Menü

Anket

Sitemizi Beğendiniz mi?
Evet (%74,5)
Hayır (%20,7)
Kararsız (%4,71)

Toplam Oy: 212

Tüm Anketler

Takvim

« Ekim - 2021

»

PT SL ÇŞ CM CT PZ
1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30 31

İstatistikler

 Toplam Hit: 3592957
 Sitede Aktif: 2
 Ip: 3.239.2.222
 Browser: Default - 0.0
 Toplam Kategori: 20
 Toplam Blog: 561
 Toplam Yorum: 28
 Toplam Resim: 6
 Toplam Mesaj: 16

Etiket Bulutu

15 Temmuz 2016 Cumâ Dirilişi adayname aile âile Akdeniz Üniversitesi akrostiş anı Antalya Antalya Palas aşık edebiyatı ÂŞIK EDEBİYATI BABA başbakan başkanlık Bedford, Araba sevdası Biyografi cami cemaat cemiyet chp cuma cumhurbaşkanı çocuk edebiyatı Çocuk Edebiyâtı ÇOCUK ŞİİRLERİ dede deneme DÎNÎ ŞİİRLER DİNİ-MİLLİ ŞİİRLER DÖRTLÜK edebiyat eleştiri eymür eymür köyü eymürname GÜZELLEME halk şiiri halk şiri HÂTIRA hâtıralar HAYAT HİKÂYESİ HECE HECE VEZNİ hiciv İMAM-HATİP PİLÂV GÜNLERİ işkence KADİR GECESİ KÂFİYE komşu ülkeler koşma köy yazıları köyname lüleburgaz MANİ Manzum Fıkralar mızrap NÂMELER Nasreddin Hoca NURİ KAHRAMAN okul edebiyatı ordu ordu hayat ordu hayat gazetesi ordu imam-hatip Palace Palas RAMAZAN RAMAZAN EDEBİYATI recep tayyip erdoğan siyâset şiir toplum türkiye ulubey Yalçın Yüksel Yeni Türkiye zulüm

Nağme Nağme NÂMELER

Bu Kategoriye Ait Blogları Rss İle Takip Et
Kas`15
5
NAĞME NAĞME NAMELER
Nağme Nağme NÂMELER

Yorumlar(0)

ŞÂİRLERE

Garip Yetimoğlu telsiz söylesin

Şakir Arslanoğlu gülsüz söylesin

Yaratan bizlere rahmet eylesin

Zulme, haksızlığa susmamalıyız…

 

Taşlasın şeytanı Nuri Kahraman

Vermeyelim şu pis modaya aman

Rahmet et bizlere Hz. Rahman(cc)

Küfre, haksızlığa  susmamalıyız…

 

İnsanlık muhtaçtır mânevî em’e

Tüm şâirler sarılmalı kaleme

Özkul, göğüs ger ki; çile, eleme

Cehle, haksızlığa susmamalıyız…

Yaşar ÖZKUL

(27.11.1983 Yeni Devir)

 

TAŞLASAK MI?

“Taşla” diyor bana ÖZKUL

Kalmıyor ki Yaşar Kardeş!

Atsak, istasyonlar bozuk

Almıyor ki Yaşar Kardeş!

 

Herkes belli bir yol tutmuş

Hayâ-edebi unutmuş

Nefisler rûhu uyutmuş

Salmıyor ki Yaşar Kardeş!

 

İşte kardeş, işte bacım

Dostum, ahbâbım, baş tâcım

Gelse bir, bitecek acım

Gelmiyor ki Yaşar Kardeş!

 

Taşlasak, hep kaçıyorlar

Taşlamasak içiyorlar

Döküyorlar, saçıyorlar

Dolmuyor ki Yaşar Kardeş!

 

Şeytan kadar, şeytanlık dert

Olabilse insanlar mert

Karar kılsalar gâyet sert

Kılmıyor ki Yaşar Kardeş!

 

Tamam, vermeyelim aman

Modadan hâlimiz yaman

Fakat, yanlışları duyan

Silmiyor ki Yaşar Kardeş!

 

Gerçi, bizden söylemesi

Önce tatbik eylemesi

Bozuk âlet düzgün sesi

Çalmıyor ki Yaşar Kardeş!

 

Hatâ bizde de var elbet

Önce sen nefsine emret

Sonra at-tut, sonra öğret

Olmuyor ki Yaşar Kardeş!

 

Buldu sâyenizde fırsat

Nûrî içten etti feryat

Hak yazmadan kimse necât

Bulmuyor ki Yaşar Kardeş!

    (11.12.1983 Yeni Devir)

Âşık Nûrânî’ye

İş’e besmeleyle başla

Savaş boyalı göz-kaşla

Nefsine uyma, yavaşla

Nefis düşman, Nûrânî dost!

 

Zorbalar, zâlimler haklı

Temelde haç rûhu saklı

Ermiyor genç kızın aklı

Gören pişman, Nûrânî dost!

 

Bâtıla hizmeti boşla

Sarıl Hakk’a, canla-başla

Önce dostlarını haşla

Kim “Kahraman” Nûrânî dost!

 

Yıksalar nefis bendini

Bulur îmân, Nûrânî dost!

İçten içe yer kendini

Üryan pişman, Nûrânî dost!

 

Âşık NÛRÂNΒye cevap

Şeytan taşlaması sevap

Şeytanlaşan görür serap

Bak, çöl pişman Nûrânî dost!

 

Yaşar Özkul, özlüyorum

Gelecektir, gözlüyorum

Adım adım izliyorum

Zaman pişman, Nûrânî dost!

Yaşar ÖZKUL

(1983 Yeni Devir)

 

SORGU-NÂME

 

Neden, niçin, nasıl diye

Özün sana soruyor mu?

Beynini kemire, yiye

Aklın kafa yoruyor mu?

 

Olan-biten; neden, nasıl?

Nedir gâye, nedir asıl?

Hangi makamda bu fasıl?

Gönlün hayâl kuruyor mu?

 

Akıl fikir nerden geldi?

Kendin seni nasıl bildi?

Olan şeyler nasıl oldu?

Aklın, fikre uğruyor mu?

 

Çocukluğun nerde, hani?

Okul önü, dükkân yanı?

Neyledin hamamı, hanı?

Köyün köşkün duruyor mu?

 

Sabah, nasıl akşam olur?

Gece, yolu nasıl bulur?

Meyve tadı nerden alır?

Kimse şeker veriyor mu?

 

Her şeyin tadı bir başka

Kâinât ayarlı aşka

İnsanoğlu sorsa keşke

Kâlbi yâre varıyor mu?

 

Çayır-çimenler, çeşmeler

Haylaşmalar, heyleşmeler

Ağlaşmalar, söyleşmeler

Muhabbetler sarıyor mu?

 

Altı, üstü hep dereydi

Sular dökülür yereydi

Sâhi, yerleri nereydi?

Değirmenler duruyor mu?

 

Hayatın çok kavgası var

Çileleri, sevdâsı var

Ölümün de sırası var

Düşüncen yer veriyor mu?

 

Tam, kâm alacağım derken

Ölüm yakalar, gülerken!

Belki sana göre erken

Sırra aklın eriyor mu?

 

Yürüdüğün hayat yolu

Yazı-kışı mihnet dolu

Hepsi gider; darı-bolu

Feryat işe yarıyor mu?

 

Ekonomi, politika

Yürüyorsun, bata-çıka

Gitmek var mı yaka-yıka?

Yazan kalem kuruyor mu?

 

Makam, mevkî hep emânet

Hem ticâret, hem siyâset

Gerisini sen kıyâs et

Cin fikirler eriyor mu?

 

Hava-cıva; hepsi yalan

“Var biraz da sen oyalan”

Nedir ne, geriye kalan?

Fasıl, aslı arıyor mu?

 

Nûrânî’nin dili durmaz

Ele der, kendini yormaz!

Amelsiz söz hayra varmaz!

Bilmem gözler görüyor mu?

 

ORDU HAYAT GAZETESİ

              12.10.2008

 

ÇAYIR-NÂME

Adımlarına dikkât et

Kayarsın Allâh korusun!

Bâtılın sonu felâket;

Uyarsın Allâh korusun!

 

Güvenirsin eşe-dosta

Olursun zevklere hasta

Fark’etmeden, hayra posta

Koyarsın Allâh korusun!

 

Yanlışta ısrar ne demek?

Hem Hakk’a kulak vermemek!

Başına çorap örerek,

Giyersin Allâh korusun!

