiz mutluluklar diliyorum.

Güle güle. Allâh’a (cc) emânet ol!...

 

Öğretmenin; Nûri KAHRAMAN

İmam-Hatip Lisesi

-ORDU-

 

SU GİBİ AKAN ZAMAN…

Bismillâhir’Rahmânir’Rahîm

Değerli Öğrencimiz;

İşte, koskoca yedi yıl geçti ve sizleri hayâta uğurluyoruz.

Belki, ne çabuk geçti diyeceksiniz.

Evet, öyle. Çünkü burada günleriniz güzel geçiyordu.

Nasıl geçtiğini anlayamadınız. Çünkü huzurluydunuz.

İyi arkadaşlarınız vardı. Öğretmenlerinizle diyaloğunuz iyiydi.

Bir gün, hayâtın da nasıl geçtiğini anlamayacaksınız;

çünkü hayâtınız da mutluluk üzere sürecek,

ve, bilinçle yaşadığınız bir hayâtın sonunda

sonsuz mutluluklara da ereceksiniz inşâllâh…

“O kimseler ki, îmân ettiler ve sâlih amellerde bulundular;

onlar için Firdevs cennetleri elbette konak olmuştur.” Kehf:107

Yüce Rabbim tüm mü’minleri istikâmet ve samîmiyet üzere yaşatsın.

Gaflete ve dalâlete düşenlerden eylemesin.

Firdevs cennetlerine hidâyet eylesin.

Sana da bu anlamda başarılar diliyorum.

Bu vesîleyle, sen değerli talebemiz Elif AKÇAY’a

hayırlı, uzun ömürler, bereketli yıllar,

sonsuz saâdetler dileğiyle

âdetimiz gereği olan akrostişimizi sunuyoruz:

 

-AKROSTİŞ-

                                   Eninde-sonunda işte, geldiniz son durağa

Lüzum yoktur dünyâda, aslâ hiç tumturağa

İçimiz emel dolu; köy-köşk, arsa, araba

Fakat, engel olamazlar; gitmemize ırağa

Aklı başında olan, emel taşır ukbâya

Kapılıp gitmez aslâ, “gerçek” varken hülyâya!

Çeyizini hazırlar, öteyi unutmadan

Aşkla göz yaşı döker, kâlbini uyutmadan!

Yolcularız hepimiz; kâh biner, kâh ineriz

Akşam olur gün gelir; ufuklarla söneriz

Elifle başlar hayât, sonra “LâmElîf” olur!

Bu ise “L┠demektir; yâni, hayât son bulur!

Elvedâsı var mutlak; selâmın, merhabânın

Dünyâya aldanmaktır, en büyüğü hatânın!

Îmânla îmânsızlık, Cennet, Cehennem farkı

Su gibi akan zaman, döndürür hangi çarkı?

Allâh demeli diller; hem çalışmalı ellerimiz

Âbisten-i vefâyı döndürmeli sellerimiz…

Dokuz köyden kovulur derler doğru söyleyen

Evet ama, pişman olmaz; hakka hizmet eyleyen!

Tâlib-i hakkım diyen, Hakk’a eyler can fedâ

Lezzeti kullukta bulur; eyler rüknünü edâ

Elif kulunu Rabb’im, erdir sonsuz nîmete

Rızânı nasîp eyle, dâhil olsun Cennet’e…

                                                        Âmin…

 

 

Değerli öğrencimiz;

Bir âbisten, yâni değirmen misâli dönen bu dünyânın

elbet bir gün sonu gelecek.

Önemli olan değirmeni sele vermeden

işe yarar bir şeyler biriktirebilmek,

“Elest bezmi”nde verdiğimiz ahde vefâ şuuruyla yaşayıp

hakka-hukûka riâyetle, sonsuz saâdeti hak edebilmektir.

Sana bu vâdîde güveniyor ve başarılar diliyorum.

