Menü

Anket

Sitemizi Beğendiniz mi?
Evet (%74,5)
Hayır (%20,7)
Kararsız (%4,71)

Toplam Oy: 212

Tüm Anketler

Takvim

« Eylül - 2021

»

PT SL ÇŞ CM CT PZ
1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30

İstatistikler

 Toplam Hit: 3592679
 Sitede Aktif: 2
 Ip: 3.239.2.222
 Browser: Default - 0.0
 Toplam Kategori: 20
 Toplam Blog: 561
 Toplam Yorum: 28
 Toplam Resim: 6
 Toplam Mesaj: 16

Etiket Bulutu

15 Temmuz 2016 Cumâ Dirilişi adayname aile âile Akdeniz Üniversitesi akrostiş anı Antalya Antalya Palas aşık edebiyatı ÂŞIK EDEBİYATI BABA başbakan başkanlık Bedford, Araba sevdası Biyografi cami cemaat cemiyet chp cuma cumhurbaşkanı çocuk edebiyatı Çocuk Edebiyâtı ÇOCUK ŞİİRLERİ dede deneme DÎNÎ ŞİİRLER DİNİ-MİLLİ ŞİİRLER DÖRTLÜK edebiyat eleştiri eymür eymür köyü eymürname GÜZELLEME halk şiiri halk şiri HÂTIRA hâtıralar HAYAT HİKÂYESİ HECE HECE VEZNİ hiciv İMAM-HATİP PİLÂV GÜNLERİ işkence KADİR GECESİ KÂFİYE komşu ülkeler koşma köy yazıları köyname lüleburgaz MANİ Manzum Fıkralar mızrap NÂMELER Nasreddin Hoca NURİ KAHRAMAN okul edebiyatı ordu ordu hayat ordu hayat gazetesi ordu imam-hatip Palace Palas RAMAZAN RAMAZAN EDEBİYATI recep tayyip erdoğan siyâset şiir toplum türkiye ulubey Yalçın Yüksel Yeni Türkiye zulüm

Son Eklenen Bloglar

Tem`16
26
15 TEMMUZ DESTANI
SİYÂSET-NÂME

Yorumlar(0)

15 TEMMUZ DESTANI

Yeni bir İstiklâl Harbi yaşadık

Bir Cumâ akşamı, 15 Temmuz’da…

Malazgirt rûhuyla coştuk, çağladık

Bir Cumâ akşamı, 15 Temmuz’da…

 

Alparslan’ın emâneti bu cennet

Hâinler, son defâ getirdi cinnet

İşini kendisi hâlletti Millet;

Bir Cumâ akşamı, 15 Temmuz’da…

 

Şaka-maka derken, büyük hâdise

Bakın her gün gelen şu havâdise

Ülkenin her yanı cephe nerdeyse

Bir Cumâ akşamı, 15 Temmuz’da…

 

Ne nâletmiş, FETOŞ şeytanı meğer

Yakacakmış bizi, başarsa eğer

Bu millet her türlü takdîre değer

Bir Cumâ akşamı, 15 Temmuz’da…

 

Sözde kâinat imamı bu adam

İşbirlikçi, Mason Meşrik-i Âzam

Plân tutmadı, olsa da muazzam

Bir Cumâ akşamı, 15 Temmuz’da…

 

Elele localar, sahte hocalar

İmkânları geniş, aklı kocalar!

Milleti görünce hepsi bocalar;

Bir Cumâ akşamı, 15 Temmuz’da…

 

Sökmez bu millete; tank, top, üst akıl

Hak için baş koyar, kalsa da tekil

Mazlûma ses oldu, ümmete vekil

Bir Cumâ akşamı, 15 Temmuz’da…

 

Şâdetti rûhunu Abdülhamîd’in

Açtı yollarını şevkin, ümîdin

Son örneği oldu Feth-i Mübîn’in

Bir Cumâ akşamı, 15 Temmuz’da…

 

Tüm dünyâya nizam verdi kaç asır

Canlar fedâ etti, olmadı esir

Mevlâ, ni’mel’Mevlâ ve ni’men’Nasîr

Bir Cumâ akşamı, 15 Temmuz’da…

 

İrfanı olanlar fehm’eder, anlar

Bir işâret; o an doldu meydanlar

O gece çok uzun geçti zamanlar

Bir Cumâ akşamı, 15 Temmuz’da…

 

Tankları durdurduk, çemberi yardık

Cevherin yeniden farkına vardık

Hem geçmiş, hem geleceği kurtardık

Bir Cumâ akşamı, 15 Temmuz’da…

 

Şehitler verildi, yaralılar var

Bu yolda ölenler daha bahtiyâr

Sonunda Rasûlün komşuluğu var

Bir Cumâ akşamı, 15 Temmuz’da…

 

Çok şükür, ey millet; bu zafer senin

Bu destanlar kârı değil kimsenin

Duyuldu yeniden dünyâda sesin

Bir Cumâ akşamı, 15 Temmuz’da…

 

Kudüs’ün, Kâbe’nin, İslâmiyet’in

Yegâne ümîdi, insâniyetin

Kıyâmete kadar, kutsal nöbetin

Bir Cumâ akşamı, 15 Temmuz’da…

 

Ne mutlu sana, kutlu milletsin

şmana şiddetli, dosta rahmetsin

Bu şâir bey, seni nasıl medh’etsin?

Bir Cumâ akşamı, 15 Temmuz’da…

 

Çünkü kifâyetsiz, kelime, kelâm

Velâkin; özetle şudur ki meram;

Dünyâ mecbur kaldı durmaya selâm

Bir Cumâ akşamı, 15 Temmuz’da…

 

Memnundur senden Hz. Peygâmber

Ebûbekir, Osman, Hazreti Ömer

Aliyyül’Mürtezâ; Kerrâr u Hayder

Bir Cumâ akşamı, 15 Temmuz’da…

 

Anana, babana, ceddine rahmet

Sağol falan deme, etme hiç zahmet

Mevlâ da râzı senden, mutlakâ, elbet

Bir Cumâ akşamı, 15 Temmuz’da…

 

Söyle, ey  Salâhaddin-i Eyyûbî

Var mı, Allâh için bu millet gibi?

Haçlıların yine bozgun nasîbi;

Bir Cumâ akşamı, 15 Temmuz’da…

 

Allâh bu millete zevâl vermesin

Maddî, ne mânevî kıtlık görmesin

Bir diriliş bu; kim, ne derse desin

Bir Cumâ akşamı, 15 Temmuz’da…

 

Dünyânın düzeni; kaos, bilmece

Üstü hep yükseltme, altı silmece

Uyuyan dev, uyanmıştı o gece

Bir Cumâ akşamı, 15 Temmuz’da…

 

Yolun açık olsun, ey aziz millet

En sevmediğin şey, esâret, zillet

O gece duâdaydı, tümüyle ümmet

Bir Cumâ akşamı, 15 Temmuz’da…

 

Nûrânî çok mutlu, ilhâm almaktan

Böyle bir millete mensup olmaktan

Türk isanı başka ne ister Hak’tan?

Bir Cumâ akşamı, 15 Temmuz’da…

 

Bir mîlattı târihinde milletin

Meyvesini tattık aşkın vahdetin

Yakaladık tılsımını izzetin

Bir Cumâ akşamı, 15 Temmuz’da…

 

Sağı-solu, iktidar, hem muhâlefet

Birlikten-dirlikten doğdu bereket

Kurtuldu çok şükür aziz memleket

Bir Cumâ akşamı, 15 Temmuz’da…

 

Elvedâ dostlarım, sözler bitmiyor

İhânet tablosu gözden gitmiyor

Feryâtları anlatmaya yetmiyor

Bir Cumâ akşamı, 15 Temmuz’da…

 

Selâm olsun lider Recep Tayyib’e

Ne mutlu millete, bak şu nasîbe!

En güzel hediye sundu Habîb’e;

Bir Cumâ akşamı, 15 Temmuz’da…

 

Şâir kopamıyor, görüyorsunuz

Sonsuz ilhamları veriyorsunuz

Reis Bey dedi; ne duruyorsunuz?

Bir Cumâ akşamı, 15 Temmuz’da…

 

İşte o an koptu büyük velvele

Millet meydan meydan dönüştü sele

Durduramaz dünyâ verse elele

Bir Cumâ akşamı, 15 Temmuz’da…

 

Dostlar! Sözün özü;  düşmanlar azdı

Millet irfanıyla tuzağı sezdi

Ânında, yeniden bir destan yazdı

Bir Cumâ akşamı, 15 Temmuz’da…


Temmuz 2016

Eyl`15
23
ANTALYA PALAS
ANTALYA PALAS

Yorumlar(0)

ANTALYA PALAS

-Yalçın Yüksel Kardeşe Sevgiyle-

 

Sevgi’yle, Medical Park’ta başladı

Ordu’dan Samsun’a zorlu yolculuk

Yalçın Bey korkuttu sevenlerini

Duyanlar şaşırdı, yürekler buruk…

 

Bünyede gelişen âni bir atak

Düşürdü Yalçın Bey’i döşek-yatak

Lâkin düşmedi değerler bir türlü;

Şu ilacı kullan, bu serumu tak!…

 

Ağrıydı, sızıydı, batın’dı derken

Safradaydı teşhis, Tıbb’a giderken

Yükselen değerler hızıyla vardı

30 Nîsan günü Samsun’a erken…

 

Sekiz-Dokuz günü geçti burada

Ziyâret akını çok bu arada

Bir ucu Ordu’da telefonların

Diğer yanı İstanbul, Ankara’da…

 

Almanya, Tayland, Londra, Fransa

Ulaşmak isteyenler bırakmaz şansa

Normâl konuşmalar hemen değişir

Torunla konuşan geçer transa!…

 

Burhan Çakmak Beyle elemanları

Tekkeşin, Yüksel’le, Kahramanları

Ne de çok seveni var imiş meğer

Durmuyor dostların telefonları…

 

Şu ilaçları ver, yok bunu dene

Derken, nakil geldi gündeme

İki günlük telefon trafiği

Antalya dedi, başka şey deme!..

 

Özel uçak ambulânsla bir saat

Karadeniz’den Akdeniz’e vuslat

Ümit neredeyse, koşu oraya

Hasta değilse, kimseye yok rahat!

 

Nitekim bizlere, işte Antalya

Olmuştu bu sene nöbet, vardiya

Gel-git hastâne, sandalye, servis

Mühim mi; kâlpler murâda erdi ya!”

 

Oradan da eve; bahçe, üst geçit

O cadde, bu sokak; şurası mescit

Yıllardan sonrası hep bir arada;

Muhabbetler renkli, huy çeşit çeşit!

 

Ahmed Bıyıklı Bey, çok emek verdi

Ev tuttu, noksanlar tamâma erdi

Lâkin bize daha henüz yoldayken;

Öğretmen evini adres gösterdi!...

 

Bizi karşıladı eşi Cânân’la

Muhabbet çok koyuldu zamanla

Bir akşam namaz kıldırdı câmide

İbrâhim Dayı, Nûri Kahraman’la…

 

Evde namaz zâten dâim cemaat

Onlarda lâf, Ak Parti’de icraat!

Gülerce’yle  Gökçek çıktığı zaman

Ekrana çakılır, dayı o saat…

 

Antalya-Kepez, Kültür Mahallesi

Kaya Apartman, 10. dâiresi

Üç bin sekizyüz elli üç sokakta

Ordulu, konar-göçer kâfilesi…

 

Lâkin bura, bir Ahmedî tekkesi!

Nûri Kahraman’ın nerde takkesi?

Siz siz olun, n’eylerseniz neyleyin;

Dayıya horlamanın olmaz şakkası!

 

İbrâhim Şuaybî tekkenin şeyhi

Cânan’a bağlıdır sofranın seyri

Zamanlar geçiyor bir şekilde de;

Herkes sonuçlardan bekliyor hayrı!

 

Neyse, Ahmedî Bey, gün geldi gitti

Antalya’da öncü görevi bitti

Lâkin bir kez daha belli oldu ki;

Dağdan gelenler bağcıyı itti!?

 

Iğdır’lara uçtu bitince izni

Herkesi kapladı ayrılık hüznü

Hatırnaz, kahırlı teller kopunca

Bozulur muhabbet şi’rinin vezni!...

 

Bir de bakıldı ki, kalkınca sabah;

Bağdaki Bey çoktan edilmiş yâllâh!

Günler hayırlarla geçsin hele bir

Yine buluşuruz, sağlıkla inşâllâh…

 

İmam; İbrâhim Bey, Gırcoo müezzin

Bâzen  Fâruk Hoca, çıkınca izin

Akıl hastânede, diller duâda;

Elbet, baş maddesi gündemimizin!

 

Fâruk Bey konuşkan, açınca bahis

Ağzına baktırıp, tutuyor hapis

Yetiştirmiş mâşâllâh kendini çok;

Dolu dolu fikir, hâkezâ bir his!

 

Canan aşçıbaşı; gerisi ırgat!

Antalya da olsa, bal gibi gurbet!

Gel gör ki kardeşlik, dostluk çok güzel;

“Gurbetlik berbatlık” lâfı muhabbet!...

 

Alaaddin Ağabey hep ayrı dünyâ

Kişi yaşadığınca görürmüş rüyâ

Nur peşinde gece-gündüz bir koşu

Gayrı gayret sâdece mâl-i hülyâ!...

 

Biz de aldık feyizlerden nasîbi

Derslere katıldık buralı gibi

Muhabbet, coşku; gençler cıvıl cıvıl

Hem de gezmiş olduk; geldik iyi ki!...

 

Ayrıca dolaştık dut peşlerinde

Aşı almak için poşet elinde

Turladık toprak, uygun dal için

Antalya’nın sıcak caddelerinde!…

 

En güzel hâtıra oldu sahnesi

Aklına estiği gün Türk Kahvesi

Ayrıldı hastaneden dönerken

Almış, geldi; kahve hem de cezvesi!