 

Şehvetlerin kemendine

Aldanmayasın fendine

Yazık edersin kendine

Kıyarsın Allâh korusun!

 

Düşmeyesin tuzaklara

Gitmeyesin uzaklara

Binmeyesin kızaklara

Kayarsın Allâh korusun!

 

Yakışan hep istikâmet

Bütün sapmalar hıyânet

Kopmadan daha kıyâmet

Koparsın Allâh korusun!

 

Kadın ya da erkek olsun

Herkes iyisini bulsun

Şerri dursun, hayrı gelsin

Şaşarsın Allâh korusun!

 

Hep hayırlı isteyelim

İçtenlikle dileyelim

Âkibet hayır bulalım

Yanarsın Allâh korusun!

 

Gencim deme genç de ölür

Hazırlık olmadan bulur

Vakitli vakitsiz gelir

Kayarsın Allâh korusun!

 

“İnsanlık” çok ince iştir

Niyet kur, kâlbe yerleştir

Ahlâk, fazîlet güneştir

Cayarsın Allâh korusun!

 

Karartma kâlbi siyâhla

Dalga geçme ahla, vahla

Hayat tablonu günâhla

Boyarsın Allâh korusun!

 

Bilim-teknik, bilgisayar

Her şeylere verir ayar

Çağdaşlık diyerek, soyar

Buyarsın Allâh korusun!

 

Kâlp kararır nokta nokta

Oldukça şerde atakta

Şuursuz gidişi Hak’ta

Sayarsın Allâh korusun!

 

Durumunu gözden geçir

Her işine îman içir

Yönünü ateşten kaçır

Yanarsın Allâh korusun!

 

Nûrânî sese kulak ver

Güzel yürü, çiçekler der

Derlerki; yer, herkesi yer

N’eylersin Allâh korusun?

 

Rabbimden hep hayırlısı

Ukbânın da çayırlısı

Cennet-cemâl seyirlisi

Lûtf’etsin; Allâh korusun!

 

GÜZEL-NÂME

Ey güzel, sokaktan geçip giderken

Bilmem yaptığının farkında mısın?

Hey gencim; günâhı seçip giderken!

Bilmem yaptığının farkında mısın?


Kadında güzellik, erkekde şıklık

Onun da belâsı yakışıklılık!

Kitaba, sünnete uyar mı kılık?

Bilmem yaptığının farkında mısın?


Örtülesileri açıp nereye?

Aslından, özünden kaçıp nereye?

Neyin var neyin yok saçıp nereye?

Bilmem yaptığının farkında mısın?


Nedir şu edâlar, tavırlar öyle?

Gezilir pervâsız sokakta böyle!

Uyar mı bu bize, Hak için söyle?

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Ey insan, kendini sen mi yarattın?

Kara kaşla, elâ gözle donattın?

Kul iken kullara havalar attın!

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Ne kadar şirinsin, ne kadar hoşsun!

Lâyıktır dünyâlar peşinde koşsun!

Akıl yoksa, içmeden de sarhoşsun!

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Arzular peşinde hep koşa koşa

Hayâtı tükettin, geldin bu yaşa

Şimdi günâhlarla kaldın başbaşa

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Hâlâ bildiğinden şaşmaz gidersin

Pişmanlık yoluna düşmez gidersin

Bir kez Allâh deyip coşmaz gidersin

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Namazdan-niyâzdan uzaklardasın

Yalanda, yanlışta, tuzaklardasın

Yazıkta, yazlıkta, kızaklardasın

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Ne umarsın bu gidişin sonundan?

Haberin yok eteğinden kolundan

Puan gelmez çalıştığın konundan

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Gelir bir de hep bilgiçlik taslarsın

Yanlışları yaldızlayıp süslersin

Fazla sürmez, bir yerlere toslarsın

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Şâir, süslü sözden gelir mi fayda?

N’olur meşhur olsan, dünyâda, ayda?

İstikâmet nasıl, yol hangi rayda?

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Sözün özü, artık gelelim yola

Zamanın çarkında yoktur hiç mola

Yarına diyorsun; kim ölüp kala?

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Sevgili okurlar, vakit elvedâ;

Edâya duralım, gelmeden vedâ

Bırakmak adına belki hoş sedâ!

Bilmem yaptığının farkında mısın?

 

Nûrânî bak, sözü yine uzattın;

Tam tadında, pişmiş aşa su kattın,

Gelin kıza kaynanayı arattın!

Bilmem yaptığının farkında mısın?

18 Ekim 2014 Ordu Vizyon

ZAMAN-NÂME 

Bayram, seyran, yılbaşıyla

Geçip gidiyor seneler…

Köprübaşı, yolbaşıyla

Geçip gidiyor seneler…

 

Ahbâbıyla, yoldaşıyla

Ocak başı, kül başıyla

Hem yazıyla, hem kışıyla

Geçip gidiyor seneler…

 

Fındık-fıstık, yatak-yastık

Kırdık-döktük, astık-kestik

Bâzen tam üstüne bastık

Geçip gidiyor seneler…

 

Bahçe-çiçek, tarla-bayır

Yayla-Cenik, çimen-çayır

Derler; her işte var hayır

Geçip gidiyor seneler…

 

Alış-veriş, veriş-alış

Kazanırsın, sen de çalış

Sanma ki sonsuzdur kalış

Geçip gidiyor seneler…

 

Çelik-çocuk, arkadaş dost

Hep berâber olarak mest

Çağdaşça takılmaktır kast

Geçip gidiyor seneler…

 

Gelenleri kutluyoruz

Gidenleri şutluyoruz!

Nefsimizi putluyoruz

Geçip gidiyor seneler…

 

Hep kutlama telâşıyla

Lâkin bâzen gözyaşıyla

Ölenlerin naaşıyla

Geçip gidiyor seneler…

 

Kutladık yıl kutlu oldu!

Karteller hep mutlu oldu!

Cepleri parayla doldu!

Geçip gidiyor seneler…

 

Gelen seneyi unutma

Sakın yanlış bir yol tutma!

Çağdaşlığı çöpe atma!

Geçip gidiyor seneler…

 

İnsan dediğin içmeli!

İçip kendinden geçmeli!

Hem iç, hem dışı açmalı!

Geçip gidiyor seneler…

 

Korkma bu yolda ölmekten

Ayrılma sakın gülmekten

Geceleri çal felekten!

Geçip gidiyor seneler…

 

İbret mibret hak getire

Herkes kendini götüre!

Vakti bitire bitire!

Geçip gidiyor seneler…

 

Kuzguncuklu Fazîlet’le

Günâha giden biletle

Tâzelenen hükûmetle

Geçip gidiyor seneler…

 

Dereyolu, OR-Gİ, Baraj

İl’e oksijenli imaj

Kontür, pixel, çağrı, mesaj

Geçip gidiyor seneler…

 

Abuk-sabuk konserlerle

Türlü türlü kanserlerle

Askerlerle, komserlerle

Geçip gidiyor seneler…

 

Dizi, filim, türkü, şarkı

Hep eller döndürür çarkı

Düşünmeden hesap, korku

Geçip gidiyor seneler…

 

Sabah sekiz akşam beşle

Akıl-fikir hep düşeşle

İşi olmaz Kanal 5’le

Geçip gidiyor seneler…

 

Show, ATV, CNN Türk

Pardesü, manto, ithal kürk

Gâhî ayık, gâh küskütük!

Geçip gidiyor seneler…

 

Üniversite ve Rektör

Konsere git, Özlem’i gör

Kulüpçülüğe kalma kör

Geçip gidiyor seneler…

 

Rak ne imiş görmelisin!

Kolu kola örmelisin!

Aralara girmelisin!

Geçip gidiyor seneler…

 

Ye, iç; hem bardağı taşır!

Sofrada ne varsa aşır!

Çağdaş ol, işleri pişir!

Geçip gidiyor seneler…

 

Kutluyorsun, var mı daha?

Çıkar mısın, her sabâha?

Her şey dönerek Allâh’a

Geçip gidiyor seneler…

 

Nûrânî, hep atıp tutma

Pişmiş aşlara su katma

Hem sonra, kendin unutma

Geçip gidiyor seneler…

 

ORDU HAYAT GAZETESİ

03.01.2008

 

 

DİYÂR-NÂME

“Seviyorum, bekle!” dedi, bekledim;
Gelmedi, gelmedi; yâra gücendim!
Sevindim; yaprakla, çiçekle geldi
Bırakıp gitti, bahâra gücendim!...