Selâm ve sevgiler sunuyor,

Allâh’a emânet olunuz diyorum…

Öğretmenin:Nûri KAHRAMAN

Ordu İmam-Hatip Lisesi

16.01.1994

 

 

ELİMİZDEN HER ŞEY KAYIYOR GİBİ…

 

Kıymetli kızımız Neş’e AKSU’ya,

neş’esinin sonsuz olması dileğiyle,

Bir kısa akrostiş şiir sunarak

sözlerime başlamak istiyorum:

                                                                                                                      15.06.2000

Mevlid Kandiliniz

Mübârek olsun…

-AKROSTİŞ-

Ne çabuk geçti koca altı yıl

Elimizden her şey kayıyor gibi

Şu yalan dünyâ öyle süslü ki

Etersiz, herkesi bayıyor gibi!

Alıp götürüyor sâhip olmazsan

Kişiyi, kendisiz koyuyor gibi

Sâhip olmak gerek kişi kendine

Ufuklar zamânı sayıyor gibi…

           

Değerli Kızım;

İnanın ki bu gün, sizleri uğurlarken sizler adına heyecanlarla doluyuz.

Yepyeni bir hayat sizi bekliyor.

Hayâlleriniz, emelleriniz, özlemleriniz var.

Bu okuldaki gözlemleriniz özlemlerinize kavuşmaya yetecek mi?

Yoksa, burası sâdece bir başlangıç mıydı?

“Beşikten mezara” ilmin peşinde olabilecek miyiz?

Yâni, gelişigüzel değil; İslâmiyete teslîmiyetle yaşayabilecek miyiz?

Böyle bir sancımız, derdimiz olabilecek mi dâimâ?

Kapılıp gittiğimiz günlük meşgâleler alacak mı yoksa bizi bizden?

Hayatta sizleri neler bekliyor?

Elbette ki burada, nelerin beklediği önemli değil.

Önemli olan, kişinin kendini bilmesi, Rabbini bilmesi,

darlığın da, bolluğun da imtihan olduğu şuuruyla hareket etmesi,

ve kendine, her hâlükârda mukayyet olması.

Bakınız, bayrak şârimiz ne diyor?

 

CENNET- CEHENNEM

Dediler; Cehennem’de odun bulunmaz

Yolcu, yakacağını kendi götürür.

Anladım ki, Cennet’e giden de buradan

Gülünü, zambağını kendi götürür!...

Ârif Nihat ASYA

           

Sen, daha şimdiden,

bu güllerin ve zambakların tedâriki peşinde gibisin.

Sempatik ve olgun kişiliğinle, hayatta iyi bir çevre edineceğine,

edepli, terbiyeli, örnek bir hanımefendi olarak,

topluma güzellikler götürmeye çalışacağına,

Yüce Rabbimizin sana lûtfettiği özellikleri

O’nun güzellikleri için kullanacağına inanıyor,

Allâh’ın (cc) rızâsını kazanma konusunda

sana ve hepimize başarılar diliyor,

sonsuz mutlulular temennîsiyle

selâm, sevgi ve hayırlı, üstün başarı dileklerimi sunuyorum…

 

Öğretmenin: Nûri KAHRAMAN

Ordu İmam-Hatip Lisesi

 


Tem`12
4
Nûri KAHRAMAN
BİYOGRAFİ

Yorumlar(0)

Nûri KAHRAMAN

1957, Hazîran 8’de, Ordu-Ulubey’e bağlı Eymür Köyü’nde doğdu.

Merkez Güzelordu'daki 3. sınıf hâriç, ilkokulu köyünde,(1968)

Orta ve Liseyi de Ordu İmam-Hatip Okulu’nda tamamladı.(1975)

 İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’nden mezun olduğu yıl; 1979.

 Akabinde, 5 yıl öğretmenlik yapacağı Lüleburgaz Lisesi’ne atandı.

Sonra, 4 yıla yakın Ordu-Akkuş İmam-Hatip Lisesi’nde idârecilik yaptı.

En son, Ordu İmam-Hatip Lisesi öğretmeniyken 2005'de emekli oldu.

Bu arada, çocukluk yıllarında başlayan yazı faaliyetlerini sürdürdü.