 

Ocak başına geçti de bir güzel

Kahveyi pişirdi bizlere özel!

İkram etti hem kendi elleriyle;

Nâzik dili, ganî gönülleriyle!...

 

Âdet oldu ondan sonra hep böyle

Yemek sonları, kurulup ta şöyle

Şimdi duâ edip beklemekteyiz;

Ya Rabb, buralarda da nasîp eyle!

 

Derken Reis Beyim tayin çıkardı

İstanbul’a, kimini Ordu’ya verdi

Reis reisdir hey, her nerde olsa;

Muvâfıktır; edemeyiz göz ardı!

 

“Mustafa Ordu’ya; işler-güçler var!

Fındık başlamadan verilsin ayar!”

Göz kapalı, zihin âleme açık;

Uyur gibi ama, her şeyi duyar!

 

Her gün öğle vakti Yalçın Bey’deyiz

O Reis Beyimiz, biz konseydeyiz

Tâlimât veriyor yattığı yerden;

Bizler de dikkâtle dinlemedeyiz!

 

Hastâne yolunda KEBAPÇIDAYIM

Sokağı geçmeden karşımızda BİM

Hepsi de çiçekli ağaçlar içre;

Zakkumlarla palmiyeler nitekim…

 

Evden hastâneye yirmi dakîka

Her taraf hep çiçek, yollar hârika

Zamanlar bir ayı geçiyor olmuş

Asansör merdiven; ine, hem çıka!

 

Sâdece biz değil; hem değerler de

Bir inip, çıkıyor; iyilik nerde?

Nakli düşündürür olmalı artık;

Hastanın son durumu, bu günlerde!

 

Hoca Yaşar Tuna, yurt içi dışı

Bir türlü bitmiyor gidiş-gelişi

İçimizde kuşku; hem Yalçın Bey’de

Hocam, n’olur artık; bitir şu işi!

 

Durumdur, bir türlü netleşmez heyhât;

Tedirginiz, bir yandan arıyor Ferhat!

Samsun’da her şeyi kotardığı gibi;

Buraya da, yağdırıyor tâlimât!...

 

Akabinde dönüp, direkt evdeyiz

Antalyada mıyız, yoksa nerdeyiz?

Hastâne, ziyâret; tam iki saat;

Gökle yer arası bir yerlerdeyiz!...

 

Bir sabah geldik ki oda değişmiş

Karşılar; Toroslar sıra dağıymış

Mayıs sonlarına geldiğimizde

Bizim de Ordu’ya dönme çağıymış!

 

Alaaddin Ağabey’le yolculuk

Bizler için oldu ayrı mutluluk

Pekişti dostluklar, akrabalıklar

Lâkin her ayrılık verir burukluk!

 

Asıl mutluluklar gelen günlerde

Karar noktasında artık son perde

1 Hazîran günü verildi karar;

Operasyon; 4 Hazîran Perşembe…

 

Fâruk Bey taburcu, Yalçın Bey iyi

10 Hazîran’ın bize haber verdiği

30 Hazîran’da o da taburcu

Sevinç sonsuz; ümitler burcu burcu!

 

Bir duyduk oradan geçmiş Muğla’ya

Çok şükürler olsun Yüce Mevlâ’ya

Oğlunun evinde; Fâruk Bey mutlu;

Ne demek ciğerpâre olmak babaya?!

 

Tekrar Antalya’ya, bu kez böbrekten

Taşlar oynamıştı kükreyerekten!

Fâtih Kahraman’la, Abdullâh Yüksel

Tevâfuk ettiler; talep yürekten!...

 

Hoca olmayınca taş işi kalmış

Bir duyduk, Yalçın Bey Ordu’ya gelmiş

Kullanarak bizzat arabasını

Çekmiş memlekete merhabasını…

 

Merhabâ ey kardeş, Aleyküm’Selâm;

Hoş geldin, merhabâ; ne güzel kelâm!

Ayırmasın bizi dinden, îmandan;

Hem sıhhat-âfiyetten, Yüce Mevlâm…

 

Nîsan sonlarından 4 ay sonrası

Yalçın Bey döndü Ağustos ortası

Bir ayı buldu hem, geleli ammâ

Mümkün olamadı karşılaşması!

 

Çok mühim değil, değil hiç mesele;

 “Alo, kardeşşş!” diyebilsin de hele!

Sesi gelsin şöyle; uzak, derinden!

Koltuğa oturmuş, rahat yerinden!...

 

Varlığı yetmekte Yalçın Kardeşin

Yüzü göresiye, dostluğu peşin…

Arkadaşları, akrabası, çevresi;

Muhabbeti benzeridir güneşin!...

 

Rabbimiz hayırlı ömürler versin;

Daha nice güzel günler göstersin!

Yolunu bekleyen tüm sevdikleri

Berâberce sonsuz murâda ersin!...

 

Hey gidi Yalçın Bey selâmlar sana

Rahmet olsun ecdâdına, atana

Şükürler olsun bu günlerimize

Şükürler olsun cana can katana!...

 

Derdin ya; “4 aylık” bir “ağabey”im!

Dünyâya gelişte 4 ay öndeyim!...

Kimseler bilemez sonunu işin;

Sıralama nice; nasıl, nerdeyim?!

 

Herkeslerin encamları hayr’olsun

Geridekilere, örnek seyr’olsun…

Bize intikâl eden güzellikler,

Olduğundan fazlasıyla devr’olsun!

 

Eymürîyim ben de Karabeylerden

Yaylalara çıktık, geçip köylerden

İkimiz, at yükünün birer yanı;

Sandıklara bindik, indik heylerden!

 

O günlerden bu günlere savrulduk;

Bâzen üşür iken, bâzen kavrulduk!

Belimizi bükecek sıkıntılardan,

Allâh’ın lûtfuyla artık doğrulduk…

 

Yüce Rabbim göstermesin zorluğu

Ne dünyâda, ne ukbâda horluğu

Ap-açıkken çizgi, yol, istikâmet;

Yaşatmasın kimselere körlüğü!...

 

Yalçın Kardeş, artık vedâ zamânı

Sonsuzdadır ayrılığın yamanı!

Duâlara kat da, Hacdaki gibi;

Yanında bulasın hep Kahraman’ı!

 

Burada da buluşuruz gün gelir;

Belki yarından da yakın, kim bilir?!

Dünyâmızda zorken kısa ayrılık;

Âhirette firkât nasıl çekilir?!...

 

Nûrânî’yim kardeş, budur son sözüm;

Îmandır dertlere nihâî çözüm…

Evelâllâh, bunda hiç şüphemiz yok;

Sevenler kavuşur; ondadır gözüm!...

 

Alaaddin Ağabey geldi de anca

Kıvranmışsın tekrar batnın yanınca

Umut olmuş hastahâne yeniden

Hareketlenmiş taşlar, kırınca!...

 

Sormaya unuttum; aşlar ne oldu?

Avusturya cinsi dutu tuttu mu?

Birlik getirdik, ortaklığımız var!

Yoksa o da ben gibi unuttu mu?

 

Şükür, iyiymişsin, dönmüşsün eve;

Hâne halkı devam, aynı göreve!

Enfeksiyon meselesidir mâlum,

Gelmemeye râzıyız seve seve!...

 

Lâkin, şu mısrâlar yerini bulsun

Arife Günü’nde armağan olsun…

Sabır yılı yaşayan Kardeşimizin;

Dünyâsı, ukbâsı mutluluk dolsun!

 

Bir hâtıra oldu; Antalya Palas!

Kaderin cilvesi, varmış bize has

Cümle kederlerden, sıkıntılardan

Rabbimiz eylesin cümleyi halâs...


Mâzur gör, varsa sürç-i lisânım,

Ey kardeş sonuçta ben de insanım

Ciddî konuları dahî nükteyen,

Mâlum; vardır böyle, mizahçı yanım!


Bayramı da kutluyoruz buradan;

Ayıran sebepler kalksın aradan!

Sağlıkla, sıhhâtle, âfiyetlerle;

Buluştursun tekrar Yüce Yaradan!

 

Hem kardeşliğimiz sonsuza varsın

Ufkumuzu bayram havası sarsın

Alvarlı Efe’nin dediği gibi;

Affolununca gerçek bahtiyârsın:

 

“Mevlâ bizi afvede”, budur merâm;
“Gör ne güzel ıyd olur;” ne hoş kelâm!
“Cürm ü hatalar gide”, gâm-kasâvet; 

“Bayram o bayramdır;” lûtf'etsin Mevlâm!
“Bayram o bayramdır;” kardeş ves’selââm!...


Haz`15
18
AKROSTİŞ YAZILARI
AKROSTİŞ YAZILARI

Yorumlar(0)

HAYAT DOLU BİR EV!

                   Günlerden pazardı. Çocuklar büyük dayılarıyla berâber Samsun’dan dün gelmişlerdi. Köydeydiler. Ev yanlarında temizlik yapmışlar. Arada oynamışlar. Sohbet etmişler. Çay içmişler. Dinlenmişler. Sonra çalışmışlar. Yorulmuşlar.

                   Teyzelerinin düğünü var bu Temmuz ayının sonlarına doğru. Hızlı ve sıkı hazırlıklar söz konusu. Mâlum, düğün hazırlıkları. Öyle ya, yepyeni bir yuva kurulacak. Seferberlik var. Bir ucu sonsuza uzanan bir hazırlık bu. Önemli. Küçük, büyük, herkes kendine göre bir şeyler yapmaya çalışıyor. İşin bir tarafından tutmaya çalışıyor. Aziz milletimizin güzel bir özelliği bu: Yardımlaşma. Rabbim cümle evliliklerin ve iyi niyetle tutulan tüm işlerin sonunu hayırlara eriştirsin. Cümleye, sonsuz mutluluklar ihsân eylesin.

                   Çocuklar akşama doğru geldiler köyden. Dayıları getirmiş. Yorgun-argınlar. Dut da getirmişler. Sağolsunlar, kendileri köyde bol bol yerken bizi de unutmamışlar. Yüce Rabbim ömürlerine bereket versin, hayırlısından.

                   Bir aylık hasret hoş-beşinden sonra herkes kendi işlerine koyuldu. Onlar hem yoldan, hem de köydeki çalışmalardan geldiler, istirahata çekilirler düşüncesiyle ben de onları serbest bırakıp çalışma odama çekildim. Gazetelere dalmışım. Arşivleme çalışmalarından dolayı sağım-solum gazete dolu. Târihlerine göre sıraya koyuyorum. Kimi yazıları kesip ayırıyorum.

-          Aaa, bakın, Hayat dolu bir ev!

Esprisiyle girdi çocuklar içeri. Hep birlikte güldük bu söze. Çok doğruydu söyledikleri. Her taraf Hayat Gazetesi doluydu! Hattâ bu ânı fotoğraf çekerek kayıt altına aldılar. Bundan öte, çocuklarda bir başkalık vardı. Heyecanlıydılar. Bir yanda tebessümler sürerken, öbür taraftan bir şeyler saklar gibiydiler. Derken;

-          Babacığım, bu güller sana!

Dediler, her biri ellerindekileri uzatarak. Gelirken evimizin bahçesinden kopardıkları bu güller esprinin üzerine ikinci bir tebessüm dalgası  oluşturdu ve tüm kasvetimi dağıttı. Ne yalan söyleyeyim; o gün resmî tarafım biraz daha ağır basıyordu. Ben de biraz yorgun gibiydim. Ama onların benimle ilgili operasyonları devam ediyordu:

-          Babacığım, bu gül lokumunu sana Samsun’dan aldık.

-          Babacığım, bu kitap da senin. Mustafa İSLÂMOĞLU’nun ÜÇ MUHAMMED kitabını özellikle seçtik. Dikkât edersen hediyelerin hepsi de gül motifli. Allâh sana Gül Muhammed’in sünneti üzere hayırlı, uzun ömürler nasîp eylesin!

dediler. Bu duâya hep birlikte âmin dedikten sonra, çocuklar benim ellerimden öptüler. Ben de onların gözlerinden. Onlara duâlar ettim ayrıca.

                   Daha o günün sabahında telefondan peş peşe mesaj anonsları gelmişdi. Kimden acabâ derken hepsinin de banka ve finans kurumlarından olduğunu görmüşdüm. Öyle ya, böyle günlerde dostlardan başka arayan olmazdı! Bankalardan gayrı arayan soran olmuyor artık nedense. Her türlü parasal işlemler oraya endeksli artık. Yardımlaşmalar bile banka kanalından yapılıyor mâlum. Hattâ ibâdetler. Haclar, kurbanlar, bağışlar. Bakkal alışverişleri bile kartla. Onlar bizi sevmeyecek de kim sevecek?! Değil mi? Öyle beklenme gibi bir beklentimiz yok. Sevmiyorum da. Ancak, yalnızca bankaların araması ve bu işi ciddîye almaları, artık hayâtımızın tüm damarlarının banka endeksli olduğunu gösteriyordu. Dostlukları belirleyen de neredeyse bankaydı. Daha doğrusu, tüm değerlerimizin belirleyicisi artık para mı olmuştu diye bir soru gelip geçti aklımdan. Geçtiğiyle kalsa yine iyi. Artık öyle gâlibâ. Nitekim, biraz irdeleyince, bankaya uğramayan yakınlıkların arka plânında da çoğunlukla para diyemesek de menfaat kendini belli ediyor. Tabiî bu arada ihlâs ve samîmiyet kaf dağının ardına kaçmaktan başka çıkar yol bulamıyor. Neyse ki, çocuklar bu derin düşüncelerin gayyâsından çekip çıkardılar beni. Sağolsunlar.

                   Güller inanç ve hissiyâtımızı, lokum, tatlıya zaafımı, kitap da, öteden beri matbûâta olan ilgimi ifâde ediyordu. Gül çocukların bu gül jestleriyle evimiz daha da hayat dolu bir ev olmuştu! Allâh(CC) kendilerinden râzı olsun. Son olarak, yanımdan ayrılmadan önce birinin;

-          Babacığım, eğer hemen okumayı düşünmüyorsan, önce ben okuyabilir miyim bu kitabı? Sorusu da mutluluğumun doruk noktası oldu.