Pamuktu, bembeyazdı; buyur ettim
Yüzde çizgi çizgi kara gücendim!
Zaman, su misâli akıp geçerken
“Aldırma!” diyen, efkâra gücendim!

Câmide dizildi, düzgün oldu da
Çarşıda kayıp, saflara gücendim!
Kendi hânem tâmire muhtaçken âh
Boşa yoruldum; ağyâra gücendim!

Aklımdan geçmezken rûhî kayıplar
Maddede zerre zarâra gücendim!
Aç, bîilâç, yoksulken, nice insan
Gamsız-kasvetsiz, iftâra gücendim!

Torunun elinde câhilî yayın
Elde torun, ihtiyâra gücendim!
Büyüttüm, yürüttüm, hem yetiştirdim
Bizi küs yapan civâra gücendim!

Bir baştan bir başa rahatsız ülke
Yanlışlardaki ısrâra gücendim!
Yardımsız garipler sızlayan yara
Kasada gizli tomara gücendim!

Dedim, bir çâresi var bunun elbet
“Konuşma!” diyen, ihtara gücendim!
Yenilensin derken bozuldu her şey
Böylesi ruhsuz îmâra gücendim!

Cehâlet ve gaflet şerde yürüttü
Uyarmadılar, dostlara gücendim!
Yâre varmak için yola çıkmadım
Düzde oturdum; dağlara gücendim!

Sözler de, işler de karmakarışık
Karar kılmıyor; karâra gücendim!
Çürüğe, bozuğa, yaldıza rağbet
Sahteye mahkûm; pazara gücendim!

“İşin-gücün böyle kusur söylemek!
Sus artık dostum, envâra gücendim!
Yaşıyoruz işte, bozma tadını!”
Söz iğne iğne; azara gücendim!

Nûrânîyim; tamam, kestim sözümü
Tenkit yok artık; ızhâra gücendim!
Ne ben, ne başkası kayda değerler;
Hakîkât mahzûn; diyâra gücendim!..



Ara`14
7
SERBEST NAĞMELER
Nağme Nağme NÂMELER

Yorumlar(0)

YAŞ-NÂME

 

Anlamak çok müşkil dostum

Söyle, neyin peşindesin?

Görülmüyorsun mecliste;

Hangi hayâl düşündesin?

 

Bir ordasın, bir burdasın

Kimse bilmez, tam nerdesin!

Bir acâip seferdesin;

Günâhların başındasın!...

 

Niyetin, yaşamak zevkle!

Gezip-tozmak aşkla, şevkle!

Gidersin şeytânî sevkle;

Ortak gibi; işindesin!…

 

Sanıyorsun, yolundasın!

Lâkin, dâim solundasın

Şeytanların kolundasın

Hem de kapmış; dişindesin!

 

Tavırların uçuk-kaçık

Ev bir otel; bir gir, bir çık

Giyim-kuşam açık-saçık

Nefsâniyet hoşundasın!

 

Karanlık bir gidişin var

Konuşun, hem inişin var

Ne de yerler bilişin var!

Mekânların loşundasın!

 

Yer-içersin hiç sormadan,

Atıştırırsın durmadan,

Net bir sonuca varmadan,

Şüpheliler aşındasın!...

 

Kör nefsinin emrindesin

Haramların seyrindesin

Kurulmuşsun, bağrındasın

Çıkarların leşindesin!...

 

Ne bu aç gözlük, oburluk?

Hakk’a isyân, kula kulluk?

Tanımıyorsun hak-hukuk;

Yüreklerin taşındasın!...

 

Üzersin anne-babayı

Hem teyzeyi, hem halayı

Bitmez şeytanla balayı!

Nelerin uğraşındasın?...

 

Adâletten ayrılırsın

Sadâkâtten sıyrılırsın

Meçhûllere savrulursun

Yolların hep şaşındasın!...

 

İstikâmetin nereye?

Çık tepeye, in dereye!

Girmez misin cendereye?

Sâhi, sen kaç yaşındasın?

 

Ağır gelir ibâdetler!

Nerden çıktı şu âdetler?

Bir gün kopar kıyâmetler!

Uçurumun kaşındasın!...

 

Aldırmıyorsun ezana

İnanmaz mısın mîzâna?

Düşmüşsün kaynar kazana;

Hem kâlbinde, döşündesin!

 

Nûrânî’ye selâmın yok!

Bir düzgünce kelâmın yok!

Fâtiha’n, Elif-Lâm’ın yok;

Ömürlerin boşundasın!...

 

Şâir daha ne söylesin?!

Bilmez niye hep böylesin?

Mevlâ hidâyet eylesin;

Cehâlet ateşindesin…

 

Sanma önünde vaktin çok;

Yaprak düşer, zamânı yok!

Rüzgâr söker, demez dal-kök

Her an, faslın kışındasın!...

 

Bu işler hiç şaka değil

Dîne-diyânete eğil

Artık gerçeğe ver meyil

Sonsuzluk akışındasın!

 

Orada yerin ne olsun?

Bilmeyiz, ne istiyorsun?

Mutlakâ, “CENNET!” diyorsun;

CEHENNEM nakışındasın!?

 

Artık kurtul bu tezattan

İnmelisin tez bu attan

Vaz geç, vaz geç şu inattan!

Yolların yokuşundasın!

 

Hakkı tanı, kendine gel

Gelmeden kapına ecel

Seni de kapar karayel

Sanma konu dışındasın!...

 

Sözlerin son kararıyla;

Ömrü  yıkma, zararıyla!

Görüldüğü kadarıyla,

“İyi düşün-taşın”dasın!...

 

Sözler sana, hemi bana

Hemi şuna, hemi buna

Kâlpten gelir yana yana

Çün kardeş kumaşındasın…

 

Eh, hadi artık eyvallâh

Yardım etsin bize Allâh

Yoksa, hepimize eyvâh!

Zîrâ, işin yaşındasın!?...

 (16 Eylül 2015, Hür Fikir Gazetesi)

DAĞ-NÂME

Karlı-kışlı diyârlara
Çekiyor bu dağlar beni
Doruklardan bulut bulut
Döküyor bu dağlar beni

Düşürüyor sevdâlara
Aşırıyor leylâlara
Pişiriyor kavgâlara
Yakıyor bu dağlar beni

Kuşları var, öter başka
Kanatlanır, uçar aşka
Hep bağrında olsam keşke
Okuyor bu dağlar beni

Yaz olur mis kokusu var
Binbir çiçek dokusu var
Kanatlanmak duygusu var
Söküyor bu dağlar beni

Mehtap yakışır göğüne
Gidenler gider düğüne
Sevdâlılar kütüğüne
Çakıyor bu dağlar beni

Hele düş gör hülyâsına
Dalarsın aşk deryâsına
Sevgilinin yakasına
Takıyor bu dağlar beni

Sürüyor yolun sarpına
Hem şarkına, hem garbına
En büyük cihan harbine
Sokuyor bu dağlar beni

Kopup gelen çığım sanki
Boz-bulanık çağım, sanki
Kesildi ayağım sanki
Akıyor bu dağlar beni!

Aşması zor geçitler var
Kayması çok gel-gitler var
Hep ümitler, ümitler var
Büküyor bu dağlar beni!

Âşıkların sazı nerde?
Güzellerin nazı nerde?
Gitmişlerin hızı nerde?
Tıkıyor bu dağlar beni!

Yûnusun has gülleriyle
Mevlânâ’nın “gel”leriyle
Bektaş Velî telleriyle
Yıkıyor bu dağlar beni!

Çoban çeşmelerden içsem
Çamlıbeller, bükler geçsem!
Ozanlarca sayfa açsam
Bakıyor bu dağlar beni!

Yücelere uğrar yolu
Gözleri var yaşla dolu
Diye diye Anadolu
Dokuyor bu dağlar beni!

ABLA-NÂME!

Gençlerle yarışan hanım ablalar
Pudrayla, makyajla nereye kadar?
Her gün yeni yeni kozmetiklerle
Hep sahte imajla nereye kadar?

Sokakları kütür kütür aşarak
Vücutları giysilerden taşarak
Seller gibi akıp, yelce koşarak
Bu hızlı metrajla nereye kadar?

Evde durmasın da dolaşsın, gezsin
Sınırsız harcasın, paralar ezsin
Açılsın, saçılsın; duygular azsın
Meyille, markajla nereye kadar?

Dostları-ahbâbı, hep bîgâneler
Hayât bir çerezdir, yenir nâneler
Haylarla, huylarla geçer seneler!
Bu yanlış kadrajla nereye kadar?