Şiir ve yazıları, Diyânet Çocuk, Kandil Çocuk, Gül Çocuk, Selâm Çocuk,

Türkiye Çocuk, Can Kardeş ve Gonca gibi yayınlar başta olmak üzere

Sebil, Boğaziçi, Türk Edebiyatı, İslâmî Edebiyât, Hakses, Altınoluk dergilerinde,

Yeni Devir, Millî Gazete ve Sağduyu gibi gazetelerde yayınlandı.

Şiirleri, ders kitapları ve antolojilerde yer aldı. Bestelenenler oldu.

Türkiye Yazarlar Birliği üyesi olan ve Ordu Şûbesi’nin kuruluşunda yer alan yazar,

Ensar Vakfı’nın da 13 yıl Ordu Şûbe Başkanlığı'nı yürütmüştür.

Bu süreçte Ordu Ensar adlı bir dergi-bülten yayınına öncülük etmiştir.

Kurucularından olduğu günlük Ordu Hayat Gazetesi'nde 5 yıl süreyle

yöneticilik ve köşe yazarlığı yaptı.

Yazı ve şiirleri Ordu Vizyon, Hürses, Lüleburgaz Hür Fikir, Ulubey Yorum ve Yeni Akit gibi çeşitli yerel,  ulusal yayın organlarıyla, orducu.com, haberordu.com gibi haber sitelerinde yayınlamaya devam etmektedir.

Hâlen, Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Ordu Şûbe Başkanlığını yürütmektedir.

Ayrıca Diyânet, İslâmî Hizmet, İlim Yayma, Orimder gibi bir çok vakıf

ve dernekte de üyeliği bulunmaktadır. Geçmişte, Ayışığı Kitap Fuarları,

Ordu Şiir Günleri ve özellikle Eskipazar Kır Gezileri gibi organizasyonlarda

faal rol oynayan yazarın, Ümit Çiçekleri ve Bahr-i Sevdâ adlı iki şiir kitabı ve

yayınlanmayı bekleyen yüzlerce şiir ve yazıları vardır.

Yazar evli olup, “en güzel şiirlerim” diye nitelediği;

Sevdenur, Betül, Sâlim Ensar ve  Yûsuf Kerem adlarında dört çocuk babasıdır.


Kas`15
5
NAĞME NAĞME NAMELER
Nağme Nağme NÂMELER

Yorumlar(0)

ŞÂİRLERE

Garip Yetimoğlu telsiz söylesin

Şakir Arslanoğlu gülsüz söylesin

Yaratan bizlere rahmet eylesin

Zulme, haksızlığa susmamalıyız…

 

Taşlasın şeytanı Nuri Kahraman

Vermeyelim şu pis modaya aman

Rahmet et bizlere Hz. Rahman(cc)

Küfre, haksızlığa  susmamalıyız…

 

İnsanlık muhtaçtır mânevî em’e

Tüm şâirler sarılmalı kaleme

Özkul, göğüs ger ki; çile, eleme

Cehle, haksızlığa susmamalıyız…

Yaşar ÖZKUL

(27.11.1983 Yeni Devir)

 

TAŞLASAK MI?

“Taşla” diyor bana ÖZKUL

Kalmıyor ki Yaşar Kardeş!

Atsak, istasyonlar bozuk

Almıyor ki Yaşar Kardeş!

 

Herkes belli bir yol tutmuş

Hayâ-edebi unutmuş

Nefisler rûhu uyutmuş

Salmıyor ki Yaşar Kardeş!

 

İşte kardeş, işte bacım

Dostum, ahbâbım, baş tâcım

Gelse bir, bitecek acım

Gelmiyor ki Yaşar Kardeş!

 

Taşlasak, hep kaçıyorlar

Taşlamasak içiyorlar

Döküyorlar, saçıyorlar

Dolmuyor ki Yaşar Kardeş!

 

Şeytan kadar, şeytanlık dert

Olabilse insanlar mert

Karar kılsalar gâyet sert

Kılmıyor ki Yaşar Kardeş!

 

Tamam, vermeyelim aman

Modadan hâlimiz yaman

Fakat, yanlışları duyan

Silmiyor ki Yaşar Kardeş!