-          Tamam! Dedim ve hemen kaplamak üzere masamın üzerine koydum. Sabah da naylonla kaplanmış olarak kendisine takdim edeceğim.

-          Babacığım, istersen sen de daha fazla uykusuz kalma! Hayırlı geceler! Biz müsâde istiyoruz! Deyip ayrıldılar yanımdan.

                   Gülleri, güllükleri ve gülüşleriyle Cennet bahçesine çevirdikleri evimizin mutluluğunun, cümle büyüklerimiz, yakınlarımız ve sevdiklerimizle berâber bizleri sonsuz mutluluklarda da buluşturması, Yüce Rabbimizin, kimseleri darda koymaması niyâzıyla cümleye selâm, sevgi ve saygılar sunuyor, yazı formatımız gereği sizleri -kısa da olsa- bir akrostişle baş başa bırakıyorum:

 

GÜL ÇOCUKLAR

Gülyüzlünün izinde gül çocuklar

Ümitle sürdürür yolculukları

Leylâsı olmuşlar sevdâ çölünün

Çağları aşıyor mutlulukları

Omuz verirler bu yolda her yüke

Cana minnet bilirler zorlukları

Umursamazlar hiç kınayanları

Kaâle almıyorlar horlukları

Lâyık olmak kolay değil ihsâna

Atacaksın gözlerden, körlükleri

Rabbimizin sonsuz; lûtfu, nîmeti

Sezâ mıdır kulun nankörlükleri?

Emîn Muhammed’in emîn yolunda

Lâğvettik ahlâksız özgürlükleri

Âşık olan, mecnûn gerek bu yolda

Mâşûkuna bağlı tüm hürlükleri!...

 

Nuri KAHRAMAN

Nuri KAHRAMAN - “SEVMENİN, SEVİLMENİN BİLMELİ DEĞERİNİ…”

“SEVMENİN, SEVİLMENİN BİLMELİ DEĞERİNİ…”
Yazı Tarihi: 16 Şubat 2014 Pazar

Bu hafta, başta Ulubey YORUM, Ordu VİZYON, Lüleburgaz HÜRFİKİR gazeteleri olmak üzere,orducu.com, orduca.com ve haberordu.com sitelerinde haber olarak yer aldığı gibi, geçtiğimiz hafta sonuOrdu ve Vakfıkebir’de yapılan merâsimlerle berâber biz de kayınpederler kervanına katıldık. Bize bu günleri ve böylesi bir mutluluğu gösterdiği için Yüce Allâh’a sonsuz hamd ediyor, darısı, hayırlısından ilgili tüm kardeşlerimizin başına diyoruz.

Burada, dâvetimize icâbet edip bizzat gelenler başta olmak üzere ilgilenen, yardımcı olan, tebriklerini ifâde eden, bir şekilde sevinçlerimizi paylaşmak sûretiyle mutluluklarımızı artıran tüm eş-dost, akraba, komşu ve arkadaşlara buradan tekrar tekrar teşekkür ediyoruz.

Ayrıca, başta yukarda isimlerini zikrettiklerimiz olmak üzere, mutluluğumuzu, hasbel’beşer unuttuğumuz ya da bizzat ulaşma imkânımız olamayan diğer ve daha çok dostlarla paylaşmamıza yardımcı olan basın-yayın dünyâsından arkadaşlara da ayrı ayrı şükranlarımızı sunuyoruz.

Evet dostlar, ilk göz ağrımız Sevdenur yavrumuzu, Giresun-Eynesilli meslektaşı, Emine-Hayâti çiftinin ilk çocukları Alparslan Cansız’la evlendirdik. Bu bağlamda, gerek çocuklarımız, gerekse âileler olarak hepinizin hayır duâlarını bekliyoruz.  Ve de, bu vesîleyle diyoruz ki; Rabbimiz tüm evlenenleri ve âilelerini hayırlısından, umduklarına nâil eylesin. Yollarını ve bahtlarını açık eylesin. Hani ne derler: Geriye bakıtmasın… Âmin…

Söylemek gerekirse; bizim açımızdan, ön ziyâretler, tanışmalar, karar ve hazırlık safhaları, karşılıklı dâvetler, icâbetler, söz, nişan, gecelik, ağırlık götürmesi, kınası, Nikâh merâsimi, düğünü, organize ve katılımlarıyla tüm prosedürlerin gelenek ağırlıklı olarak özenle sergilendiği güzel bir süreç oldu. Dileğimiz, sizlerin duâlarıyla bundan sonrasının da ebediyete kadar anlayış, nezâket, tatlılık, huzur ve mutlulukla devam etmesi.

BAKIRKÖY’DEN KEBİRKÖY’E…

Katılım dedik de, belirtmeden geçmek olmaz. Çocuklarımızın ikisi de Bakırköy RSHH’de asistan doktor. Tâ oradan merâsimlerine hocaları gelmişti. Hattâ içlerinden Prof. olanları ayrıca nikâh şâhitliklerini de yaptılar. Sâdece bu merâsim için, uçakla sabah gelip, evlâtları mesâbesindeki talebelerinin mürüvvetlerini görüp akşam döndüler.

Aynı hastâneden diğer hocaları ve asistanlardan başka, başta Ankara ve Samsun olmak üzere diğer şehirlerden okul arkadaşları da geldiler. Bu samîmiyet, vefâkârlık ve de fedâkârlığın da sürece ayrı bir anlam ve güzellik kattığı muhakkak. Onlara da ayrıca çocuklarımız, âileleler ve tüm yakınları olarak, teşekkür ve minnettarlıklarımızı arz ediyoruz. Rahmeti sonsuz Rabbimiz cümlesinden râzı olsun ve onları, âile efrâdı ve tüm sevdikleriyle berâber sonsuz mutluluklara ulaştırsın inşâllâh…

SADEDE GELİNCE; DUYGULAR İNCE…

Sevgili okurlar; şimdi, gelelim sadede: Zaman zaman belirttiğimiz gibi, Lüleburgaz da bizim görevde ilk göz ağrımızdır. Gerek orada, gerekse Akkuş ve Ordu’da görev yaptığımız yıllarda, hâtıra defteri veren her öğrencimize AKROSTİŞ yazmaya çalışmışızdır. 

İşte, tâ oralardan gelen alışkanlıkla bu güne kadar, çeşitli vesîlelerle hep akrostişler yazagelmişizdir.Dolayısıyla, bu düğün vesîlesiyle de bir akrostiş yazdım ve de, geçtiğimiz Pazar günü Vakfıkebir’de icrâ edilen merâsimde okudum. Ummadığım bir beğeniyle karşılandı. Bu gün sizlerle onu paylaşacağım. İlginizi çeker de okursanız, umarım sizler de beğenirsiniz. 

Mâlum, AKROSTİŞ, mısra baş harflerinin aşağıya doğru anlamlı bir şekilde sıralanarak şiir yazılması şekli oluyor. Nitekim, bu şiirin baş harfleri SEVDENUR-ALPARSLANA SELÂM VE DUÂ İLE diyor. İşte şiir:

ÂİLE, GÜL BAHÇESİ...

Sevgili yavrum, Sevdenur’um, ilk göz ağrım ey!

Elvedâ diyormuşsun bugün, böyle nasıl şey?

Vakit çabucak geçti, gitmeler geldi demek;

Demek mâzîde kaldı şimdi artık Eymür Köy!

Eymür neresi kızım, neresi şu Eynesil?

Neylersin mukadderât, gitmemek elde değil!

Ufukları dünyânın, hepsi aşılmak için;

Ruhsat yok durmalara, yollar koşulmak için….

Atı alan diyorlar geçiyor Üsküdar’ı;

Lâkin neresi geniş, neresi yerin darı?

Peki dendikten sonra, yoktur işin şakası;

Alparslan Bey’le artık; ömrün öte yakası…

Rabbim güzel eylesin bahtını, kaderini;

Sevmenin, sevilmenin bilmeli değerini…

Lütfudur Rabbimizin, güzel eş, mutlu yuva;

Allâh’a varmak için, ah alma, al hep dua…

Nerede olursan ol, unutma hep O’nla ol;

Ayrılma nezâketten, dâim gönüllere dol…

Sevgi, hem saygı göster, büyük-küçüğü tanı;

Evinin hanımı ol, ocağının sultânı…

Lûtfeder güzel Allâh, gönlü güzel olana;

Âkıbet hayır deyip niyetini bulana…

Mevlâmız hânenize saâdetler yağdırsın;

Varsa eğer karanlık güneşleri ağdırsın…

Ey güzel gençlerimiz, Alparslan ve Sevdenur

Duâlar hep sizinle, dileğimiz hep huzur…

Ufuklarınız açık, uğrunuz hayır olsun;

Âile gül bahçesi, çimenlik, çayır olsun…

İslâm, teslim, selâmet; mutluluk istikâmet:

Lâyık olun kısmete, olun Hakk’a emânet…

Eh, niyetler hayr’olunca, hayır olur âkıbet…

SEVGİLİ DOSTLAR BUDUR; SÖZÜN ÖZÜ, SON KELÂM:

ES’SELÂMÜ ALEYKÜM; VE ALEYKÜM ES’SELÂM…

 DURAKLA BURAK ARASI

En son; “Ayrılık olmadan kavuşma olmaz. Rabbimiz sonsuzda ayrılık göstermesin.

Bizleri böyle burada sevgide buluşturduğu gibi, tüm sevdiklerimizle beraber,

sonsuz güzelliklerde de buluştursun. Önemli olan bu. Gerisi teferruât…

Tüm düğünlerimiz, GEÇİCİ SÜS VE HEVESLERİN  DURAĞI OLMAKTAN ÖTE,

SONSUZ DÜĞÜNLERİN BURAĞI OLSUN inşâllâh…” diyerek sözü bağladık.

Tekrar, darısı NİYET HAYIR; ÂKIBET HAYIR diyen âileler olarak hepimizin,

ayrıca, iffeti edebiyle yuva kurmaya niyetlenmiş tüm gençlerimizin başına diyor,

sizler, bizler ve de tüm kardeşler için, cümle güzel duygu ve duâları yineliyor,

sevgi-saygı ve sonsuz mutluluk dileklerimizi sunuyoruz ves’selâm…

 

ORDU HAYAT ÂİLESİ

 

                   Öteden beri bütün hayâllerimiz basın-yayın üzerine kuruluydu. Ancak görev sebebiyle fiilen bu işe girmemiz mümkün değildi. Emekli olduktan sonra bu düşünceyi kuvveden fiile geçirme peşinde koşmaya başladık. Ne var ki bu defâ da, teknik ve ekonomik anlamda yabancı olduğumuz bu işi tek başına yapmaya cesâretimiz yoktu. Koşarken, aynı hayâlleri taşıyan ve bunun için adım atmaya çalışan arkadaşlar olduğunu öğrendim. Bu konularda engin tecrübesi bulunan arkadaşımız İmdat YILMAZ’la diyalog hâlindeydik. Bize fikrî katkıları çok oldu. Derken, 2006’nın 11 Mart günü Dr.Abdurrahman TOMAKİN Bey, fikri ve teknik alt yapı konusunda bayağı mesâfe kat ettiği anlaşılan gazete konusunda ortaklık ve kuruluş içerisinde önemli rol teklifiyle geldi. İncelememiz için bir taslak metni verdi. Memnûniyetle karşıladık.

                   İş yol almaya başlamıştı. Kısaca Hayat Medya AŞ diyebileceğimiz oluşumun eli kulağındaydı. Hazîran ayına kadar fikrî ve istişârî jimnastikler yapıldı. Proje olgunlaştırıldı. 21 Hazîran günü, noterde, şirketin yönetim kurulu başkanlığı görevinin tarafıma tevdî edildiğini öğreniyorum. Yönetimde Aziz ALTUNSOY Ağabeyle Cemâlettin YILDIZ Bey de var. Bu görev benim için sürpriz olmuştu. Belki de ötedenberi medyaya olan ilgimin bilinmesinin bir sonucuydu bu, ya da, emekli olmam hasebiyle benim daha iyi ilgilenebileceğim düşünülmüştü. Her neyse. Terettüp eden bu şerefli görevi en güzeliyle deruhte etmeye çalışıyoruz. Geçen hafta sonu yapılan Olağan Genel Kurulda da, aynı yönetime devam denildi. İnşâllâh canla, başla bu görevi yüzakıyla sürdürmeye çalışacağız.                                 

                   Ama bu hayırlı oluşumda öncü konumda yer alan ve hayırlı bir çığır açtığında şüphe olmayan şirket kurucularımızı buradan târihe not düşmek isterim: Türkiye Ticâret Sicili Gazetesi’nin 3 Temmuz 2006 ve 6590 sayılı nüshasında yer aldığı şekliyle isimler şöyle:

Abdurrahman TOMAKİN, Engin TEKİNTAŞ, Halit TOMAKİN, Eyüp AKARSU, Namık ÖZYURT, Recep AZAKLI, Nuri KAHRAMAN, Celal TEZCAN, Sebahattin ÖZTÜRK, Tamer TOMAKİNOĞLU, Aziz ALTUNSOY, Cengiz KESKİN, Ali YILMAZ, Murat KİRPİTÇİ, Selim AKÇAY, Osman TOMAKİN, Talip CAN, Hayati ÖZTÜRK, Sezayi AKARSU, Cemalettin YILDIZ, Mustafa TOMAKİN, Mehmet Ali AYDIN, İmdat YILMAZ, Uğur GÜMÜŞ, Cemil TANIŞ, Bilal AZAKLI, Rifat TOMAKİN, Yusuf AKARSU, Celal TOMAKİN, Şeyma SAYILIR

                   Daha sonra bâzı isimler gitti. yerlerine Kâzım DEMİR, Mustafa BÜLBÜL ve Osman ÇELEBİ isimleri geldi.