Gözler ya vitrinde, ya fildir fildir
Teşhirde son moda nerde var bildir
Hesapsız yaşamak hesap değildir
Çarşıyla, pasajla nereye kadar?

Muhabbetin çoğu yabancılarla
İşi yok; ne acı, ne sancılarla
Kankadır, yalancı-dolancılarla
Kurla, röportajla nereye kadar?

Ümîdi şanslarda; bir toto model
Oscar’a yürüyor; bir foto-model
Aklı dışarlarda, ev sanki otel
Süper zırh garajla nereye kadar?

Yarışta giderler gençten ilerde
Kızlar, toruncuklar kalır geride
Kondisyon mükemmel, her şey süper de
Ruhsuz averajla nereye kadar?

İçerde olanlar, vuruyor dışa
Yangınlar büyüktür aldırmaz kışa
Bu gidişler sanki, hepten yanışa
Som trikotajla nereye kadar?

Önce kendilerin kandırıyorlar
Sonra yanıyorlar, yandırıyorlar
Çarkı, hep aleyhe döndürüyorlar
Böyle patinajla nereye kadar?

Çeliktir-çocuktur; değil umurda
Mesuliyet hissi yok ki hamurda!
Debelenip durur kumda-çamurda
Dalgayla, plâjla nereye kadar?

Analık-babalık gelmez işine
Bir ya da ikidir; üçü, beşi ne?
Düştüğü meçhûldür neyin peşine;
Hep dalış, sondajla nereye kadar?

Var mı, bir hayırlı evlât niyeti?
Ona hizmet ile Hakk’a hizmeti
Düşünmek  mileti, hem memleketi
Temelsiz barajla nereye kadar?

Bir tânesi millet-memleket için
Birisi, perişan şu ümmet için
Sonsuzluğa varan saadet için
İlaçla, masajla nereye kadar?

Okuduğu bir şey varsa da roman
Pembe dizi, mâvi gezi, vay aman!
Uyduruk konular, sahte kahraman
Maskeyle, dublajla nereye kadar?

Yaşar fikr’etmeden hiç eni-konu
Nereye varacak bu işin sonu?
Var mı bağlandığı bir sevap fonu?
Sanal puantajla nereye kadar?

Ne olur yaşına göre davransa
Evinde vakarla durup, aransa
Hürmetle anılsa, şevkle uğransa
Anlık avantajla nereye kadar?

Bunun örtülüsü, açığı yoktur
Akıllar havada, kaçığı çoktur
Va’za, nasihata karınlar toktur
Azıksız bagajla nereye kadar

Gûyâ hiçbir şeyi takmaz kafaya
Değer miymiş dünyâ derde, cefâya?
Gelmişler yalnızca zevk ü sefâya
Lâkin boş degajla nereye kadar?

Bu yapılanlar hep, bir savruluştur
Bile bile ateş, bir kavruluştur
Çâresi düşünmek ve doğruluştur
Çulla, kamuflajla nereye kadar?

Gün gelip bir yere toslamazlar mı?
Gövdeyi toprağa yaslamazlar mı?
Beyaz kefenlerle süslemezler mi?
Renk renk mizanpajla nereye kadar?

Elbet müstesnâlar müstesnâ dâim
Gündüzü oruçlu, gecesi kâim
Bilirler, yürürler; sırat müstakîm
Hep sapan virajla nereye kadar?

Yaptığımız itfâiye bir nevî
Kardeşin kardeşi îkaz görevi
Yalayıp yutmasın yangın her evi
Çelik nikelajla nereye kadar?

Bir kusûrum  varsa, özür dilerim
Elbet şefaat hak ve Allâh kerim
Yine de , akıllı olalım derim
Magazin tirajla nereye kadar?

Nûrânî, örnek ol, uzatma lâfı
Bu noktaya geliş herkesin gafı
Söylerken bırakma elden insafı
Sırf, kuru mesajla nereye kadar?

1 Aralık 2014- Akit

ACEP-NÂME

Neyin var acabâ senin;
Açlar için aşın yoksa?
Yetimler, öksüzler için
Bir damlacık yaşın yoksa!
 
Âfete uğrayanlara
Yetişecek peşin yoksa
Evsiz-barksızlara mahsus
Kıyın-köşen, boşun yoksa!
 
Mazlumların dertleriyle
Zonklayan bir başın yoksa!
Hayâtın ne anlamı var?
Hak için telâşın yoksa!...
 
Varlığını bezeyecek
Edepten kumaşın yoksa
İyilikler binâsında,
Bir ufacık taşın yoksa!
 
Ahlâk, fazîlet yolunda
Zerrece uğraşın yoksa!
Hakkın hatırı diyerek
Verecek savaşın yoksa!
 
Millet-memleket aşkına
Bir hayâlin, düşün yoksa!
Hakîkât için yaşanmış
Mâcerân, cümbüşün yoksa!
 
Şerre, zulme karşı siper
Gerilmiş bir döşün yoksa!
Bâtıla sert, dik duruşun,
Hak’ta bükülüşün yoksa!
 
Dünyâdaki kardeşlere
Sıcacık gülüşün yoksa!
Görünce, renge bakmadan
Kâlpten süzülüşün yoksa!
 
Haftada bir, bir tek Cuma
Günlerde de beşin yoksa
Neye yarar onca renkler
Önünde güneşin yoksa!
 
Ebediyet yollarında
Yardımcın yok, eşin yoksa!
Örnek alıp da ardından
Gelecek bir peşin yoksa!…
 
İstikâmette mihmandar
Bir özge yoldaşın yoksa!
Selâmete taşıyacak
Samîmî sırdaşın yoksa!
 
Uğrunda can vereceğin
Bir dâvâ kardeşin yoksa!
Demek boşa çiğniyorsun
Toprakla güreşin yoksa!...
 
Nûrânî der; iyi, güzel
Sanma dünyâ sana özel
Hiç işe yaramaz gazel;
Küfürle dalaşın yoksa!
 
Mücâdele edeceksin
Hep Hak üzre gideceksin
Gayrısını n’edeceksin?
Defterde bağdaşın yoksa!
 
Peygâmber, Sahâbe örnek
Elbet yolda rehber gerek
Zorlanırsın tek giderek
Numûne çağdaşın yoksa!
 
Artık sözü bağlamalı!
Aşk yolunda çağlamalı,
En iyisi ağlamalı;
Böyle şeyle işin yoksa!
 
Yâ Rabb, koru sensizlikten;
Edepsizlik, densizlikten,
Hem dertsizlik, gamsızlıktan
Yakar hep ateşin; yoksa!
Mayıs-2014

KAVŞAK-NÂME

Cehâlet hâkim olunca
Kuşaklardan ne beklenir?
Beyler kendini salınca
Uşaklardan ne beklenir?
 
Zaman geçmiş hoplamakla
Her şey kopmuş, zıplamakla
Kalmayanı toplamakla!
Başaklardan ne beklenir?
 
Kavramlar hep karışınca
Yozlaşmada yarışınca
Irzla zinâ barışınca!
Döşeklerden ne beklenir?
 
Açık-saçık, her şey âyan
Yok hiç rahatsızlık duyan
Sabıya da yok acıyan!
Beşiklerden ne beklenir?
 
Mâsumların nedir suçu?
Hepsi kuzu; kuçu kuçu!
Cennete değilse ucu
Işıklardan ne beklenir?
 
Yetişir hep böyle böyle
Dünyâya râm, nefse köle
Gelmiş emre hazır hâle
Gevşeklerden ne beklenir?
 
Gelen gelir ihânetle
Ünsiyet yok emânetle
Kavgalıdır mârifetle
Eşiklerden ne beklenir?
 
Olur ellere bir maşa
Kullanılır paşa paşa!
Ciddiyet yok, hep karmaşa
Yavşaklardan ne beklenir?
 
Yol çok, yönü belli değil
Herkeste her yana meyil
Kişiler olmazsa ehil
Kavşaklardan ne beklenir?
 
Olmayınca bir icraat?
Ziyândır geçen her saat!
İster ellerini çatlat;
Şak-şaklardan ne beklenir?
 
“Amaan sende!” denilince
Her kayığa binilince
Ne gelirse yenilince
Kaşıklardan ne beklenir?
 
Hayâ, iffet; neyin nesi?
“Vef┠dediğin neresi?
Yoktur nâmus meselesi
Âşıklardan ne beklenir?
 