 

Gerçi, bizden söylemesi

Önce tatbik eylemesi

Bozuk âlet düzgün sesi

Çalmıyor ki Yaşar Kardeş!

 

Hatâ bizde de var elbet

Önce sen nefsine emret

Sonra at-tut, sonra öğret

Olmuyor ki Yaşar Kardeş!

 

Buldu sâyenizde fırsat

Nûrî içten etti feryat

Hak yazmadan kimse necât

Bulmuyor ki Yaşar Kardeş!

    (11.12.1983 Yeni Devir)

Âşık Nûrânî’ye

İş’e besmeleyle başla

Savaş boyalı göz-kaşla

Nefsine uyma, yavaşla

Nefis düşman, Nûrânî dost!

 

Zorbalar, zâlimler haklı

Temelde haç rûhu saklı

Ermiyor genç kızın aklı

Gören pişman, Nûrânî dost!

 

Bâtıla hizmeti boşla

Sarıl Hakk’a, canla-başla

Önce dostlarını haşla

Kim “Kahraman” Nûrânî dost!

 

Yıksalar nefis bendini

Bulur îmân, Nûrânî dost!

İçten içe yer kendini

Üryan pişman, Nûrânî dost!

 

Âşık NÛRÂNΒye cevap

Şeytan taşlaması sevap

Şeytanlaşan görür serap

Bak, çöl pişman Nûrânî dost!

 

Yaşar Özkul, özlüyorum

Gelecektir, gözlüyorum

Adım adım izliyorum

Zaman pişman, Nûrânî dost!

Yaşar ÖZKUL

(1983 Yeni Devir)

 

SORGU-NÂME

 

Neden, niçin, nasıl diye

Özün sana soruyor mu?

Beynini kemire, yiye

Aklın kafa yoruyor mu?

 

Olan-biten; neden, nasıl?

Nedir gâye, nedir asıl?

Hangi makamda bu fasıl?

Gönlün hayâl kuruyor mu?

 

Akıl fikir nerden geldi?

Kendin seni nasıl bildi?

Olan şeyler nasıl oldu?

Aklın, fikre uğruyor mu?

 

Çocukluğun nerde, hani?

Okul önü, dükkân yanı?

Neyledin hamamı, hanı?

Köyün köşkün duruyor mu?

 

Sabah, nasıl akşam olur?

Gece, yolu nasıl bulur?

Meyve tadı nerden alır?

Kimse şeker veriyor mu?

 

Her şeyin tadı bir başka

Kâinât ayarlı aşka

İnsanoğlu sorsa keşke

Kâlbi yâre varıyor mu?

 

Çayır-çimenler, çeşmeler

Haylaşmalar, heyleşmeler

Ağlaşmalar, söyleşmeler

Muhabbetler sarıyor mu?

 

Altı, üstü hep dereydi

Sular dökülür yereydi

Sâhi, yerleri nereydi?

Değirmenler duruyor mu?

 

Hayatın çok kavgası var

Çileleri, sevdâsı var

Ölümün de sırası var

Düşüncen yer veriyor mu?

 

Tam, kâm alacağım derken

Ölüm yakalar, gülerken!

Belki sana göre erken

Sırra aklın eriyor mu?

 

Yürüdüğün hayat yolu

Yazı-kışı mihnet dolu

Hepsi gider; darı-bolu

Feryat işe yarıyor mu?

 

Ekonomi, politika

Yürüyorsun, bata-çıka

Gitmek var mı yaka-yıka?

Yazan kalem kuruyor mu?

 

Makam, mevkî hep emânet

Hem ticâret, hem siyâset

Gerisini sen kıyâs et

Cin fikirler eriyor mu?

 

Hava-cıva; hepsi yalan

“Var biraz da sen oyalan”

Nedir ne, geriye kalan?

Fasıl, aslı arıyor mu?

 

Nûrânî’nin dili durmaz

Ele der, kendini yormaz!

Amelsiz söz hayra varmaz!

Bilmem gözler görüyor mu?

 

ORDU HAYAT GAZETESİ

              12.10.2008

 

ÇAYIR-NÂME

Adımlarına dikkât et

Kayarsın Allâh korusun!