                   Kuruluş aşamasında, Cengiz KESKİN Bey’in büyük katkıları var. Fikrî, fiilî, teknik öncülüğü kayda değer. Gazeteyi Dursun GÜRSOY görüntüye çıkardı. İlk dizgicimiz ve sayfa editörümüz o. Gazete bu ikilinin elinde şekillenip yol almaya başladı. Kendilerine müteşekkiriz. Dizgiyi daha sonra Soner ÖZDEMİR, Nâdiye KURUCU ve Yeliz ENGİN yaptılar. Dağıtımda yükümüzü ilk başlarda Özkan ALBAYRAK omuzladı. Soner DURAN yardımcı oldu. Şu an İsmail İŞLEYEN’le Birol TOMAKİN yürütüyorlar dağıtımı.

                   Dizgi ve montajda Yâsemin TOKSOY ile Furkan TOMAKİN var. Şu anki sayfa editörümüz Ayfer GÖK. Gazetenin usta ismi, matbaa baskısını yapan Dursun usta; Dursun KIRIM. Yazı işleri müdürümüz de, aynı zamanda köşe yazıları da yazan Tevrat İŞLEYEN Bey. Herkes görevini, şartlara göre en iyi şekilde yapmaya çalışıyor. Fedâkârâne gayret gösteriyorlar.

                   Hepsinden önemlisi, bu isimlerin hayırlı bir işin öncüleri olmaları ve bu bağlamda hayırlı çığır açanlar kategorisine girmeleri. Bu çekirdek isimler, bu gazete ve hayırlı hizmetleri devam ettiği sürece, elde edilen hayırlardan, işleyenlerden bir şey eksilmemek kaydıyla pay sâhibi olacaklardır. Bize düşen, hem kendimizin hem de öncülerin hayır hânelerini zenginleştirmeye çalışmaktır.

                   Bu hayırlı çığırın tâkipçisi olan okuyucularımızı da bu anlamda sevgi ve saygıyla selâmlıyor Ordu Hayat Âilesi olarak kendilerini de âileden kabul ettiğimizi bildiriyor, yazı formatı gereği bir akrostişle sizleri baş başa bırakıyoruz. Allâh’a emânet olunuz.

SELÂM

Selâm olsun hayırda çığır açanlara

El tutan, omuz veren siz okurlara

Lûtfu Yüce Rabbin, kardeşliğimiz

Âileyiz, Hak için, gerçek yolunda

Mevlâm eriştirsin sonsuz nurlara…

 

ZAMAN GELİR; VE LÂKİN...

 

Bismillâhir’Rahmânir’Rahîm

Değerli Öğrencimiz,

Hatîce Buhayra’ya (Göl) ebedî saâdet dileklerimle…

 

-AKROSTİŞ-

 

Habire gayret gerek, hayret etmemek için

Arzuların zehrine kurban gitmemek için

Tâ Âdem’den bu yana Hak-Bâtıl cedeldedir

Îman sorumluluktur, yük ağır bedeldedir

Cennet, Cehennem farkı; îman, küfür arası

Engin, zengin olanlar maddenin maskarası

Bir işe yaramaz ki, sonsuz servet; paralar

Elbette bilmez bunu; bilmez, bahtı karalar

Tavrından, edâsından, sanırsın ölmeyecek!

Üstüne sanki toprak, çer-çöp dökülmeyecek!

Lükse, konfora harcar eldeki tüm vârını

Elinden gelse yakar câminin civârını

Selâmı, sabâhı yok; sorsan hiç günâhı yok

O öyle bir beyaz ki; zerrece siyâhı yok!

Nereden sormuştun ki, pişman oldun bak işte;

Sen hep yokuşlardasın; o dâimâ inişte!

Uzun hikâyedir bu, onlar hep kısa keser

Zaman gelir ve lâkin, rüzgârlar başka eser!

Siz ve biz tâlihliyiz; İmam-Hatipli olduk

Anladık hakîkâti, istikâmeti bulduk

Âhını duyuyoruz mazlûmların, derinden;

Dünyâ yansa, nasipsiz, kımıldamaz yerinden!

Elvedâ ey okulum, can yuvam, gerçek yurdum

Tavanının altında, cennetten köşe kurdum!

Lûtfederse Rabbimiz, berâberiz Cennette;

Elbet sevdiklerini, Allâh koymaz firkatte!

Rabbim 12/A’yı bir kıl ebediyette…

12.04.1994

 

Sevgili Öğrencim;

Seni güzel bir duâ ile uğurlamak istiyorum:

“ Allâh’ım!

Bizlere, her türlü endîşe ve tasa karşısında

çıkış ve kurtuluş yollarını göster.

Sürekli kötülüğü emredip duran nefislerimizin

dar kafeslerinden ve hevâlarımızın ağından bizi kurtar.

Gözlerimizi ve gönüllerimizi

günâh atmosferlerinden uzak eyle.

Bizleri rızân istikâmetinden bir an olsun ayırma.

Bizi, bize bırakma YâRabbî!”

Değerli Öğrencimiz;

Olgun, hanımefendi kızımız

Hatîce Betül’ü yuvadan uçururken

kendisine, neş’e ve sevinç dolu bereketli ömürler,

âilesi ve sevdikleriyle berâber yaşayacağı

bitimsiz mutluluklar diliyorum.

Güle güle. Allâh’a (cc) emânet ol!...

 

Öğretmenin; Nûri KAHRAMAN

İmam-Hatip Lisesi

-ORDU-

 

SU GİBİ AKAN ZAMAN…

Bismillâhir’Rahmânir’Rahîm

Değerli Öğrencimiz;

İşte, koskoca yedi yıl geçti ve sizleri hayâta uğurluyoruz.

Belki, ne çabuk geçti diyeceksiniz.

Evet, öyle. Çünkü burada günleriniz güzel geçiyordu.

Nasıl geçtiğini anlayamadınız. Çünkü huzurluydunuz.

İyi arkadaşlarınız vardı. Öğretmenlerinizle diyaloğunuz iyiydi.

Bir gün, hayâtın da nasıl geçtiğini anlamayacaksınız;

çünkü hayâtınız da mutluluk üzere sürecek,

ve, bilinçle yaşadığınız bir hayâtın sonunda

sonsuz mutluluklara da ereceksiniz inşâllâh…

“O kimseler ki, îmân ettiler ve sâlih amellerde bulundular;

onlar için Firdevs cennetleri elbette konak olmuştur.” Kehf:107

Yüce Rabbim tüm mü’minleri istikâmet ve samîmiyet üzere yaşatsın.

Gaflete ve dalâlete düşenlerden eylemesin.

Firdevs cennetlerine hidâyet eylesin.

Sana da bu anlamda başarılar diliyorum.

Bu vesîleyle, sen değerli talebemiz Elif AKÇAY’a

hayırlı, uzun ömürler, bereketli yıllar,

sonsuz saâdetler dileğiyle

âdetimiz gereği olan akrostişimizi sunuyoruz:

 

-AKROSTİŞ-

                                   Eninde-sonunda işte, geldiniz son durağa

Lüzum yoktur dünyâda, aslâ hiç tumturağa

İçimiz emel dolu; köy-köşk, arsa, araba

Fakat, engel olamazlar; gitmemize ırağa

Aklı başında olan, emel taşır ukbâya

Kapılıp gitmez aslâ, “gerçek” varken hülyâya!

Çeyizini hazırlar, öteyi unutmadan

Aşkla göz yaşı döker, kâlbini uyutmadan!

Yolcularız hepimiz; kâh biner, kâh ineriz

Akşam olur gün gelir; ufuklarla söneriz

Elifle başlar hayât, sonra “LâmElîf” olur!

Bu ise “L┠demektir; yâni, hayât son bulur!

Elvedâsı var mutlak; selâmın, merhabânın

Dünyâya aldanmaktır, en büyüğü hatânın!

Îmânla îmânsızlık, Cennet, Cehennem farkı

Su gibi akan zaman, döndürür hangi çarkı?

Allâh demeli diller; hem çalışmalı ellerimiz

Âbisten-i vefâyı döndürmeli sellerimiz…

Dokuz köyden kovulur derler doğru söyleyen

Evet ama, pişman olmaz; hakka hizmet eyleyen!

Tâlib-i hakkım diyen, Hakk’a eyler can fedâ

Lezzeti kullukta bulur; eyler rüknünü edâ

Elif kulunu Rabb’im, erdir sonsuz nîmete

Rızânı nasîp eyle, dâhil olsun Cennet’e…

                                                        Âmin…

 

 

Değerli öğrencimiz;

Bir âbisten, yâni değirmen misâli dönen bu dünyânın

elbet bir gün sonu gelecek.

Önemli olan değirmeni sele vermeden

işe yarar bir şeyler biriktirebilmek,

“Elest bezmi”nde verdiğimiz ahde vefâ şuuruyla yaşayıp

hakka-hukûka riâyetle, sonsuz saâdeti hak edebilmektir.

Sana bu vâdîde güveniyor ve başarılar diliyorum.

Selâm ve sevgiler sunuyor,

Allâh’a emânet olunuz diyorum…

Öğretmenin:Nûri KAHRAMAN

Ordu İmam-Hatip Lisesi

16.01.1994

 

 

ELİMİZDEN HER ŞEY KAYIYOR GİBİ…

 

Kıymetli kızımız Neş’e AKSU’ya,

neş’esinin sonsuz olması dileğiyle,

Bir kısa akrostiş şiir sunarak

sözlerime başlamak istiyorum:

                                                                                                                      15.06.2000

Mevlid Kandiliniz

Mübârek olsun…

-AKROSTİŞ-

Ne çabuk geçti koca altı yıl

Elimizden her şey kayıyor gibi

Şu yalan dünyâ öyle süslü ki

Etersiz, herkesi bayıyor gibi!

Alıp götürüyor sâhip olmazsan

Kişiyi, kendisiz koyuyor gibi

Sâhip olmak gerek kişi kendine

Ufuklar zamânı sayıyor gibi…

           

Değerli Kızım;

İnanın ki bu gün, sizleri uğurlarken sizler adına heyecanlarla doluyuz.

Yepyeni bir hayat sizi bekliyor.

Hayâlleriniz, emelleriniz, özlemleriniz var.

Bu okuldaki gözlemleriniz özlemlerinize kavuşmaya yetecek mi?

Yoksa, burası sâdece bir başlangıç mıydı?

“Beşikten mezara” ilmin peşinde olabilecek miyiz?

Yâni, gelişigüzel değil; İslâmiyete teslîmiyetle yaşayabilecek miyiz?

Böyle bir sancımız, derdimiz olabilecek mi dâimâ?

Kapılıp gittiğimiz günlük meşgâleler alacak mı yoksa bizi bizden?

Hayatta sizleri neler bekliyor?

Elbette ki burada, nelerin beklediği önemli değil.

Önemli olan, kişinin kendini bilmesi, Rabbini bilmesi,

darlığın da, bolluğun da imtihan olduğu şuuruyla hareket etmesi,

ve kendine, her hâlükârda mukayyet olması.

Bakınız, bayrak şârimiz ne diyor?

 

CENNET- CEHENNEM

Dediler; Cehennem’de odun bulunmaz

Yolcu, yakacağını kendi götürür.

Anladım ki, Cennet’e giden de buradan

Gülünü, zambağını kendi götürür!...

Ârif Nihat ASYA

           

Sen, daha şimdiden,

bu güllerin ve zambakların tedâriki peşinde gibisin.

Sempatik ve olgun kişiliğinle, hayatta iyi bir çevre edineceğine,

edepli, terbiyeli, örnek bir hanımefendi olarak,

topluma güzellikler götürmeye çalışacağına,

Yüce Rabbimizin sana lûtfettiği özellikleri

O’nun güzellikleri için kullanacağına inanıyor,

Allâh’ın (cc) rızâsını kazanma konusunda

sana ve hepimize başarılar diliyor,

sonsuz mutlulular temennîsiyle

selâm, sevgi ve hayırlı, üstün başarı dileklerimi sunuyorum…

 

Öğretmenin: Nûri KAHRAMAN

Ordu İmam-Hatip Lisesi

 


Haz`15
18
AKROSTİŞ YAZILARI
AKROSTİŞ YAZILARI

Yorumlar(0)

DOĞRULARLA BERÂBER OLMAK

 

            Hayat rehberimiz Kur’ân bizlere doğrularla berâber olmamızı emrediyor. Doğrularla berâber olmak yanlışlıklara karşı mevzî kazanmak anlamına geliyor çünkü. Nerede olursanız oranın havasını solursunuz ve oralı olursunuz. Gül bahçesine giren gül kokusu alır, çöplüklerde dolaşmaksa pis kokulara bile bile lâdes demektir. Bu anlamda arkadaşlıklar, dostluklar, komşuluklar çok önemlidir.

Hele evlilik! O öyle bir seçimdir ki dünyâ hayâtını cennet ya da cehenneme çevirmenin yanında ahiretimizi bile yüzde yüz etkiler. Tüm seçimler önemli, ancak evlilikdeki seçim hiçbir şeye benzemez. Çünkü o, dönüşü olmayan, olsa bile ferdî ve sosyal sonuçları itibârıyle tüm tarafları olumsuz etkileyen bir yol. Diğer seçimler dönemliktir. Beğenmezsen gelecek seçimde şansını farklı değerlendirirsin. Arkadaşlıklar da nispeten öyle. Ama evlilik bu anlamda çok çok hassas bir tercihi ifâde ediyor.