Nûrânî de âşık gûyâ
Kendince görür bol rûyâ
Kurulan olursa hülyâ
Keşiklerden ne beklenir?

 

SOFRA-NÂME

Anneler-babalar para peşinde
Çocuklar evlerde gurbet yaşıyor
Bu nasıl âile, bu nasıl toplum?
Herkes muhabbete hasret yaşıyor!
 
Evin işlerini iş saymıyorlar
Yuvada pişeni aş saymıyorlar
Birlikte sofrayı düş saymıyorlar
Masalsız çocuklar cinnet yaşıyor!
 
Anne ele hizmet, baba yabana
Aldığını harcar süse, palana
Gerçekler tükenir, gider yalana
Akıllar-fikirler hayret yaşıyor!
 
Gerekli olana söz yoktur elbet
El oğullarına zor olur minnet
Hayat kolay değil, meşakkât, mihnet
Evsiz-ekmeksizler zillet yaşıyor!
 
Muhtaç olmayasın muhannetlere
Bulaşmayasın hiç mel’anetlere
Dûçâr olmayasın rezâletlere
Düşenler mutlak, nedâmet yaşıyor!...
 
Çalışmalı evi ihmâl etmeden
Ölçüsüz bir hayat hayâl etmeden
Yanlışa, hatâya doğru gitmeden
Haddi geçenler felâket yaşıyor!...
 
Yolunca yürüyen, boyunca giden
İşlerini bilen, iktisat eden
İsrafsız haramsız bir hayat güden
Bir maaşla bin kerâmet yaşıyor…
 
Haydan gelenler hep gidermiş huya
Haramlar benziyor çok tuzlu suya
İçtikçe susatır yakar kuşkuya
Yürekler daralıp, hiddet yaşıyor…
 
Kazancın tertemiz, helâlden olsun
Lokmandan yiyenler bereket bulsun
Çoluğun-çocuğun yüzleri gülsün
Haramzâdeler hep şiddet yaşıyor…
 
Rızıkta çalışmak esastır elbet
Dünyâda her şeyler Hak’tan emânet
Hayât dediğimiz mânevî nöbet
Hâlis niyetliler cennet yaşıyor…

Nûrânî hep, hayrı eder tavsiye
Hakk'ın nîmetleri sonsuz hediye
Nûru varken, nâra gitmek ne diye?
Rabbini bilenler rahmet yaşıyor...

TIĞ-NÂME

Gençsin, hem güzelsin; sağlık yerinde
Yürüyüş endamlı, seyir tığ gibi!
Giyimler-kuşamlar, kılık yerinde
İlgi-alâka çok; dostlar çığ gibi!
 
Akşamlar-sabahlar turda, kayıpta
Ya günâh-gildesin, ya da ayıpta
Kendini bilmezsen Hakkı sayıp ta
Bâtıl teslim alır, sarar ağ gibi!
 
Gülüşler, haykırışlar; her gün karnaval!
Hesaplar-kitaplar, sanki martaval!
Piyasada kurttur, pazarda çakal;
Lâkin dolaşırlar ağa, beğ gibi!
 
Tomarlarla içer çayı-çorbayı
Kendine yedirmez fiyat sormayı
Kör nefsi uğruna açar torbayı;
Ateşi tepeden tüter buğ gibi!
 
Nasıl buluyorlar bunca parayı?
Çoğunluk seçerken akla-karayı
Hattâ saramazken âcil yarayı;
Çarkında hak-hukuk, insaf yoğ gibi!
 
“Hep varıp gidilir pastânelere
Arada uğransa hastânelere
Yoğun bakımdaki mestânelere”
Diyenlere, bakıyorlar koğ gibi!
 
Bir ibret deryâsı yatar kabirler
Ne tavırlar değişir, ne de tâbirler
Ne sağîr umurda, ne de kebîrler
Günahlar birikmiş sıra dağ gibi!
 
Her şeyimiz var da şuur âvâre
Adımlar özgür, varır her yere
Bu yol bana uymaz, demez bir kere
Fazîlet duygusu neden sığ gibi?
 
Kahkaha ayyukta, cennet garanti!
İşrette aratmaz Hans’ı Hırant’ı
Şeytanlıkta hızlı, bilmez rolânti
Bayrak açmış, taşımakta tuğ gibi!
 
Lâkin günü gelir toslar bir yere
Uzaylara bile gitse kaç kere
İsterse, taptığı dünyâyı vere
Altından kayıp da gider yağ gibi!
 
Nûrânî, bilmem ki niye böylesin?
Şu dilin biraz da tatlı söylesin!
Bırak da burada gönül eğlesin;
Ötede nasîbi zâten yoğ gibi!
 
Hiç olur mu aziz dostum öyle şey?
Gerçeği yalnızca Allâh bilir, hey!
Dikkâtli olmalı hem hanım, hem bey!
Bu çağ, akıl-fikir, ermez çağ gibi!
 
Uyan olsa, olmasa da, sen uyar;
Nasîbi olanlar gün olur duyar…
Lâkin, önce nefse gerekir ayar;
Öğütler tad vermez, kalır çiğ gibi!
 
Mârufu emr’eyle, nehy’et münkeri
Zakkum da bilinsin, yerken şekeri
Yürük istersen, sıratta tekeri
Dilsiz şeytanlıktan, îkaz yeğ gibi!
 
Şâir, yetsin gayri bu kadar çene
Lâf salatasıyla bıktırma gene
Öncelikle örnek olmayı dene
Asılsız söz, ayaklara bağ gibi!...


İKLİM-NÂME

 İklimlerden iklimlere yürümüş
Alnı ak, başı dik kullar nerede?
Coğrafyamı baştanbaşa bürümüş
Çiçekler nerede, güller nerede ?
 
Herkese kol kanat germiş çınarlar
Yolcuları susuz koymaz pınarlar
Mâverâ kuşları gelir konarlar
Ağaçlar kurumuş, dallar nerede?
 
Hakîkâte hizmet tüm gâyeleri
İnançtı, azimdi sermâyeleri
Dünyâdan bekledik yok pâyeleri
Ehl-i hâller, ehl-i diller nerede?
 
Dereler, ırmaklar şevkle akarmış
Atlaslar, Toroslar türkü yakarmış
Balkanlar, Kafkaslar halay çekermiş
Tuna’lar nerede, Nil’ler nerede?
 
Denizler elele oynaşmadaymış
Kıtalar kolkola kaynaşmadaymış
Hayırlar gayrette, şer şaşmadaymış
Adımlar nerede, kollar nerede?
 
Hüzünler, sevinçler bir yaşanırmış
Özleşen gönüller, aşk kuşanırmış
Kâlplerden kâlplere yol döşenirmiş
Sazlarımız kırık, teller nerede?
 
Dağ donar, çöllerin olmaz haberi
Çöl yanar, dağların nerde seferi?
Kavuruyor bu hasretlik her yeri
Kervanlar basılmış, yollar nerede?
 
Mecnûn’um Leylâ’yı arar giderim
Târihe coğrafya sorar giderim
Hayâlle gerçeği karar giderim
Savrulmuştur göğe, küller nerede?
 
Yakınım, ırağım aynı kederde
Her birisi düşmüş ayrı bir derde
Kalmamış o eski günler ezberde
Gönüller diyârı iller nerede?
 
Ne edep var; ne terbiye, ne hayâ
İlimde, fende de kalmışız yaya
Düşmana pamuğuz, dostlara kaya
Kovanlar dağılmış, ballar nerede?
 
Ecdâda hakâret olmaz mı moda?!
Çağdaşlık adına, uygarlık ya da!
Saraylar gitti de kaldı bir oda
Ufuklar ötesi tüller nerede?
 
Yol bozuldu, ayrı düştük biz bize
Bakmaz olduk, gelsek bile göz göze
Sebebi ne, nasıl çıktı bu nizâ?
Üç kıta arası göller nerede?
 
Beş-on yıl içinde bin yıllık devlet
Nasıl uçup gitti; hayret ki hayret?!
Hem, dıştan daha çok, içerden gayret
Yüz nerde, renk nerde; allar nerede?
 
Nûrânîyim, feryâdımı salarım
Düşündükçe hayâllere dalarım
Ne yapsam, neylesem; bitmez efkârım
Küheylânlar gitmiş, nallar nerede?

09.02.1995                                                                          


UMUT-NÂME

Demesek noksanlık olacak gibi;
Yeni yıllarımız mübârek olsun!
Deyince yerini bulacak gibi;
Yeni yıllarımız mübârek olsun!
 