Bâtılın sonu felâket;

Uyarsın Allâh korusun!

 

Güvenirsin eşe-dosta

Olursun zevklere hasta

Fark’etmeden, hayra posta

Koyarsın Allâh korusun!

 

Yanlışta ısrar ne demek?

Hem Hakk’a kulak vermemek!

Başına çorap örerek,

Giyersin Allâh korusun!

 

Şehvetlerin kemendine

Aldanmayasın fendine

Yazık edersin kendine

Kıyarsın Allâh korusun!

 

Düşmeyesin tuzaklara

Gitmeyesin uzaklara

Binmeyesin kızaklara

Kayarsın Allâh korusun!

 

Yakışan hep istikâmet

Bütün sapmalar hıyânet

Kopmadan daha kıyâmet

Koparsın Allâh korusun!

 

Kadın ya da erkek olsun

Herkes iyisini bulsun

Şerri dursun, hayrı gelsin

Şaşarsın Allâh korusun!

 

Hep hayırlı isteyelim

İçtenlikle dileyelim

Âkibet hayır bulalım

Yanarsın Allâh korusun!

 

Gencim deme genç de ölür

Hazırlık olmadan bulur

Vakitli vakitsiz gelir

Kayarsın Allâh korusun!

 

“İnsanlık” çok ince iştir

Niyet kur, kâlbe yerleştir

Ahlâk, fazîlet güneştir

Cayarsın Allâh korusun!

 

Karartma kâlbi siyâhla

Dalga geçme ahla, vahla

Hayat tablonu günâhla

Boyarsın Allâh korusun!

 

Bilim-teknik, bilgisayar

Her şeylere verir ayar

Çağdaşlık diyerek, soyar

Buyarsın Allâh korusun!

 

Kâlp kararır nokta nokta

Oldukça şerde atakta

Şuursuz gidişi Hak’ta

Sayarsın Allâh korusun!

 

Durumunu gözden geçir

Her işine îman içir

Yönünü ateşten kaçır

Yanarsın Allâh korusun!

 

Nûrânî sese kulak ver

Güzel yürü, çiçekler der

Derlerki; yer, herkesi yer

N’eylersin Allâh korusun?

 

Rabbimden hep hayırlısı

Ukbânın da çayırlısı

Cennet-cemâl seyirlisi

Lûtf’etsin; Allâh korusun!

 

GÜZEL-NÂME

Ey güzel, sokaktan geçip giderken

Bilmem yaptığının farkında mısın?

Hey gencim; günâhı seçip giderken!

Bilmem yaptığının farkında mısın?


Kadında güzellik, erkekde şıklık

Onun da belâsı yakışıklılık!

Kitaba, sünnete uyar mı kılık?

Bilmem yaptığının farkında mısın?


Örtülesileri açıp nereye?

Aslından, özünden kaçıp nereye?

Neyin var neyin yok saçıp nereye?

Bilmem yaptığının farkında mısın?


Nedir şu edâlar, tavırlar öyle?

Gezilir pervâsız sokakta böyle!

Uyar mı bu bize, Hak için söyle?

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Ey insan, kendini sen mi yarattın?

Kara kaşla, elâ gözle donattın?

Kul iken kullara havalar attın!

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Ne kadar şirinsin, ne kadar hoşsun!

Lâyıktır dünyâlar peşinde koşsun!

Akıl yoksa, içmeden de sarhoşsun!

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Arzular peşinde hep koşa koşa

Hayâtı tükettin, geldin bu yaşa

Şimdi günâhlarla kaldın başbaşa

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Hâlâ bildiğinden şaşmaz gidersin

Pişmanlık yoluna düşmez gidersin

Bir kez Allâh deyip coşmaz gidersin

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Namazdan-niyâzdan uzaklardasın

Yalanda, yanlışta, tuzaklardasın

Yazıkta, yazlıkta, kızaklardasın

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Ne umarsın bu gidişin sonundan?