            Uluslar arası boyutta da bu böyle. Dostlarınızı seçerken dikkâtli olmak durumundasınız. Aksi takdirde yanlış seçimlerle yanlışlıklara ortak olmak durumunda kalabilirsiniz. Birliğiniz bozulmuşsa bir kere, dirliği bulmanız çok zordur. İslâm ülkeleri olarak bunun sıkıntısını yaklaşık iki asırdır daha bir yakından yaşıyoruz. Bir oraya savruluyoruz bir buraya. Yakın geçmişte bozulan birlik tüm bölgelerde dirlik-düzenliği aldı götürdü. Her şey ellerin insâfına kaldı. Bir çok kardeş toplumlar doğu- batı, kuzey-güney çekişmeleri arasında çerez durumuna düştüler. Hırpalandılar. Diğerleri de aralarındaki sınırları aşıp kardeşlerine yardıma bile koşamadılar. Baş bozulunca düşler zâten bozuluyor.

            Bu durumda her kes fert ve toplum olarak kendince bir şeyler yapmaya çalışıyor bulunduğu yerlerde. Dünyâ imtihanını kazanma gâyesi güdenler doğrularla berâber olma vetîresini uygulamaya, çevresini bu prensibe göre şekillendirmeye özen gösteriyorlar. Yeniden bir sevgi ve kardeşlik âlemi kurmaya çalışıyorlar. Bu meyanda bir öğrencimiz, kendisiyle ilgilenen bir ablasına bir hâtıra yazacağını söyleyince ben de adını sorarak, huylunun huyu misâli kendiliğimden bir akrostiş yazdım. Onun yazıyı değerlendirip değerlendirmediğini bilmiyorum. Akrostiş şöyle:

AĞAÇLAR ÖKSÜZ

Nereye baksak sorumluluk manzaraları; ilgiye muhtaç her yan

Upuzun, simsiyâh geceler, rüyâlarını bindiriyor omuzlarımıza

Revâ görüyor insanlar; canavarların görmediğini birbirlerine!

Leş kargaları ufkumuzu karartırken, avcılarımız serçe peşinde!

Atı alanlar Üsküdar’ı da geçmiş, Trakya’yı da, Balkanlar’ı da!

Nurlanmamız yeniden, Nurlan’ların nurlarıyla nurlanmamıza bağlı

Atlılarımızın tekrar dönmesine bağlı Âlperenler olarak!

Birer hakîkât avcısı olarak şuurlanmamıza bağlı av peşinde

Leylâsına giden Mecnûn gibi koşmaya bağlı dâvâ yolunda

Ağaçlar öksüz; Koca Çınar aradan çekileli beri

Meğer ne büyükmüş o; devrilince anlaşıldı yeri!

Issız diyârlardan gelen garip kuşların sığınağıydı o

Zâlim Sırp’ın yaraladığı güvercin, hangi dala tutunur şimdi?

Anadolu’m, güzel yurdum; ne oldu bana, niye durdum?

Eskiden sığmazdım kabıma, dur-durak bilmezdim!

Bir yangın görmüş bu topraklar; çeliğin suyu kaçmış!

Evsiz-barksızlara kucak açanlar, şimdi zâlimlere mi açmış?

Dertliler dertleriyle baş başa; dertsizler, dertsizlikleriyle daha çok dertli!

Îmânsız yüreklerin huzûrsuzluğu yaşanmaz hâle getirmiş yurdumuzu

Sokaklarda nâralar; salonlarda, okullarda anlamsız kavgalar!

Ağızları leş gibi alkol; tavırlar serserî, farksız gibi âdetâ Sırplardan!

Âh, bize ne çok iş düşüyor, ne çok; îzâhı mümkün değil!

Değerini ölçmek mümkün değil; dostluğumuzun, arkadaşlığımızın

Elele vererek kendimizi koruyoruz her şeyden önce, her şeylerden!

Tâlihli sayıyorum kendimi sizlerle tanışmakla!

Lûtfudur Rabbimizin: “Doğrularla berâber olmak!”

Evet, keşke değişmese  insanlar âhireti, şu üç günlük dünyâya

Rızâna erdir YâRabbî, komşu eyle bizleri Rasûl-i Kibriyâ’ya!...   

16.06.1994,Ordu

 

BİR İŞE YARAMAZ Kİ…

 

Bismillâhir’Rahmânir’Rahîm

 

Değerli öğrencimiz,

            Hatîce Buhayra’ya ebedî saâdet dileklerimle… diyerek başladık söze.

Kızımızın soy ismi GÖL. Arapçada BAHR “deniz” demek. Onun küçültme ismi olarak tezâhür eden kalıbı BUHAYRA kelimesi, denizcik, yâni GÖL anlamına geliyor. Sizin anlayacağınız, Arapça öğretmeni olarak buhayra’yı, hâtıra içinde hâtıra sadedinde özellikle yazdım. Mısrâlar da şöyle:

-AKROSTİŞ-

Habire gayret gerek, hayret etmemek için

Arzuların zehrine kurban gitmemek için

Tâ Âdem’den bu yana, Hak, Bâtıl cedeldedir

Îman sorumluluktur, vuslat ağır bedeldedir

Cennet, cehennem farkı; îman, küfür arası

Engin-zengin gâfiller maddenin  maskarası!

Bir işe yaramaz ki sonsuz servet, paralar

Elbette bilmez bunu, bilmez bahtı karalar!

Tavrından edâsından, sanırsın ölmeyecek

Üstüne sanki toprak, çer-çöp dökülmeyecek!

Lükse, konfora harcar, eldeki tüm vârını

Elinden gelse yakar, câminin civârını!

Selâmı-sabâhı yok; sorsan hiç günâhı yok!

O öyle bir beyaz ki, zerrece siyâhı yok!

Nereden sormuştun ki, pişman oldun bak, işte!

Sen hep yokuşlardasın, o dâimâ inişte!

Uzun hikâyedir bu, onlar hep kısa keser

Zaman gelir ve lâkin, rüzgârlar başka eser

Siz ve biz tâlihliyiz; İmam-Hatipli olduk

Anladık hakîkâti, istikâmeti bulduk…

Âhını duyuyoruz mazlûmların, derinden

Dünyâ yansa nasipsiz, kımıldamaz yerinden!

Elvedâ ey okulum; can yuvam, gerçek yurdum

Tavanının altında Cennet’ten köşe kurdum…

Lûtfederse Rabbimiz sonsuzluk var Cennet’te

Elbet sevdiklerini Allâh koymaz firkâtte!..

Rabbim, 12-A’yı buluştur ebediyette!..

                                                            13.04.1994

Son olarak, sizlerin hâtıra defterlerinde birbirinize yazdığınızı gördüğüm NÜKTE başlığıyla çeşitli yayın organlarında yer yer yayınlanan dörtlüklerden biriyle sözlerimi bitirmek istiyorum. Bu dörtlüğü Arzu BAYAR isimli arkadaşınız, İlknur isimli arkadaşınızın defterine yazmış. Orada gördüm:

NÜKTE

Ağlamak ne güzel; aşk ile, Allâh için

Yaş dökmek yanak yanak, binlerce günâh için

Herkes huzur arıyor, dökülmüş de yollara;

Din gönderilmişken, her şeyi islâh için!...

N.K.

 

Kıymetli Öğrencimiz,

Olgun, hanımefendi kızımız Hatîce Betül’ü uğurlarken

Kendisine ve sevdiklerine din-diyânet üzre hayırlı, bereketli ömürler

Dünyâ-âhiret boyu sonsuz saâdetler diliyorum.

Yolları ve bahtları açık olsun. Allâh’(CC)a emânet olunuz…

Öğretmenin; Nûri KAHRAMAN

Ordu İmam-Hatip Lisesi

 

 

BİR RÜYÂ GİBİ!

Geçen gece uykumun arasında bir takım sesler duydum. Dışarıdan geliyordu. Allâh Allâh, neyin nesiydi bu? Sonra birden fırladım. Çünkü, yatalı epey zaman olmuş olmalıydı. Bu saatte ne olabilirdi ki? Hemen pencereye koştum. Perdeyi araladım. Evimiz, Karşıyaka Mahallesi’nde, Akyazı Kavşağı’nın az ilerisinde Bayındırlık civârında. Camdan bakınca 40-50m ilerdeki ana yolda bir hareketlilik olduğu göze çarpıyordu. Tek-tük insanlar oraya doğru koşuşuyorlardı. Bir otobüs yol ortasındaki bir karaltının yanından geçmeye çalışıyordu. Sonra öbür vâsıtalar. Henüz polis gelmemişti. Demek ki olay daha yeni olmuş. Saate baktım; 02.30. Bir yandan da sesler, feryatlar yükseliyordu:

-          Yetişin, kimse yok mu adam ölüyor!

-          10 dakîka geçti, ambulans hâlâ gelmedi!

Bağrışmalar, koşuşturmalar derken polis geldi. Trafiği durdurdu. Üzerimi giyinip olay yerine vardığımda ambulans da gelmişti. Yaralılardan biri sedyeye konulmuş taşınıyordu. Yaralı deniliyor ama, ses-soluk yok hiç birinde. Ne taşınanlarda, ne arabadakilerde. Belediyenin araçları gelmiş. Bükülüp kilitlenen vâsıtanın gereken yerlerini matkapla keserek çıkarıyorlardı insanları.

Araba dediğimiz, eski model siyâh renk 52 plâka Doğan bir taksi. Sağı-solu bükülmüş, yolun ortasında, 4 teker üstünde çapraz bir şekilde duruyor. Melet Köprüsü tarafından gelirken devrilmiş. 20 m kadar geriden bu yana sağ kaldırımda, orta refüjde izler var. Takla attıktan sonra çarparak, yuvarlanarak ve de sürüklenerek gelmiş olmalı buraya kadar. Kenarda küçük bir ağaç kırılmış. Gelip durduğu yere yakın kısımda kaldırıma kakıldığı anlaşılıyor vâsıtanın. Yer iyice yarılıp oyulmuş çünkü.

Memurlar görevlerini yapıyorlar. Bir baktım 10’un üzerinde trafik ve polis arabası birikmiş. Kimi ölçüyor, kimi biçiyor; kimi fotoğraf, kimi kamera çekiyor. Kimisi de zabıt tutuyor. Bir bakıyorsun 10-15 dakîka içerisinde polisiyle, zâbıtasıyla, belediyesiyle, sağlık ekipleriyle tüm kamu görevlileri orada. İşin bu tarafı sevindirici ve onurlandırıcı. Kimileri de rahat çalışmak adına insanları uzaklaştırıyorlar olay noktasından. Vatandaşların, o saate rağmen gitgide sayıları çoğalıyor. Sıcak yataktan çıktıkları, bir de üstüne üstlük hava soğuk olduğu için birbirine sokularak izleyenler de var olan-bitenleri.

-          Televizyon izliyordum, bir gürültü oldu, baktım. Hemen üstüme bir şeyler alıp çıktım dışarı. Polise, ambulansa haber verdik.

-          Şoför, annesini doktora getiriyormuş. Herhâlde süratliydi. Önüne araba mı çıktı, yerler ıslaktı da bocalayıp kontrolü mü kaybetti ne olduysa, durum işte ortada. Allâh korusun hepimizi!

-          4 mü, gâlibâ 5 kişiler. Osman var, annesi, kız kardeşi falan. Hanımı da var mı bilmiyorum. Bir de Fikri miydi, neydi adı, o olacaktı. Bunlar Ağcatepe’den yanlış hatırlamıyorsam.

-          Osman 55-60 yaşlarında. Çok iyi arkadaştı. Yardım severdi. Benim bildiğim onun annesi öleli yıllar olmuştu. Getirdiği hasta, annesi değil, komşuları ya da akrabâsı olmalı.

-          Gecenin bu saatinde iyilik için yola çıktı. Öleceği hiç aklının köşesinden geçti miydi acabâ? Allâh mekânını cennet etsin.

-          Kim bilebilir ki, kimin aklından geçer?

Biz konuşulanlara ve kazânın oluş şekline odaklanmışken hiç fark etmemişiz. Son anda bir de ne göreyim? Direksiyonda maket insan gibi bir şey var! Meğer sözü edilen şoför oradaymış. Orada aynen araba kullanır vaziyette duruyor. Arabanın, kafasının üstüne gelen sol üst kısmı darbe almış. Öyle çok da ezilmiş, bükülmüş görülmüyor; adam normal olarak dik vaziyette duruyor gibi neredeyse. Ama çok sert bir çarpma olmalı ki; beyin tamâmen fırlamış ve kafanın içi bomboş! Demek ki sürat ve çarpma şaka bir şey değil. Gaza basarken güzel ama, sonucundan Allâh korusun. Aman Allâh’ım! İnsan inanamıyor, dönüp bir daha, bir daha baktım. Ürpermemek elde değil. Yüce Rabbim âhiret felâketlerine uğratmasın inşâllâh…

Hani, her yatsı namazından sonra okuduğumuz Âmenerrasûlü’de yer alan duâ muhtevâlı âyetlerde “Rabbimiz, bize tâkat getiremeyeceğimiz bir yük yükleme!” meâlinde bir bölüm vardır. İnsan, ansızın çok yakınının böyle bir manzarasıyla karşı karşıya kalsa  ne yapar, ne yapabilir? Nasıl tahammül eder?! Onun için, her yatsıdan sonra okunan bu duâ âyetlerini anlamlarıyla birlikte çok iyi özümsemek, Allâh’tan dâimâ yardım dilemek gerekir bu ve benzeri hususlarda.

Gecenin de verdiği havayla uzun süre etkisinde kaldım gördüklerimin. Bu iklîmden çıkış olmaz sandım bir süre. Ama, eve vardıktan çok az bir zaman sonra pencerenin önüne geldiğimde, sanki hiçbir şey olmamış gibi, yığılan arabaların da, görevlilerin de, insanların ve kazâ yapan arabanın da yerinde yeller estiğini, tan yerinin ağarmağa meylettiği o saatlerde her tarafın ıssızlaştığını gördüm. Sanki tüm olanlar yalnızca bu geceye âit korkulu bir rüyâydı, geldi-geçti. Bizim ve de herkesin olacağı da bu netîcede. Köydeki çocuklar, yakınlar ve komşuları, akşam berâber olduklarının cenâzesini yapacaklar sabah. İnsanlar sel olup akacaklar merâsime. Akşama doğruysa kimsecikler kalmayacak ortalıkta. Sonuç:

BİR VARMIŞ, BİR YOKMUŞ!