Günler öncesinden başlar hazırlık
Keseler açılır, olmaz pazarlık
Bu işin içinde yoksa muzırlık
Yeni yıllarımız mübârek olsun!
 
Ama her şeyin bir karakteri var
Millet târihinde özel yeri var
Nesiller üzeri eserleri var
Yeni yıllarımız mübârek olsun!
 
Neler yapılıyor hele bakınız
Çamlar deviriniz, mumlar yakınız!
Nereye uzağız, kime yakınız?
Yeni yıllarımız mübârek olsun!
 
Bir defâ; hem zaman, imkân israfı
Millî servettendir bütün masrafı
Küresel devlerin olmaz insafı
Yeni yıllarımız mübârek olsun!
 
Alışın-verişin nedir, nelerdir?
Tura gittiğin hangi ülkelerdir?
Bir düşün bu hava nerden eserdir?
Yeni yıllarımız mübârek olsun!
 
Kutlamalar başlar iyi niyetle!
Eğlenceler sökün eder hasretle!
Sürer gider, günâhlara 'evet'le!
Yeni yıllarımız mübârek olsun!
 
Sarhoşluk-berduşluk, bir çılgınlıktır!
Aziz millet,  bunlara mı lâyıktır?
Manzara acâyip, kılık kılıktır!
Yeni yıllarımız mübârek olsun!
 
Dışardan empoze, özümüzde yok
Bunca yürümüşüz, izimizde yok
Sazımızda yoktur, sözümüzde yok
Yeni yıllarımız mübârek olsun!

Kutlaya kutlana gider ağırlık
Gerçeklere karşı artar sağırlık
Ne yapılır bu gecede, uğurluk?
Yeni yıllarımız mübârek olsun!
 
Geçip gidenlerin yoktur hesâbı
Haram-helâl demez yersin kebabı
Böyle söylemenin varsa sevâbı
Yeni yıllarımız mübârek olsun!
 
Nûrânî şâirdir, bir nevî ozan
Birazcık okuyan, biraz da yazan
Ne oyun oynayan, ne oyun bozan
Yeni yıllarımız mübârek olsun!
 
Mısrâlar arası var tavsiyesi
Noel rüzgârı mı; bu neyin nesi?
Virüs kapanların çürür bünyesi
Yeni yıllarımız mübârek olsun!
 
Ömür eskiyorken seni bulan ne?
Böyle dağıtıp da, derde salan ne?
Bunca şamatadan elde kalan ne?
Yeni yıllarımız mübârek olsun!
 
Öyle ya, nedir bu kutladığımız?
Ömrü ateşleyip atladığımız?
Hoplayıp-zıplayıp çatladığımız?
Yeni yıllarımız mübârek olsun!
 
Sahteleri bırak, cevherine dön
Sılana, evine, eserine dön
Örfe-âdetlere, değerine dön
Yeni yıllarımız mübârek olsun!
 
AK adaylar alamadı murâdı
Yeni yıla kaldı reisin adı
İşler uzadıkça kaçıyor tadı
Yeni yıllarımız mübârek olsun!
 
Aday adayları bu yıl da mutlu!
Çünkü gelenden hepsi de(!) umutlu;
Meçhûl hangisine olacak kutlu!
Yeni yıllarımız mübârek olsun!
 
Eskiye vedâ, yeniye merhabâ
İnşâllâh niceye ereriz daha
Aşkla, şevkle yalvaralım Allâh’a
Yeni yıllarımız mübârek olsun!

TÖRE-NÂME
 
Tâlihini yâver gitsin istersen
Her gördüğün göle dalmamalısın!
Nîmet sanıp kendin fasulye gibi
Sunulan her kaba dolmamalısın!
 
Deseler de dâim, “hadi, sensin sen!”
Verilen her gaza gelmemelisin!
Sonra toslayınca ummadık yere;
Kimseye kabahat bulmamalısın!
 
Sıkı tutmalısın işi elinde
Yuları boşluğa salmamalısın!
Adaletle karar verdikten sonra
Çileden, zorluktan yılmamalısın!
 
Değer vermelisin fikre, görüşe
Hep kendi telinden çalmamalısın!
Açık olmalısın gayrı seslere
Îkazdan rahatsız olmamalısın!
 
İstişâre nedir; şûrâ, meşveret?
Mezhep ne, kıyas ne; icmâ-i ümmet?
İstersen işinde tat-tuz, bereket
Kimseyi hafife almamalısın!
 
“Ne oldum delisi, sonradan görme!”
Olup da başına çoraplar örme
Gereksiz işleri debertip dörme
Çabucak sararıp solmamalısın!
 
Zannetme ki, asan-kesen kazanır
Bir fırtına olup esen kazanır
Hâlbuki sabreden, susan kazanır
Yanlışta çakılı kalmamalısın!
 
Güvenip de çula, zulmetme kula
Her ne kadar arkan olsa da bile
Kulun sâhibi var, unutma hele
En sonunda saç-baş yolmamalısın!
 
Haddini-hudûdunu bil, her yerde
Gönülle, intizarla bulaşma derde
Yoktur Yaratan’la arada perde
Mazlûmun âhını almamalısın!
 
İyi seçmelisin dostu, yârânı
Geleni-gideni; yana varanı
Sonra oynatırlar sana horanı
Her gülen yüzlere gülmemelisin!
 
Makamlar-mevkîler şölendir, sazdır
Vur patla, çal oyna; eğlence, cazdır
Lâkin, münker-nekir ne sorsa azdır!
Uyaran sözleri bölmemelisin!
 
Şâir,  nedir bu, doğrucu Davutluk?
Câiz mi, diplomasız avukatlık?
Hep böyle gider de olursan şutluk
Sonucu gayrıdan bilmemelisin!
 
Haklısın, doğruyu söylemek gerek
Lâkin, yedirmezler bal ile börek
Dersen ki, müsâde etmiyor yürek;
Hayıfla kahırdan ölmemelisin!...
 
Râzı ol kadere, mukadderâta
Her insanda vardır, olacak hatâ
Belki yanıltırlar seni bu defâ;
Kendini karamsar kılmamalısın!
 
Hak tanı herkese, bil ki hikmet var
Bakışın çaprazdır, belki ufkun dar
Netîcede herkes bizim çocuklar
Sözle bile olsa çelmemelisin!...
 
Nûrânî’nin derdi insaf, liyâkat
Niyette içtenlik, özde sadâkât
Dâvâyı unutmak büyük hamâkât
Defterden hesâb’ı silmemelisin!
 
Cürümsüz sözlerden kimse ürkmesin
Saçıp-savuruyor, bir meczup desin
Hadi, yolu açık olsun herkesin
Lâkin, töreleri delmemelisin!...
 
AHMED DAVUDOĞLU

HAYIRLI OLSUN...
 -
Müjdeler ülkeme, arza, dünyâya;
Ahmed Davudoğlu hayırlı olsun…
Bahtların cemresi düşmüş Konya’ya
Ahmed Davudoğlu hayırlı olsun…
 
Yeni Türkiye’ye yeni Başbakan;
Tüm cihâna örnek, ülkeye bakan
Onu teklif etti, yerine BAŞKAN;
Ahmed Davudoğlu hayırlı olsun…
 
Kongrede seçildi, şeksiz, firesiz
Tam isâbet; yeri sağlam, sırasız
Durmak yoktur, Yola Devam; arasız
Ahmed Davudoğlu hayırlı olsun…
 
Büyük Usta, Baş komutan ilerde
Birlik-berâberlik rûhu her yerde
Devâ olacaklar inşâllâh derde
Ahmed Davudoğlu hayırlı olsun…
 
Bir ilim adamı; üstün akılca
Hitabeti güzel, kitabı bolca
Erbakan’dan sonra 2. Hoca
Ahmed Davudoğlu hayırlı olsun…
 
Siyâsette uzman, hem de her dalda
Gidecek halkının açtığı yolda
Gözü yok mansıpta, parada-pulda
Ahmed Davudoğlu hayırlı olsun…
 
Sempatik, bilgili, hem de vakarlı
Düşmanıdır her ne varsa zararlı
Çıtayı hep yükseltmeye kararlı
Ahmed Davudoğlu hayırlı olsun…
 
Yorulmak nedir? Hiç, bilmez diyorlar;
Üstüne çalışkan, olmaz diyorlar!
Hedefi geriye kalmaz diyorlar,
Ahmed Davudoğlu hayırlı olsun…
 
Adamış kendini yurda hizmete
Her hâliyle lâyık hubba hürmete
Nezih insan, ihtimâl yok töhmete
Ahmed Davudoğlu hayırlı olsun…
 
Hayâtıyla, çizgisiyle, hep bizden
Gidiyor milletin gittiği izden
Tüm coğrafya sevmektedir bu yüzden
Ahmed Davudoğlu hayırlı olsun…
 
Balkanlardan Kafkaslar’a, Yemen’e
Yeni cemre düştü çayır-çemene
Ümitliyiz, mahal yoktur gümâna
Ahmed Davudoğlu hayırlı olsun…
 
Yeni sîmâ, yepyeni bir heyecan
Yüzü barış, yüzü sevgi, yüzü can,
Yeni dünyâ, yeni ülke, yeni kan
Ahmed Davudoğlu hayırlı olsun…
 
Yekvücut gerektir onun şahsında
Birlik kaçınılmaz dirlik bahsinde
Siyâsete es geç gönül faslında
Ahmed Davudoğlu hayırlı olsun
 
Nûrânî sizlere arz eyler merâm
Böyle bir insanı sevmemek haram
Özetin özeti; KÜÇÜK DEV ADAM
Ahmed Davudoğlu hayırlı olsun!...
 