Haberin yok eteğinden kolundan

Puan gelmez çalıştığın konundan

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Gelir bir de hep bilgiçlik taslarsın

Yanlışları yaldızlayıp süslersin

Fazla sürmez, bir yerlere toslarsın

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Şâir, süslü sözden gelir mi fayda?

N’olur meşhur olsan, dünyâda, ayda?

İstikâmet nasıl, yol hangi rayda?

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Sözün özü, artık gelelim yola

Zamanın çarkında yoktur hiç mola

Yarına diyorsun; kim ölüp kala?

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Sevgili okurlar, vakit elvedâ;

Edâya duralım, gelmeden vedâ

Bırakmak adına belki hoş sedâ!

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Nûrânî bak, sözü yine uzattın;

Tam tadında, pişmiş aşa su kattın,

Gelin kıza kaynanayı arattın!

Bilmem yaptığının farkında mısın?

18 Ekim 2014 Ordu Vizyon

ZAMAN-NÂME 

Bayram, seyran, yılbaşıyla

Geçip gidiyor seneler…

Köprübaşı, yolbaşıyla

Geçip gidiyor seneler…

 

Ahbâbıyla, yoldaşıyla

Ocak başı, kül başıyla

Hem yazıyla, hem kışıyla

Geçip gidiyor seneler…

 

Fındık-fıstık, yatak-yastık

Kırdık-döktük, astık-kestik

Bâzen tam üstüne bastık

Geçip gidiyor seneler…

 

Bahçe-çiçek, tarla-bayır

Yayla-Cenik, çimen-çayır

Derler; her işte var hayır

Geçip gidiyor seneler…

 

Alış-veriş, veriş-alış

Kazanırsın, sen de çalış

Sanma ki sonsuzdur kalış

Geçip gidiyor seneler…

 

Çelik-çocuk, arkadaş dost

Hep berâber olarak mest

Çağdaşça takılmaktır kast

Geçip gidiyor seneler…

 

Gelenleri kutluyoruz

Gidenleri şutluyoruz!

Nefsimizi putluyoruz

Geçip gidiyor seneler…

 

Hep kutlama telâşıyla

Lâkin bâzen gözyaşıyla

Ölenlerin naaşıyla

Geçip gidiyor seneler…

 

Kutladık yıl kutlu oldu!

Karteller hep mutlu oldu!

Cepleri parayla doldu!

Geçip gidiyor seneler…

 

Gelen seneyi unutma

Sakın yanlış bir yol tutma!

Çağdaşlığı çöpe atma!

Geçip gidiyor seneler…

 

İnsan dediğin içmeli!

İçip kendinden geçmeli!

Hem iç, hem dışı açmalı!

Geçip gidiyor seneler…

 

Korkma bu yolda ölmekten

Ayrılma sakın gülmekten

Geceleri çal felekten!

Geçip gidiyor seneler…

 

İbret mibret hak getire

Herkes kendini götüre!

Vakti bitire bitire!

Geçip gidiyor seneler…

 

Kuzguncuklu Fazîlet’le

Günâha giden biletle

Tâzelenen hükûmetle

Geçip gidiyor seneler…

 

Dereyolu, OR-Gİ, Baraj

İl’e oksijenli imaj

Kontür, pixel, çağrı, mesaj

Geçip gidiyor seneler…

 

Abuk-sabuk konserlerle

Türlü türlü kanserlerle

Askerlerle, komserlerle

Geçip gidiyor seneler…

 

Dizi, filim, türkü, şarkı

Hep eller döndürür çarkı

Düşünmeden hesap, korku

Geçip gidiyor seneler…

 

Sabah sekiz akşam beşle

Akıl-fikir hep düşeşle

İşi olmaz Kanal 5’le

Geçip gidiyor seneler…

 

Show, ATV, CNN Türk

Pardesü, manto, ithal kürk

Gâhî ayık, gâh küskütük!

Geçip gidiyor seneler…

 

Üniversite ve Rektör

Konsere git, Özlem’i gör

Kulüpçülüğe kalma kör

Geçip gidiyor seneler…

 

Rak ne imiş görmelisin!

Kolu kola örmelisin!

Aralara girmelisin!

Geçip gidiyor seneler…

 

Ye, iç; hem bardağı taşır!