Demek ki, dünyâ hayâtı gerçek olmayıp bir çeşit RÜ'YÂ gibidir. Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin(SAV) "Eddünyâ hulmün-Dünya rüyâlardır." buyurması da bunun içindir. Hz. Ali'nin (k.v.) "İnsanlar uykuda-rüyâdadır. Ölünce uyanırlar" anlamındaki sözü de oldukça ilginçtir.

Sabah kalktığınızda hayât kaldığı yerden devam ediyor. Kim için, sırası gelmeyenler için! Sırası gelen gidiyor. Bize de buradan ölenlere rahmet, yaralılara âcil şifâlar, çelik-çocuk, dost ve akrabâlarına da sabr-ı cemîller niyâz etmek kalıyor.

O günün târihi olan 1 Mart 2009 Pazar’ın takvim yapraklarından birinde yer alan şu hadîs-i şerîf’i bir hüsnü zan ve şehâdet olarak buraya alıyoruz:

“Dünyâda iyilik işleyenler, âhirette yaptıkları iyiliklere kavuşurlar.”

Kalanlara da bir pay olmak üzere, burada, Cennetle müjdelenen on sahabi arasında yer alan Hz Ömer'in, yüzüğünün kaşına,

“ Ölüm sana vâiz olarak yeter, ey Ömer

hadis-i şerifini yazdırmış olmasının ibret verici ve ilgi çekici olduğunu da hepimizin dikkâtlerine sunuyorum.

Sözlerimizi, köşemizin ismine uygun bir ÖLÜM akrostişiyle bitiriyoruz. Yüce Rabbim hayâtımızı da, memâtımızı da hakkımızda hayırlı eylesin. Cümlemize hüsn-i hatîmeler nasîp eylesin. Âmin. Kalın sağlıcakla…

ÖLÜM

Ölüm hiç haber vermez; gelir, bir kazâ olur

Lâkin sonuç mükâfat, ya da bir cezâ olur

Ülfeti olanlara, hüzün yok; gam, keder yok

Mevlâsına erdirir; mezar bir fezâ olur!...

 

KENDİNE İNCİ, GAYRIYA SADEF…

 

Sevgili öğrencim;                                                                                            19 Nîsan 1994

Öncelikle defterinizde ayırdığınız sayfa için teşekkür ediyor,

Söze, âdetimiz olan akrostişle başlamak istiyorum:

 

-AKROSTİŞ-

İmam-Hatipli olduk, sonsuz şükür Rabbimize

Niçin geldik dünyâya, bilmek nasîp etti bize

Cennet gibi vatanımız; uğruna fedâ canımız

İlimle, irfanla ancak, bir memleket çıkar düze

Emeksiz yemek olmaz, olsa da tadı bulunmaz

Lâyık olmak için hakka, tembellik gelmeli dize

İslâmiyet dînimiz; aydınlıktır hep önümüz

Bağlanmazsak gönülden, nasıl bakarız yüze?!

O hâlde bilmek gerek kadrini nîmetlerin

Lûtfa liyâkat için, katmalı geceyi gündüze!...

***

            Evet değerli öğrencim İnci;

            Yüce Rabbimizin lûtfuna ve rızâsına ermek, daha doğrusu lâyık olabilmek için,  bunalımlarla dolu şu dünyâda çok çalışmakla mükellefiz. Işık yakmak sûretiyle karanlıklarla mücâdele edilecektir. Sözlerimizle, tavır ve edâlarımzla, hayat kompozisyonumuzla içimizdeki ışığı çevreye yayacağız.

Yüce Mevlâmız bizlere İslâm’ı öğrenmeyi nasîp etmiş. Bu bir emânettir. Onu yakından tanımak, her gün her gün bilgilerimizi yenilemek ve artırmak, bunları anlatmak, hem de uygulamak sûretiyle başkalarına tanıtmak üzerimize düşen bir borç ve kaçınılamaz bir görevdir. Unutulmamalıdır ki, ünlü yazar ve fikir adamımız Râsim ÖZDENÖREN’in ifâdesiyle:“En güzel tebliğ, yaşamaktır!”

            İnsan başıboş yaratılmamıştır çünkü. Akılla donatılmış bundan dolayı. Hareketlerini ölçüp-biçmek durumundadır.

İşte biz, bu okula gelmekle, bu ilâhî ölçüyü tanıma mazhariyetine erdik. Okul bizim için bir sadef oldu. Bizler de birer inci! Bize düşen; bu özellik ve güzelliği fark edip, değerini bilmektir. Ona göre ve bu şuurla yaşamaktır.

Bizler de bizden sonrakiler için birer sadef olabilmeli, ve bizden sonra gelenler bizim incilerimiz olarak, hem kendileri, hem ülkeleri, hem de bizim adımıza, geleceğimizi ve sonsuzluğu süsleyebilmeli. Ancak böylece hayâtımız da, memâtımız da anlam kazanabilir.

Zîrâ, insan sâdece mîde ve bedenden ibâret değildir! Akıl var, kâlp var, ruh var, vicdan var. Hayat var, var ama, bir de ölüm var! Hesap var, kitap var, mîzan var sonra. Bunlar çok uzakta değil. Zamânı gelince hepsi oluverecek biz anlayamadan.

Günler, haftalar, aylar hatır-gönül dinlemeden geçip gidiyorlar işte. Günler geçerken, tabutlar da geçiyor önümüzden bir bir. Ama, kimse kendisinin de bir gün, hattâ her an gidebileceğine inanıyor gibi değil! İşte gaflet bu olsa gerek! Şâir bunu ne güzel ifâde ediyor:

İNANMAZ

Minârede, ölü var diye, bir acı salâ;

Er kişi niyetine, saf saf namaz; ne âlâ!

Böyledir de ölüme kimse inanmaz hâlâ!

Ne tabutu taşıyan, ne de toprağı kazan!..

Necip Fâzıl KISAKÜREK

Evet, ibret alan yok! Elest Bezmi’nde verdiği sözü hatırlayan yok! Hâlbuki bize yakışan Allâh’ı unutmadan yaşamaktır. Bunun adı ibâdettir, taattır, itaattır, zikirdir.

Bu anlamda, her zaman uyanık olmalı, hayrı gözetmeli ve hayır peşinde koşmalıyız ki; hep duâ ettiğimiz hüsn-i hatîmelere, güzel sonuçlara ulaşalım.

Yüce Mevlâ cümlemize bunu başarmayı nasîp etsin. Lûtf u inâyetini eksik etmesin üzerimizden…

Sevgili öğrencim;

Buradan sizleri hayâta uğurlarken, çizginizin sonsuz güzellik yurduna paralel seyretmesini diliyor, her iki âlemde de, sevdiklerinizle berâber, mutluluklar temennî ediyor

selâm ve sevgiler sunuyorum. Allâh (CC) dâimâ iyilerle karşılaştırsın.

Hayır yolunuz ve bahtınız açık olsun. Fî emânillâh…

Öğretmenin:Nûri KAHRAMAN

Ordu İmam-Hatip Lisesi

 

ÂBİSTEN-İ VEFÂ

Bismillâhir’Rahmânir’Rahîm

Değerli Öğrencimiz;

İşte, koskoca yedi yıl geçti ve sizleri hayâta uğurluyoruz.

Belki, ne çabuk geçti diyeceksiniz.

Evet, öyle. Çünkü burada günleriniz güzel geçiyordu.

Nasıl geçtiğini anlayamadınız. Çünkü hzurluydunuz.

İyi arkadaşlarınız vardı. Öğretmenlerinizle diyaloğunuz iyiydi.

Bir gün, hayâtın da nasıl geçtiğini anlamayacaksınız inşâllâh.

Çünkü hayâtınız da mutluluk üzere sürecek inşâllâh.

Ve, bilinçle yaşadığınız bir hayâtın sonunda

Sonsuz mutluluklara da ereceksiniz inşâllâh…

Yüce Rabbim tüm mü’minleri hidâyet ve istikâmet üzere yaşatsın.

Gaflete ve dalâlete düşenlerden eylemesin.

Sana da bu anlamda başarılar diliyorum.

Bu vesîleyle, sen değerli talebemiz Elif AKÇAY’a

hayırlı, uzun ömürler, bereketli yıllar,

sonsuz saâdetler dileğiyle

âdetimiz gereği olan akrostişimizi sunuyoruz:

 

-AKROSTİŞ-

                                   Eninde-sonunda işte, geldiniz son durağa

Lüzum yoktur dünyâda, aslâ hiç tumturağa

İçimiz emel dolu; köy-köşk, arsa, araba

Fakat, engel olamazlar; gitmemize ırağa

Aklı başında olan, emel taşır ukbâya

Kapılıp gitmez aslâ, “gerçek” varken hülyâya!

Çeyizini hazırlar, öteyi unutmadan

Aşkla göz yaşı döker, kâlbini uyutmadan!

Yolcularız hepimiz; kâh biner, kâh ineriz

Akşam olur gün gelir; ufuklarla söneriz

Elifle başlar hayât, sonra “LâmElîf” olur!

Bu ise “L┠demektir; yâni, hayât son bulur!

Elvedâsı var mutlak; selâmın, merhabânın

Dünyâya aldanmaktır, en büyüğü hatânın!

Îmânla îmânsızlık, Cennet, Cehennem farkı

Su gibi akan zaman, döndürür hangi çarkı?

Allâh demeli diller; hem çalışmalı ellerimiz

Âbisten-i vefâyı döndürmeli sellerimiz…

Dokuz köyden kovulur derler doğru söyleyen

Evet ama, pişman olmaz; hakka hizmet eyleyen!

Tâlib-i hakkım diyen, Hakk’a eyler can fedâ

Lezzeti kullukta bulur; eyler rüknünü edâ

Elif kulunu Rabb’im, erdir sonsuz nîmete

Rızânı nasîp eyle, dâhil olsun Cennet’e…

                                                        Âmin…

 

 

Değerli öğrencimiz;

İşte böyle, günler, hatır-gönül dinlemeden geçip gidiyor.

Ufuklar zamânı sayıyor. Hayat her an, her sâniye ayağımızın altından kayıyor…

Günler geçerken, her gün her gün tabutlar da geçiyor önümüzden.,.

Ama, kimse kendisinin de bir gün,

                    hattâ her an gidebileceğine inanıyor gibi değil!

Şâir bunu ne güzel ifâde ediyor:

İNANMAZ

Minârede, ölü var diye, bir acı salâ;

Er kişi niyetine, saf saf namaz; ne âlâ!

Böyledir de ölüme kimse inanmaz hâlâ!

Ne tabutu taşıyan, ne de toprağı kazan!..

Necip Fâzıl KISAKÜREK

Evet, ibret alan yok! Elest bezminde verdiği sözü hatırlayan yok!

Hâlbuki bize yakışan gafletten çok, Allâh’ı unutmadan yaşamaktır.

Bunun adı ibâdettir, itaattır, zikirdir.

Bu anlamda, her zaman uyanık olmalı, olan-bitenleri iyi gözlemlemeli,

her şey üzerinden, güzelliklere doğru bir yöneliş seyri çıkarmalı,

her şeyin hayırlısını istemeli,

hayrı gözetmeli ve hayır peşinde koşmalıyız ki;

hep duâ ettiğimiz hüsn-i hatîmelere ulaşalım.

Sana bu vâdîde güveniyor ve başarılar diliyorum.

Selâm ve sevgiler sunuyor,

Allâh’a emânet olunuz diyorum…

Öğretmenin:Nûri KAHRAMAN

Ordu İmam-Hatip Lisesi

16.01.1994


Haz`15
18
AKROSTİŞ YAZILARI
AKROSTİŞ YAZILARI

Yorumlar(0)

SUSUZLUĞA DÛÇÂRIZ,

YEMYEŞİL COĞRAFYADA!

 

Bismillâhir’Rahmânir’Rahîm

 

-AKROSTİŞ-

Mevsimler gelip geçiyor, akıp gidiyor zaman

Eriyor hayâtımız, biz farkında olmadan

Rûhumuz kanatlanmış, uçuyor sonsuzluğa

Yemyeşil coğrafyada dûçârız susuzluğa

Elleri, gönülleri pâklayan sebiller nerde?

Muhabbet çağıltısı, duâlı diller nerde?

Ağacımız nerede, nerede çınarımız?

YâRabb! Lûtfet, çağlasın yine pınarlarımız!

Derdimiz çok; devâya iltifat yok, ne yazık!

Ipıssız diyârlar için, heybemizde yok azık!

Ne yapsak, sonucu dert; hani, nerede devâ?!

Nûrdan kaçarsak böyle, nâra götürür hevâ!

O gün unutulmamalı, yaşanırken her gün

Kurtarmaz makam-mevkî; ne para ve ne de ün!

Tâat kılmak düşer bize; biz kuluz, kulluk şânımız

Aydın yolun yolcusuyuz; hakîkâttir cânânımız!...

06.02.1994

Sevgili öğrencim;

Baş harflerini sıraladığınızda adınıza yazıldığını rahatlıkla göreceğiniz

Akrostişi beğenmiş olacağınızı umarım.

Bugün buradan sizi hayâta uğurlarken, çok şeyler söylemek istiyoruz.

Mısrâlara, haddinden fazla yük bindirmeye çalışıyoruz, tâbiri câizse!

Kelimeler boğazımızda düğümleniyor.

Ancak, bu okulda, yedi yıl boyunca kazandıklarınızı

hayâtınıza uygulama gayretinde olduğunuz sürece,

Allâh daha fazlasını size lûtfedecek ve ömrünüzü bereketlendirecektir.

Yeter ki niyetimiz hâlis, gayretimiz samîmî olsun.