Hayâlde, ülküde bitmiyor kelâm;
Millet-memlekete, cihâna selâm!
Büyük Coğrafyaya, KÜÇÜK DEV ADAM;
Ahmed Davudoğlu hayırlı olsun!...
 
 

CADDE-NÂME

Bir tur der, çıkarsın yola

Şehrin caddelerinde…

Arada verirsin mola

Şehrin caddelerinde…

 

Çocuklarınla elele

Ya da dostlarla kolkola

Hadi uğrun açık ola

Şehrin caddelerinde…

 

Sağa-sola baka baka

Asa-kese, yaka-yıka

Karşımıza kimler çıka

Şehrin caddelerinde?..

 

Ahbap, arkadaş görürsün

Bir, Hak selâmı verirsin

Kâlpten gelirse, erirsin

Şehrin caddelerinde…

 

Bir-kaç dükkâna uğrarsın

Biraz muhabbet sararsın

Köyünden haber sorarsın

Şehrin caddelerinde…

 

İster bankta oturursun

Hem ıslanır, hem kurursun

Gezinmeden zor durursun

Şehrin caddelerinde…

 

Vitrinler hep sana bakar

Hadi al der, borca takar

Yol nerden nereye çıkar?

Şehrin caddelerinde…

 

Kim bilir, ne yaptığını

Nereden ne kaptığını

Nerelere saptığını

Şehrin caddelerinde…

 

Bakkal, market, kahvehâne

Sigara, alkol, meyhâne

“Kötü” bozuk; “şer” bahâne!

Şehrin caddelerinde…

 

İmam-Hatip’ten Köprü’ye

Vardık yürüye yürüye

Benziyoruz bir sürüye

Şehrin caddelerinde…

 

Pastahâne, Postahâne

Kalabalık çok şahâne

Dostluk güzel, yol bahâne

Şehrin caddelerinde…

 

Fidangör’den Fidangör’e

Akar bir sel, gider nere?

Ayıp kaçar; ahlâk, töre!

Şehrin caddelerinde…

 

Kafe, teras, internetler

Disco, kulüp; kim denetler?

Kimbilir ne mel’anetler!

Şehrin caddelerinde…

 

Bar, stad, ya da sinema

İçki, küfür, argo, kavga

Düşeni yakar bu sevda

Şehrin caddelerinde…

 

Çocuklar sokakta kayıp

Kayıp aramak ta ayıp!

Gitsen olmaz sövüp-sayıp

Şehrin caddelerinde…

 

Sâhil, kordon ayrı âlem

Manzaraya gelmez kalem

Şehit rûhlarında mâtem

Şehrin caddelerinde…

 

Banka, Finans, bankamatik

Her şey artık otomatik

İnsanlar bile mekanik

Şehrin caddelerinde…

 

Arabalar gürültülü

Köpekler var hırıltılı

Her ne varsa zırıltılı

Şehrin caddelerinde…

 

Belediyenin önü park

Şadırvanda edilir çark

Her gün böyle;her gün,yok fark

Şehrin caddelerinde…

 

Vara-yoğa yürünüyor

Sürüm sürüm sürünüyor

Dünyâ nasıl görünüyor

Şehrin caddelerinde?…

 

Güneş kapıları açmış

Milleti sokağa saçmış

Sanki herkes evden kaçmış

Şehrin caddelerinde…

 

Ada’dan Moda’ya yoğun

Sıkıştırır solun sağın

Zehir solursun üç öğün

Şehrin caddelerinde….

 

Cumâ’da bile dopdolu

Tenhâ göremezsin yolu

Kimler kimin, neyin kulu?

Şehrin caddelerinde…

 

Boztepe bakar yukardan

Manzara gönderir kardan

Söz açma edepten ardan

Şehrin caddelerinde…

 

Yer-yer câmi-cumâ, namaz

Kimi gider eder niyâz

Kimileri hiç uğramaz

Şehrin caddelerinde…

 

Elbet her şey nasîp işi

Mevsimin var yazı kışı

Kendini bilecek kişi

Şehrin caddelerinde…

 

Bol yapılmış, neyse gerek

Her taraf bal; pasta, börek

Yalnız câmilerim seyrek

Şehrin caddelerinde…

 

Şâhincili’den Orsan’a

Bir câmi var mı sorsana

Nice sorular var sana

Şehrin caddelerinde…

 

Şirinevler’den bu yana

Bir şehir var, bir baksana

Bir minâre göster bana

Şehrin caddelerinde…

 

Ezan kaç eve ulaşır?

Ya da kaç dükkân dolaşır?

Kimler, neyle haşir-neşir

Şehrin caddelerinde?...

 

Başkanlar hep çok gayretli

Anlı, şanlı, azametli

Hem Kuğu, hem Doğa kentli

Şehrin caddelerinde…

 

Meskûndur binlerce sâkin

Kentler birer ilçe, lâkin

Yapmamışlar câmi ilkin

Şehrin caddelerinde…

 

Sanıyorlar çok kârdayız

Bilmiyorlar zarardayız

Nîmetlerle nazardayız

Şehrin caddelerinde…

 

Gün gelir cadde sorulur

Mânâ ve madde sorulur

Sorumsuz nasıl durulur

Şehrin caddelerinde?..

 

İnsan olmak kolay değil

Hayât sâde halay değil

Seçilmek şinanay değil!

Şehrin caddelerinde…

 

Nûrânî, sözünden mes’ûl

Aslından, özünden mes’ûl

Kaşından, gözünden mes’ûl

Şehrin caddelerinde…

 

ORDU HAYAT GAZETESİ

24.01.2008


 


 


Eki`09
16
VAY-NÂME
Nağme Nağme NÂMELER

Yorumlar(0)

VAY-NÂME

Makam için, mevkî için dostluğu

Ateşe verip de yakanlara vay!

Kurularak, kardeş kanı üstüne

Zafer madalyası takanlara vay!

 

Büyük-küçük, sevgi-saygı demeden

Hatır-gönül, kuşku-kaygı demeden

Dîn-diyânet, dâvâ, duygu demeden

Güven binâsını yıkanlara vay!

 

Bir iş yapmış gibi şımaranlara

Ziyâfet verip, dernek kuranlara

Halkın parasıyla kuduranlara

Ağza yetim hakkı tıkanlara vay!

 

Menfaat olunca ölçü şaşıyor

Hak-hukuk diyen de haddi aşıyor

Lâkin herkes, ölene dek  yaşıyor!

Zâlimlere arka çıkanlara vay!

 

Yaşayanlar; kulaksızca, gözsüzce

Hükm’edenler asâletsiz, özsüzce

Aldırmadan yaptığına, yüzsüzce

Dağ-taş, köşe-bucak sekenlere vay!

 

Kan deyip, can deyip taraf tutanlar

Kâlbi hep “yanlar”dan yana atanlar!

Sonra utanmadan tafra satanlar;

Emânete kurşun sıkanlara vay!

 

Mârifetmiş gibi pişkincesine

Havalı-cıvalı, şişkincesine

Geçtiği yollara, düşküncesine

Fitne-fücur-fesat ekenlere vay!

 

Bir fânîyim; sonum ölüm demeden

Hak için haklıya gülümsemeden

Halkın hatırını önemsemeden

Nefret heykelleri dikenlere vay!