Sofrada ne varsa aşır!

Çağdaş ol, işleri pişir!

Geçip gidiyor seneler…

 

Kutluyorsun, var mı daha?

Çıkar mısın, her sabâha?

Her şey dönerek Allâh’a

Geçip gidiyor seneler…

 

Nûrânî, hep atıp tutma

Pişmiş aşlara su katma

Hem sonra, kendin unutma

Geçip gidiyor seneler…

 

ORDU HAYAT GAZETESİ

03.01.2008

 

 

DİYÂR-NÂME

“Seviyorum, bekle!” dedi, bekledim;
Gelmedi, gelmedi; yâra gücendim!
Sevindim; yaprakla, çiçekle geldi
Bırakıp gitti, bahâra gücendim!...


Pamuktu, bembeyazdı; buyur ettim
Yüzde çizgi çizgi kara gücendim!
Zaman, su misâli akıp geçerken
“Aldırma!” diyen, efkâra gücendim!

Câmide dizildi, düzgün oldu da
Çarşıda kayıp, saflara gücendim!
Kendi hânem tâmire muhtaçken âh
Boşa yoruldum; ağyâra gücendim!

Aklımdan geçmezken rûhî kayıplar
Maddede zerre zarâra gücendim!
Aç, bîilâç, yoksulken, nice insan
Gamsız-kasvetsiz, iftâra gücendim!

Torunun elinde câhilî yayın
Elde torun, ihtiyâra gücendim!
Büyüttüm, yürüttüm, hem yetiştirdim
Bizi küs yapan civâra gücendim!

Bir baştan bir başa rahatsız ülke
Yanlışlardaki ısrâra gücendim!
Yardımsız garipler sızlayan yara
Kasada gizli tomara gücendim!

Dedim, bir çâresi var bunun elbet
“Konuşma!” diyen, ihtara gücendim!
Yenilensin derken bozuldu her şey
Böylesi ruhsuz îmâra gücendim!

Cehâlet ve gaflet şerde yürüttü
Uyarmadılar, dostlara gücendim!
Yâre varmak için yola çıkmadım
Düzde oturdum; dağlara gücendim!

Sözler de, işler de karmakarışık
Karar kılmıyor; karâra gücendim!
Çürüğe, bozuğa, yaldıza rağbet
Sahteye mahkûm; pazara gücendim!

“İşin-gücün böyle kusur söylemek!
Sus artık dostum, envâra gücendim!
Yaşıyoruz işte, bozma tadını!”
Söz iğne iğne; azara gücendim!

Nûrânîyim; tamam, kestim sözümü
Tenkit yok artık; ızhâra gücendim!
Ne ben, ne başkası kayda değerler;
Hakîkât mahzûn; diyâra gücendim!..



Toplam 4 Blog, 1 Sayfada Gösterilmektedir.
[1]

En Çok Okunanlar Son Yorumlananlar Hakkımda
POPÜLER MASONLAR ORDUDA (6131)
AKROSTİŞ YAZILARI (5019)
FOTOĞRAF-NÂME (4707)
EYMÜR-NÂME 1 (4198)
EYMÜR-NÂME 3 (4170)
EYMÜR-NÂME 2 (3979)
MODA-NÂME (3973)
Nûri KAHRAMAN (3614)
Bedford-nâme (3527)
BAYRAMLAŞALIM DOSTLAR! (3514)
ÜÇ ÖZTÜRK, BİR MEVLÂNÂ.. (1)
CHP-NÂME (1)
GACAROĞLU AHMET EFENDİ (1876-1962) (1)
FOTOĞRAF-NÂME (4)
37 YIL ÖNCESİ, KÖYDE BU GÜN.. (1)
NASIL BİR İL BAŞKANI? (1)
ERKAN TEMİZ BEYİN TELEFONU (1)
BİZ DE İMAM-HATİPLİYİZ Sn. ADİL AKYURT (1)
MODA-NÂME (3)
AKROSTİŞ YAZILARI (4)
 

Www.GirdapTasarim.Com Tarafından Hazırlanmıştır...