Yine de, çok beğendiğim ve anlamlı bulduğum cinaslı bir dörtlüğü

nasipsizlere karşı bir îzâh ve de îkâz,

ayrıca intibâha vesîle olabileceği ümîdiyle

hâtıra demetine ekliyorum.

Onu da umarım beğenirsin:

DİN

“Uymayın!”  der, din size;

Uyarsınız, dinsiz’e!

Ne îcâd ettiniz de,

Mânî oldu din size?!...

Abdullâh GÜLCEMÂL

 

 

Sözlerimi bağlarken,

Değerli Öğrencim Meryem AYDIN’a

Hakîkât aydınlığı üzere

Sevdikleriyle birlikte, sevinç ve coşkuyla yaşayacağı

Bereketli yıllar

Hayırlı, uzun ömürler

Ebedî saâdetler diliyor,

Hepinizin yolu ve bahtı açık olsun;

Allâh’a (cc) emânet olunuz diyorum…

 

Es’Selâmü aleyküm ve Rahmetullâhi ve Berakâtüh…

 

Öğretmenin;Nûri KAHRAMAN

Meslek Dersleri Öğretmeni

SEN DEĞİLSEN, KİM BU KAHRAMAN?!

 

Bismillâhir’Rahmânir’Rahîm

                                                                                                                       01 Hazîran 1994

Sevgili Öğrencim;

İstanbul’un fethinin yıl dönümünün, yurt sathında coşkuyla kutlandığı şu günlerde siz gençlerin hatırlanmaması, sizlere bakınca ümitlerimizin depreşmemesi elde değil. Sizler bizim ümit çiçeklerimizsiniz. Toplumdaki genel yozlaşma sizin konumunuzu daha da bir önemli hâle getiriyor. Fetih önce kâlplerde yeşerir. İnsanları iyilik ve güzelliklere yönlendirmenin en güzel yolu da kendi nefsinde yaşamak sûretiyle örnek olmaktır

Sevgili Şinâsi;

Peygâmberimiz(sav) “İstanbul mutlakâ fetholunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan; onu fetheden ordu, ne güzel ordudur!”

Buyurmak sûretiyle ümmetine bir ufuk çizmiş, böylelikle geleceğin Müslümanlarını âdetâ yarışa sokmuştur. Bu bağlamda, 80 yaşındaki Eyyûb El’Ensârî de bu müjdeye mazhar olabilmek, ya da hiç olmazsa bu yolda fedâ-yı nefs edebilmek adına Topkapı surlarına dayanmıştır. Ve burada şehîd olan Peygâmberimiz(SAV) in bayraktarının ve daha nice sahabenin kabri İstanbul’da olup, Eyüp semti adını bu hâtıradan almaktadır. Belki o zaman ve ondan sonra geçen 800 yılı aşkın bir süre ve defâlarca, çeşitli milletlerin yaptığı akınlar arasından fetih bizim milletimize nasîp olmuştur.

Ne mutlu bize; ama bu mazhariyetin üzerimize yüklediği bir mükellefiyetin olduğu da hiçbir zaman akıldan çıkarılmamalı. Her an bir fetih rûhuyla yaşamalıyız. Her fetih, daha iyiye, daha güzele bir hicrettir. Hayâtımız boyunca dâimâ hep iyiye doğru bir fetih ve hicret duygusuyla hareket etmeliyiz. O zaman hem kendi nefsimizde hem de toplumumuzda iyilik ve güzelliklerin daha da artacağı görülecektir. Hayâtın gâyesi de budur zâten.

Size bu anlamda, hem kendinizin, hem çevrenizin, ilgi alanınızdakilerin

ve hem de ülkemizin iyiliği adına ömür boyu başarılar diliyorum.

            Bu duygu ve düşüncelerle,

fetih ufkunun yıldızlarından, değerli öğrencimiz Şinâsi PİLE’ye

hayırlı hizmetlerle dolu bereketli ömürler, ebedî saâdetler diliyor

mûtâd olduğu veçhile, bir akrostişle kendisini selâmlıyorum:

 

-AKROSTİŞ-

Şâd olacağımız günler gelecektir fetihlerle

İnsanlık kendine bir ulvî yol bulacaktır.

Nûrlu geleceğin kahramanı sensin, sen

Adam arama bakıp da sağına soluna!

Sen değilsen kim, kim bu kahraman?

İpe un sermektir başkasını aramak!

Pervâsızlıktır, gamsızlıktır, gâyesizliktir

İyi günler gelecekse, varsa böyle bir dert

Lüzumsuz işlerle uğraşmamalı hiçbir fert

Eğer kurtulacaksa bu millet, bu ümmet

Yiğitler nerede, nerede uluvvü himmet?

Ey Yüce Rabbim, gaflet kesmesin yolumuzu

Sen bize acı, sen bize yardım et

Elimiz-ayağımız tuttukça dînine hizmet ettir

Lâl kalmasın dilimiz; küfre, nifâka karşı

Avrupa’da, Asya’da, Afrika’da, Amerika’da

Mü’minler elele versinler hizmet yolunda

Niçin var olduğunu, yerini bilsin herkes

Oyunda, eğlencede geçmesin bu dünyâ

Koru bizi Rabbim, lâyıkıyla bilmeyi nasîp et

Tâzelensin hep yüreğimiz aşkınla, heyecânla

Allâh’ım, komşu eyle bizi, ol Rasûlü zîşânla…

01 Hazîran 1994

 

Es’Selâmü aleyküm ve Rahmetullâhi ve Berakâtüh…

Güle güle… Yolun açık olsun… Allâh(cc)a emânet ol…

 

 

Öğretmenin; Nûri KAHRAMAN

Ordu İmam-Hatip Lisesi

BİR ÇOCUĞUN NÂLESİ…

 

Bismillâhir’Rahmânir’Rahîm

 

Sevgili öğrencim;                                                                              22 Mayıs 1994

 

Defterinizden bir yer ayırdığınız için çok teşekkür ediyorum. Allâh(cc) râzı olsun. Zül’Celâl Hazretleri, râzı olacağı bir hayâtı yaşamaya sizleri hidâyet ve muvaffak eylesin. Bu anlamda, Yüce Rabbimizin bu okulu bizlere nasîp etmesi başlıbaşına bir lütuftur.

Nitekim, Peygâmberimiz(SAV);

“AllâhüTeâlâ, bir kul hakkında hayır murad ederse, onu dinde bilgili ve anlayışlı kılar.” buyurmaktadır. Dolayısıyla, bu irfan yuvasına gelmemize vesîle olan anne-babalarımız ya da büyüklerimize de ne kadar teşekkür etsek, minnet duysak azdır. Rabbim cümlesini sevdikleri arasına katsın. Âmin…

Ancak, bu iş kesinlikle burada bitmemeli. Diploma, bu anlamda en büyük yalancıdır. Aslında her diploma, daha yüksek bir okulun başlangıcıdır. Eğer öyle olmasaydı, gelmiş geçmiş âlim ve mezhep imamlarının en büyüğü İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe efendimiz;

“Eğer bilmediklerim ayağımın altında olsaydı başım arşa değerdi!”

buyururlar mıydı? İnsan okudukça, öğrendikçe cehâleti ve hayreti daha da artıyor âdetâ.

Batılı düşünür FLAUBERT de;

“Öğrenmek için değil, yaşamak için okuyorum!”

derken, okumanın okulla sınırlı olmayıp, hayâtın esâsı olduğunu vurgulamaya çalışıyor.

Zâten dînimiz de “OKU” emriyle başlamıyor mu? Peygâmberimiz(SAV);

“Beşikten mezara kadar ilmi talep ediniz!” buyurmuyor mu?

Bunları hep okuduk, öğrendik, duyageldik. Şimdi uygulama zamânı. Kaldı ki sizler bir ana olarak toplumun, tüm insanlığın anasısınız. Ana dili var da baba dili yok. Bu çok mânidar bir olgu, eğer düşünülürse. Dolayısıyla, toplumun dili, dîni, kültürü, ahlâk ve terbiyesi sizin ellerinizde şekilleniyor. Sizlerin bilgisi, görgüsü, hareketleri çok çok önemli.

Her neyse. Sözü daha çok uzatmadan, Değerli Öğrencimiz Candeğer KAYA’yı da bereketli yıllar; hayırlı, uzun ömürler  dileğiyle takdim edeceğimiz bir hâtıra akrostişle uğurluyoruz:

-AKROSTİŞ-

                                               Cân olan sever içten, elbet cânânı vardır

Aşkı için can değer; ahd ü peymânı vardır

Ne yapsa, ne eylese, nere gitse; sevgili!

Derdiyle hoş olduğu, kâlb-i nâlânı vardır!

El çekse bir lâhzacık, o yâri tefekkürden

Ğurbet ellere düşer; çeşm-i giryânı vardır

Ezim ezim ezilir, âhıyla bir mazlûmun

Râzı olmaz hiç zûlme, sızlar vicdânı vardır

En ulvî gâyelere hasreder evkâtini

Ebâbiller misâli, gadre isyânı vardır

Bir çocuğun nâlesi deler geçer kâlbini

En nâdîde hislerle yüklü iz’ânı vardır

Dağları deldirecek, Ferhat misâli aşkı

Îman için verecek binlerle cânı vardır

Saraybosna deyince sînesi kor kesilir

Alınır intikâmı; günü, zamânı vardır

Âsûde olamazlar; dertten, kederden, gâmdan

Dertlerle dertlenecek ilmi, irfânı vardır

Elbette, hep berâber gülerse güler yüzler

Teâlâ Rabbimizin lûtf u ihsânı vardır

Liyâkat kesbedince kurtuluş nasîp olur

Erilen her zaferin bir kahramânı vardır

Rabbim aşkına erdir, bırakma bizi bize

-----Ki, sensiz yaşamanın tümden ziyânı vardır!...

24 Mayıs 1994

Değerli Öğrencim.

Sizleri buradan hayâta uğurlarken yolunuz ve bahtınız açık olsun diyor, yakınlarınla birlikte güzel günler,  sonsuz saâdetler diliyoruz. Allâh’a emânet olunuz.

Es’SelâmüAleyküm ve Rahmetullâhi ve Berakâtüh…

Öğretmenin;Nûri KAHRAMAN

Ordu İmam-Hatip Lisesi

DOST DEĞİLDİR, DERTLENMEYEN…

 

Bismillâhir’Rahmânir’Rahîm

 

Sevgili Öğrencim;

Hâtıra defterinizden ayırdığınız sayfa için teşekkür ederim. Herkes ilgi ve iltifattan hoşlanır. Bu hayâtın bir gerçeğidir. Tevazûun da bir gereğidir, insanlarla ilgilenmek. Tebliğ ve irşâdın da, hattâ Müslümanlığın da olmazsa olmazlarındandır. Dolayısıyla biz nasıl hoşlanıyorsak, bizim dışımızdaki insanlar da ilgiden, tebessümden, selâmdan hoşlanacaklardır. Bu yuvadan aldıklarımızı eğer çevremize ulaştırmak istiyorsak, insanlarla ilgilenmek, onlara giden bir yol bulmak durumundayız.

Müslüman çevresine ilgisiz, dertlerine duyarsız olamaz. Kardeşlerimizin dirisi, ölüsü, hastası, her türlüsüyle ilgilenmek durumundayız. Hepimiz birbirlerimizle ilgili olarak imtihandayız. Nitekim, Buhârî ve Müslim’de yer alan, Berâ bin Âzib’in rivâyet ettiği bir hadiste Peygâmberimiz (SAV) şöyle buyuruyorlar:

“Allâh Rasûlü bize 7 şeyi yerine getirmeyi emir buyurdu:

-          Hastayı ziyâret etmeyi

-          Cenâzeleri kabre kadar yolcu etmeyi(teşyî’)

-          Aksıran kimseye; yerhamükellâh(Allâh sana rahmet etsin) demeyi

-          Zayıf ve güçsüzlere yardım etmeyi

-          Zulme uğrayana el uzatıp mağdûriyetini gidermeyi

-          Selâmı (verip almayı) yaygınlaştırmayı

-          Yemin eden kimsenin yeminini yerine getirmesini…”

(1001 HADİS, Mehmet DİKMEN, CİHAN YAYINLARI)

 

            Şimdi sıra, âdet hâline getirdiğimiz hâtıra şiire geldi.

Değerli Öğrencim Hatîce AKGÜN’e hayırlı, uzun ömürler, bereketli başarılar  dileğiyle takdim ediyorum…

 

-AKROSTİŞ-

Heyhât, geçiyor günler; istesek de, istemesek de!

Akıp gidiyor zaman; değerini bilsek de, bilmesek de!

Tefekkür, en büyük derinlik; özge bir güzelliktir.

Îman, en büyük zenginlik; en büyük özelliktir!

Cenâb-ı Hakk’ın lûtfu çoktur, elbet; anlayana

Erişemez niceleri; kıvranır da yana yana!

Anadolu’m, güzel yurdum; ey sen yiğitler diyârı!

Kahramanların taptâze, yaşar hâtıraları!

Geçit vermemişsin küfre, yine de vermeyeceksin

Ülkelerin odağında, sen en düğümlü gerçeksin!

Nesillerin yetişiyor, yetişecek çârelere;

Erişecek kolları, tüm mazlûm, tüm bîçârelere!

Elinde tevhîd sancağı, gönlünde aşkı dâvânın

Bir gün nurlanacak ufku, karartılmış şu dünyânın!

Elbette değil boşuna, taşımak bağırda koru.

Dünyâ yaşayacak, yakın; “başarılmaz!” denen zoru!

Îmânımız rehberimiz, Rasûlûllâh önderimiz;

Saygıda kusur etmezsek, güzel olur defterimiz!

Allâh nasîp etti bize, yolların en güzelini

Âh’a, vâh’a düşenlere, uzatacaksın elini!

Dost değildir dertlenmeyen, dostlarının derdiyle;

En büyük dâvâ ümmet olmak; toplumuyla, ferdiyle…

Tâlihimiz yüzümüze ancak böyle gülecektir

Leyl ü nehâr gidilirse, vuslat günü gelecektir!