 

Ununu elemiş, asmaz eleği

Gezip-dolaştığı avcı yeleği

Davulu yanında, hem dümbeleği

Hırslı sofralara çökenlere vay!

 

Şâir,  muhâlefet  gider hoşuna

Yazarsın, söylersin; hepsi boşuna

El yaman, bey karıştırmaz işine

Doğrucu Davut’luk çekenlere  vay!

 

Dilsiz şeytan olmak istemeyenler

Kaleme sarılıp, dile gelenler

Kaç köyden kovulur; bilir bilenler!

Haksızlığa boyun bükenlere vay!

 

Nûrânî, yazması-çizmesi kolay

Kaç zulmü önledin, hadi bana say!

Bir örnek bile yok; gerisi nanay!

Yapılmadık dili dökenlere vay! 


Eki`09
16
HAVA-NÂME
Nağme Nağme NÂMELER

Yorumlar(0)

HAVA-NÂME

 

Niye havalanırsın böyle be kardeş?

Her ne ki şişirilir, iner demişler!

Harcın olmayan yere ne git, ne yerleş;

Yüce Mevlâ herkesi dener demişler!..

 

Kimisini para-pul, kimini mevkî

Kimisini uçurur şehvetin zevki

Kimisini sapıtır arkadaş sevki

En son şeytan çarpmışa döner demişler!..

 

Yakışık ve güzellik başlara belâ

Günâhlara sevk eder, kılar müptelâ!

Veren Rabbi düşünmez; şükr’etmez hâlâ;

Başıboşluk değildir, hüner demişler…

 

Şu üç günlük dünyâya aldanmak niye?

Hırslara, tamahlara dadanmak niye?

Menfaat için beşe katlanmak niye?

Bükülen büküldükçe siner demişler…

 

Yakın durdun, alâka gördün, kabardın

Yukardan yüz buldukça göklere vardın

Dost-düşman bilmez oldun, hepten şımardın

Çalım atana vebâl biner demişler!..

 

Kapılırsa bir kişi şâna şöhrete

Nasihat dinlemez ki, kim ne öğrete?

Ne lâf yetişir artık, ne söz hazrete

Gururluyu egosu yener demişler!...

 

 Gayrı ne hatır-gönül, ne engel tanır

Ne yaptığı, ne yıktığından utanır!

Bu devrânı hep böyle dönecek sanır

Görmeyene neylesin fener demişler!...

 

Dostluktan, kardeşlikten demler vurulur

Sonra kuyu kazılır, tuzak kurulur

Burda her şey, güçlüden yana yorulur

Her ne ki uçar, mutlak konar demişler!..

 

Kibir, nefis, zorbalık; güç, kalabalık

Hak-hukuk tanımak yok; metod kabalık!

Arkası olan, kral; makam dükalık

Lâkin, yakanlar bir gün yanar demişler!..

 

Yapılanı anlamak hiç mümkün değil

Dünyâ senin ne malın, ne mülkün değil

Her şeye dalma; hep senin yükün değil

Halk seni zâlim diye anar demişler!..

 

Hak neden gasp edilir, yerini bulmaz?

Zâlimler şahlanır da, hızı tutulmaz

Bu dünyâda mağdurlar hiç eksik olmaz

Göz yaşları mahşerde diner demişler…

 

Elbette Hakk’ın zulme olmaz rızâsı

Çabucak gelir zâlimlerin cezâsı

Âh yükselince hükmün olmaz kazâsı

Kandilleri ânında söner demişler…

 

Kur’ân der ki; “İnsan, zalûmen cehûlâ!”

Ne çok okusa, gitse de bin okula

Göz kırpmadan öldürür, acımaz kula

Görenlerin kanları donar demişler!

 

Nûrânî, nedir böyle bu dövüş-kavga?

Tâ ilk çağlardan beri, gülüyor karga!

“Kâbil” mârifetiyle başladı dalga

Bu yaralar hep böyle kanar demişler!..


Eki`09
16
DEYİŞ-NÂME
Nağme Nağme NÂMELER

Yorumlar(0)

DEYİŞ-NÂME

 

Kırma hiç kimsenin kâlbini kardeş

Bir kiprit bir orman yakar demişler

Her neyimiz varsa emânet bize

Hesabı önüne çıkar demişler

 

Anneye-babaya, büyüğe saygı

Yaşama başıboş taşı hep kaygı

Hasetlik, fesatlık yakışmaz duygu

Dar pabuç ayağı sıkar demişler

 

Gençliğe güvenip çıkma çığırdan

Namazı-niyâzı alma ağırdan

Olma Hakk’a karşı körden, sağırdan

Her doğan ölüme bakar demişler

 

Hayâdan, edepten olsun nasîbin

“İnsanlık” bekliyor senden Sâhibin

Yolundan gitmeyen nurlu Habîbin

Cezâsını kendi çeker demişler!...

 

Kahramanlık sanma zulmü, zulmeti

İllâllâh ettirme halkı, milleti

İyi kullar için, Rabbin cenneti

Sırat zâlimleri döker demişler

 

Garibi hor görme, ezme fakîri

Kendinden aziz bil sen en hakîri

Bozu, bulanığı; safı, çakırı

Her su yatağına akar demişler

 

Değer mi şu dünyâ ezâ-cefâya

Kardeşler ağlarken zevk u sefâya

İltifat et-etme, kûy-i vefâya

Gider herkes teker teker demişler

 

Hak’dan ne geldiyse Hak yolda kullan

Kes gayrı ilgiyi kurtlan, çakallan!

Pişman ol, tevbe et; artık akıllan

Toz-duman nefesi tıkar demişler!

 

Zamânın-zemînin kıymetini bil

İnkârlar, isyânlar çıkar yol değil

Her nere gitsen, etsen de meyil

Yol en son Allâh’a çıkar demişler!

 

Dalıp gitme fazla mâl-i hülyâya

Yaşanan her şeyler misâl rüyâya

Ne şekilde bağlansan da dünyâya

Ecel bir diş gibi söker demişler!

 

 Var mı hazırlığın hesap vermeye?

Yüzün var mı defterini görmeye?

Niyet yok mu iyilikler dermeye?

Kötüler kendini yakar demişler!

 

Ticâret, siyâset; etme bahâne

Vatan bir, millet bir; başka daha ne?

Birlik-berâberlik, dostluk şahâne

Düşmanlık boyunlar büker demişler

 

Bölüş varlığını kardeşlerinle

Küçüklerini sev, büyüğü dinle

Gülenlerle gül, ağlayanla inle

Paylaşmak bal-börek; şeker demişler

 

Lâkin, yakın eş-dost, arkadaşını

İyi seç ahretlik, can yoldaşını

Araştır huyunu, ruh kumaşını

Cinsler hep cinsine çeker demişler!

 

Şâir bey, dikkât et sen de her şeye

Ne bu şehre sığarsın, ne Eymür köye

Sen de sıkışırsın bir gün köşeye

Üzerine kasvet çöker demişler…

 

Nûrânî’yim dostlar derim ki size

Aslında gerek yok çok uzun söze

Anladım, öğrendim ben geze geze

Her canı, toprağı çeker demişler…

23.02.09

 


Toplam 22 Blog, 5 Sayfada Gösterilmektedir.
[1] 2 3 4 5 » »»

En Çok Okunanlar Son Yorumlananlar Hakkımda
POPÜLER MASONLAR ORDUDA (6131)
AKROSTİŞ YAZILARI (5020)
FOTOĞRAF-NÂME (4708)
EYMÜR-NÂME 1 (4199)
EYMÜR-NÂME 3 (4171)
EYMÜR-NÂME 2 (3979)
MODA-NÂME (3974)
Nûri KAHRAMAN (3614)
Bedford-nâme (3527)
BAYRAMLAŞALIM DOSTLAR! (3515)
ÜÇ ÖZTÜRK, BİR MEVLÂNÂ.. (1)
CHP-NÂME (1)
GACAROĞLU AHMET EFENDİ (1876-1962) (1)
FOTOĞRAF-NÂME (4)
37 YIL ÖNCESİ, KÖYDE BU GÜN.. (1)
NASIL BİR İL BAŞKANI? (1)
ERKAN TEMİZ BEYİN TELEFONU (1)
BİZ DE İMAM-HATİPLİYİZ Sn. ADİL AKYURT (1)
MODA-NÂME (3)
AKROSTİŞ YAZILARI (4)
 

Www.GirdapTasarim.Com Tarafından Hazırlanmıştır...