Eriştir Ey Yüce Rabbim, bizleri sonsuz nîmete!

Rasûlünle girelim, berâber şol Cennet’e…

02.05.1994

 

 

Değerli öğrencim;

Bu duygu ve düşüncelerle sizleri hayâta uğurlarken,

Ömrünüzün güzelliklerle taçlanmasını diliyor,

Yüce Rabbimizin hepimizi iyilerle karşılaştırması niyâzıyle,

Yolun ve bahtın açık olsun diyor,

Selâm, sevgi ve sonsuz mutluluk temennîlerimi sunuyorum.

Allâh’a emânet olunuz…

Es’Selâmü Aleyküm…

 

Öğretmeniniz, Nûri KAHRAMAN

Ordu İmam-Hatip Lisesi

 

SEVGİNİN DİLİ KONUŞUR BAYRAMLARDA

 

Es’selâmü Aleyküm ve Rahmetullâh

 

Değerli kızım;      

 

Ramazan Bayramı (1425 h.) tebriğini aldım.

Teşekkür ederim.

Yüce Rabbim de sizleri sevindirsin ve

nice bayramları sevdiklerinle berâber

hep birlikte coşku, muhabbet

mutluluk, sıhhat ve âfiyetle yaşamayı

nasîp eylesin…

 

Bilmukâbele,

ben de sizlerin bayramını tebrik ediyor

Tüm İslâm âlemi olarak

Zengini-fakiri

                        Siyahı-beyazı

                                   Kuzeylisi-güneylisiyle berâber

Hep birlikte

Sevinç ve coşkuyla kutlayacağımız

Gerçek bayramları yaşamayı

Bizlere nasîp etmesini

Yüce Mevlâdan niyâz ile

Selâm ve sevgilerimi sunuyorum.

 

Bu vesîleyle,

Sümeyye Beyzânur Kızımızı,

âdetimiz olduğu veçhile

sonsuz mutluluklar dileğiyle,

isminin baş harflerine endeksli olarak yazılacak

bir hâtıra şiirle selâmlıyorum:

 

- AKROSTİŞ -

 

Sevginin dili konuşur bayramlarda

Ümitler yeşerir yorgun kâlplerde

Merhabâ insanlar, merhabâ yeniden

Elele verelim bir dahâ yeniden

Yollara düşelim… yollara yeniden

Yüreklerimizi açalım, tüm kullara yeniden

Elele vereceğimiz kardeşlerimiz var

Birlikte göreceğimiz işlerimiz var

Ellerimizi açalım Yüce Dergâha

Yalvaralım gönülden Yüce Allâh’a

Zâlimler dünyâda at oynatmasın

Annelerle, çocukları hep ağlatmasın

Nineler, gözyaşını gözyaşına katmasın

Umut sahtekârları artık bizleri aldatmasın

Rabbim! Îman kardeşliği, dostluk ver bize!

Elçinin yolunda, mestlik ver bize!

Rızâna ermeyi kastlık ver bize!

Günâhlardan uzaklaştır, güldür hep yüzümüzü

Ümitsiz bırakma, açık eyle gözümüzü

Nerde kardeşimiz varsa sevdir bizlere

Ermek için menzile, derman ver dizlere

Sevsin birbirlerini, kaynaşsın Müslümanlar

Eskiden olduğu gibi, hani bir zamanlar!

Lûtfet coğrafyamıza gerçek bayramları, yeniden

Ağız tadıyla seyredelim hilâli, akşamları yeniden

Mırıldanalım mutlu makamları yeniden!...

17.11.2004      Ordu İHL

 

Yolun ve bahtın açık olsun…

Rabbimiz hep iyilerle karşılaştırsın.

Allâh’a emânet ol, ves’selâm…

 

Öğretmenin: Nûri KAHRAMAN

Ordu İHL Meslek Dersleri Öğretmeni

 

ÜMİT ÇİÇEKLERİYİZ; TEBRİKLERDE AÇAN…

 

BİSMİLLÂHİR’RAHMÂNİR’RAHÎM

 

Kübrânur Kızımıza

Sonsuz başarı ve mutluluklar dileğiyle…

 

- AKROSTİŞ -

 

Es’selâmü Aleyküm ve Rahmetullâh

 

Kimler geldi, kimler geçti; bizler de geldik, geçiyoruz bu köprüden

                        Ümit çiçekleriyiz, baharı hapsedilmiş diyârlarda açılan

                        Bizim omuzlarımızda emâneti gül kokularının

                        Rabbimiz, Rasûlünün bahçelerini bağışladı bizlere

Attığımız adımlarda hep o gül yüzün ışıltısı

                        Nerden geldik, niçin geldik; biliyoruz elhamdülillâh

                        Uzak değil; yanımızda, hattâ içimizde; bize bizden yakın

                        Rabbimiz bizlere şahdamarımızdan yakın

                        Kimin dostluğu daha güzel olabilir; kim O’ndan daha güzel koruyabilir?

                        Ağaçlara yaprağı, gönüllere sevmeyi kim verebilir O’ndan başka?

Hidâyet O’ndan, inâyet O’ndan, tüm güzellikler O’ndan

Rabbim, Güzel Rabbim; ayırma n’olursun bizi yolundan!

Acı bizlere, sevdiklerimize; ümmete, tüm inananlara

Mazlûm kardeşlerimize Filistin’de, Fellûce’de, Çeçenistan’da

Artık son bulsun çilesi bebelerin, ninelerin, dedelerimizin!

Ne gün düşecek topraklarımıza bereketi kâlplerimizin?

Ağlayanlarla ağlayamadıkça gülemezmiş yüzler

Sessiz sessiz, sevgiyi anlatır; yaş döken gözler

                        “Elbet bir gün buluşacağız, bu böyle yarım kalmayacak!”

                        Lâkin bu, aradan sevgisizliği kaldırmakla olur ancak!

                        Allâh’ım! Lûtfettiğin güzelliklerin değerini bilerek yaşat bizi

Muhammed’e (sav) komşu olacaklar arasına kat bizi!...

17.11.2004  06.oo  Pamukkent

 

Çok Kıymetli kızımız Kübrânur;

Tebriğini aldım. Çok teşekkür ederim.

Şimdi mektup yazma, tebrik gönderme âdetleri kalmadı.

Artık her şey sanal âlem üzerinden seyrediyor.

O da havaya uçup gidiyor. Geriye ne iz kalıyor, ne eser.

Ne kompozisyon, ne çizgi, ne de bir dokunuş.

Eskiden tebrik kartları olurdu.

Doldururdu kitapçıların, hattâ bakkalların önünü.

Renk renk çiçekler gibi açarlardı bayramlarda.

Sokak ve caddelere çeşni katarlardı.

Yeni kartları şöyle bir gözden geçirirdiniz.

Türlü türlü manzara ve desenler arasında dolaşırdınız.

Sürpriz tebrikler gönderirdiniz sevdiklerinize hasret kokulu.

En güzelinden, en sıcak ve sanatkârâne olanlarından.

Siz de beklerdiniz aynı şekilde gözleriniz postada.

Uzun süre saklardınız bu kartları.

Kitaplarınızın arasında dolaşırdı.

Alır alır bakardınız. Dokunurdunuz. Koklardınız.

Manzaralarına, desenlerine dalar giderdiniz.

Hepsi gitti, hepsi. Tüm orijinâllik ve sıcaklıklarıyla.

Tüm özlem ve sevinçleriyle. Her şey cepte şimdi!

Cepte olduğu için de kolay harcanıyor herhâlde!

Her neyse, bizi o güzel günlere götüren,

bu orijinâl davranışından dolayı sana ayrıca teşekkür ediyorum.

Bu arada, unutmadan, ben de senin bayramını tebrik ediyor,

Sevdiklerinle birlikte,

Daha nice güzel bayramlara erişmen dileğiyle

Selâm ve sevgiler sunuyorum.

Ev ahâlisine de ayrıca saygılarımı gönderiyorum.

Yolun ve bahtın açık olsun. Allâh’a emânet ol.

Yüce Rabbim yardımlarını esirgemesin.

Duâdan unutulmamak dileğiyle…

 

Nûri KAHRAMAN

Ordu İHL Meslek Dersleri Öğretmeni

 

 

 

HERŞEYE RAĞMEN…

 

Değerli öğrencim;                                                    18. 06. 1998 Ordu İHL

 

İmam-Hatip nesli ve onun şahsında Müslüman Anadolu halkına yapılan bu akıl almaz, mantık dışı, sevimsiz muâmeleler gelip geçicidir. Bu yapılanlar bir bakıma, bizim ne kadar önemli bir misyonumuzun olduğunun kanıtıdır. Kendimize ve misyonumuza daha çok sâhip çıkmamız gerektiğinin ifâdesidir.

“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden

ve kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun.

Kurtuluşa erenler işte bunlardır.”

Âl-i İmrân Sûresi:104

Biz, bize verilen tebliğ ve irşâd görevini her şeye rağmen yapacağız. Her şeyden önce bir mü’min ve ayrıca bir İmam-Hatipli olarak bizden beklenen bu. Aksi takdirde, hem Hak katında, hem de halk nazarında sorumlu duruma düşeriz. Bakınız kitabımız görevlerimizi nasıl açıklıyor:

“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velîleridirler.

İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar.

Namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler,

Allâh ve Rasûlüne itaat ederler.

İşte, Allâh’ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır.

Şüphesiz Allâh üstün ve güçlüdür; hüküm ve hikmet sâhibidir.”

Tevbe Sûresi,71

Yapılan kötülükler, çektirilen sıkıntılar ne kadar çok olsa ve ne kadar sürse de, en çok kabrin kapısına kadar gider ve orada biter. Mâlum, mümin için aslolan ordan sonrasıdır.

Bu inanç ve azimle dîn ve diyânetimizde sebât edersek zafer bizim olacaktır. Çünkü bir hadîsi şerifte;

Men sabera, zafera= sabreden zafere ulaşır.

buyurulmuştur. Sabır zâten her başarının kimyâsında vardır. Sabırsız hiçbir şey olmaz. Okumak, yazmak, gezmek, ibâdet; her şey sabırla mümkün.

Netîcede hayat bir imtihan. Her imtihan da bizden başarı ister. Bu da sabırla mümkündür. Sabır olmadan hiçbir güzelliğe ulaşmak mümkün değildir

Emel öğrencimizi bu duygu ve düşüncelerle uğurlarken,  

hayırlı tüm emellerine ulaşmasını temennî ediyor

            ebedî saâdet dileklerimle berâber

            kendisini bir akrostiş şiirle selâmlıyorum:

 

-AKROSTİŞ-

Erken deme hiçbir şeye, yarın çok geç olabilir

Mümkün olan hayrı yapmanın yoluna bak

Elbet tartılır hayır-şer, devran döner, gün gelir

Lâyığınca herkes âkıbetini bulacak

Yalan dünyâya kanıp yılanca davrananlar

Evet evet görecekler, yarın neler olacak!....

Şerlere şer katıyorlar, zulümlere zulüm

İşledikleri sanki yanlarına kalacak!...

Lâkin biz hem îmanlı hem İmam-Hatipliyiz

Bir gün elbet  zâlimler saçlarını yolacak!

Allâh’ı tanımayıp dîni hor görenlerin

Şer yükledikleri gemi demir alacak

Ara vermeden aslâ yaptıkları zulümler

Bir azap denizinde gözlerine dolacak!...

Allâh peygâmberini rahmet için gönderdi

Şu zâlimler huzûra hangi yüzle gelecek?!...

Allâh’ını sevenler, sever evrende her şeyi

Rabbi Allâh olan kul merhameti bilecek…

Ipıssız yerde bile ayrılma hakîkâtten

Lâleler, güller gibi ömürler de solacak

Allâh yolundan gidip peygâmberi izlersek

Rabbimizin lûtfuyla her şey güzel olacak!..

18. 06. 1998 Ordu İHL

Büyük Hak âşığı, ahlâk güzeli İbrâhim Edhem hazretlerine atfedilen bir söz var:

“İyilik yap, denize at; balık bilmezse Hâlık(Yaratan) bilir.”

 

Her şeye rağmen biz iyilikte ısrar edelim. Gerçek kazanç ve kâr buradadır.

Sana, hayırlı, üstün başarılarla dolu bereketli bir ömür diliyorum.

Allâh, hayat boyu hep iyilerle karşılaştırsın.

Yolun ve bahtın açık olsun… Fî emânillâh…

 

Öğretmenin: Nûri KAHRAMAN

 


Toplam 517 Blog, 104 Sayfada Gösterilmektedir.
[1] 2 3 4 5 6 » »»

En Çok Okunanlar Son Yorumlananlar Hakkımda
POPÜLER MASONLAR ORDUDA (6131)
AKROSTİŞ YAZILARI (5019)
FOTOĞRAF-NÂME (4707)
EYMÜR-NÂME 1 (4198)
EYMÜR-NÂME 3 (4170)
EYMÜR-NÂME 2 (3978)
MODA-NÂME (3973)
Nûri KAHRAMAN (3614)
Bedford-nâme (3526)
BAYRAMLAŞALIM DOSTLAR! (3514)
ÜÇ ÖZTÜRK, BİR MEVLÂNÂ.. (1)
CHP-NÂME (1)
GACAROĞLU AHMET EFENDİ (1876-1962) (1)
FOTOĞRAF-NÂME (4)
37 YIL ÖNCESİ, KÖYDE BU GÜN.. (1)
NASIL BİR İL BAŞKANI? (1)
ERKAN TEMİZ BEYİN TELEFONU (1)
BİZ DE İMAM-HATİPLİYİZ Sn. ADİL AKYURT (1)
MODA-NÂME (3)
AKROSTİŞ YAZILARI (4)
 

Www.GirdapTasarim.Com Tarafından Hazırlanmıştır...