Menü

Anket

Sitemizi Beğendiniz mi?
Evet (%74,5)
Hayır (%20,7)
Kararsız (%4,71)

Toplam Oy: 212

Tüm Anketler

Takvim

« Ekim - 2021

»

PT SL ÇŞ CM CT PZ
1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30 31

İstatistikler

 Toplam Hit: 3592791
 Sitede Aktif: 3
 Ip: 3.239.2.222
 Browser: Default - 0.0
 Toplam Kategori: 20
 Toplam Blog: 561
 Toplam Yorum: 28
 Toplam Resim: 6
 Toplam Mesaj: 16

Etiket Bulutu

15 Temmuz 2016 Cumâ Dirilişi adayname aile âile Akdeniz Üniversitesi akrostiş anı Antalya Antalya Palas aşık edebiyatı ÂŞIK EDEBİYATI BABA başbakan başkanlık Bedford, Araba sevdası Biyografi cami cemaat cemiyet chp cuma cumhurbaşkanı çocuk edebiyatı Çocuk Edebiyâtı ÇOCUK ŞİİRLERİ dede deneme DÎNÎ ŞİİRLER DİNİ-MİLLİ ŞİİRLER DÖRTLÜK edebiyat eleştiri eymür eymür köyü eymürname GÜZELLEME halk şiiri halk şiri HÂTIRA hâtıralar HAYAT HİKÂYESİ HECE HECE VEZNİ hiciv İMAM-HATİP PİLÂV GÜNLERİ işkence KADİR GECESİ KÂFİYE komşu ülkeler koşma köy yazıları köyname lüleburgaz MANİ Manzum Fıkralar mızrap NÂMELER Nasreddin Hoca NURİ KAHRAMAN okul edebiyatı ordu ordu hayat ordu hayat gazetesi ordu imam-hatip Palace Palas RAMAZAN RAMAZAN EDEBİYATI recep tayyip erdoğan siyâset şiir toplum türkiye ulubey Yalçın Yüksel Yeni Türkiye zulüm

MIZRAP 2011

Bu Kategoriye Ait Blogları Rss İle Takip Et
Mar`12
26
ORDU HAYAT ve BUNDAN SONRASI...
MIZRAP 2011

Yorumlar(0)

ORDU HAYAT ve BUNDAN SONRASI...

Geçen hafta Pazartesi günkü yazısına “HAYAT GAZETESİ NEDEN YARI CANLI GİBİ?” sorusunu başlık yapan ve bu çerçevede görüşler serdeden Muzaffer Bey haklı. Kendisine ve öteden beri gazetemize gösterdiği ilgi, yazı, görüş, düşünce ve yol gösterici, uyarıcıHakîkaten gazetemiz, onca kalabalık zengin görüntü, engin arka plân ve doğal beklentilere rağmen, ne teknik, ne ekip, ne de aktivite olarak hayâl edilen bir açılım, kapasite ve performansı ortaya koyamadı. İlk başlardaki gelişmeler yerini durağanlığa bıraktı. Özellikle son iki yılda rolantide bir seyir gösterdi. Hattâ, sanki, gitgide tâkâtten hep düştü gibi.

Nitekim, Muzaffer Bey yazısının devâmında; “Bin bir imkansızlıklarla yayın hayatına devam eden Hayat Gazetesi, 6.yaşına bastı... Bu gün itibarı ile, geriye doğru dönüp baktığımızda öyle pek bir ilerleme göremiyorum, doğrusunu söylemek gerekirse.” diyor.

Hemen hemen her gün mağazamıza uğrayan büyüğümüz Nâzım Amca, geçen gün yazıhâneye girer-girmez hemen Ordu Hayat’ı sordu. Muhâsebecimiz, diğer gazeteler arasından bulup verirken, “Gazete burada, ama sanki biraz cansız gibi!” demesin mi?

Gerçekten, birkaç haftadır bir gariplik olduğu kendini belli ediyor. Son zamanlarda sayfa sayısı da azaltıldı. İşin içinde olmayanlar bile, gazeteyi şöyle ellerine aldıklarında bir heyecansızlığı hissediyorlar. Bunun elbet bir sebebi olmalı!

Dıştaki beniz solukluğu, içteki deniz soğukluğunun, yâni bünyesel rahatsızlığın bir işâreti. Yüzüne bakınca, biraz zayıflık, yâhut renk kaçıklığı gördüğümüz kişiye hemen, “Hayr’ola, n’oldu, hasta mısın?” diye sorarız en azından. Öyle ya, bunun sebebi olsa olsa içtedir! Dıştan boya çalınmış olamaz ya!

Evet sevgili okurlar, sizler de fark etmiş olmalısınız. Çünkü bu, dağıtıma da yansıdı. Aksaklıklar oldu. Bu anlamda adım başı şikâyetler aldık. Bir yerde bir rahatsızlık olmaya görsün; fonksiyonel zaaflar her yeri kaplamaya başlar doğal olarak.

Bir bakıma ve diğer yönüyle, sessiz-sedâsız yürüttüğümüz bu işin güzel yansımalara vesîle olduğunu da öğrenmiş bulunduk bu vesîleyle. Bizce olumlu olarak değerlendirilebilecek yankılar aldık. Böylesine okunduğumuzu, yolumuzun beklendiğini bilmiyorduk doğrusu. Yalnız, şunun bilinmesini isteriz ki, bundan sonra da, elimizden geldiğince, gazete, dergi olsun, dernek, vakıf vs. olsun, her fırsat ve vesîleyle okurlarımızın ve de insanlarımızın ilgi ve beklentilerine lâyık olmaya çalışacağız inşâllâh.

Geçen gün İmam-Hatip Câmii’ne gittiğimde önce Nedim Hoca, ardından Abdülkadir Demir, ikisi de, gazeteyi sabahtan hatim etmeye alıştıklarını, son zamanlardaki aksaklıklardan dolayı bu zevkten mahrum kaldıklarını belirttiler. Biz de, “merak etmeyin, inşâllâh daha iyi olacak!” dedik.

Bulunduğumuz yerlerde, çeşitli toplantılarda, sohbetlerde konuşma aralarında gazetemizde yer alan özel haberlere, köşe yazılarına zaman zaman atıflarda bulunuluyor olması, bilhassa uzaktakilerin bu bağlamda web sitemizi tâkip ediyor olmaları durumu, bizim için rutinleşen bu işin, yansımaları îtibârıyle oldukça olumlu bir işlev îfâ ettiğini gösteriyor.

Garajın orda, Atom Tost kafeterya abonemiz. Epey zamandır gazete gitmiyormuş. Sâhibi Göksel Bey bize haber gönderiyor; “Son olarak GACAROĞLU konusunu okumuştum. Merakla gazeteyi bekliyoruz. Son sıralar gazete gelmiyor! Haberi olsun!”

Karşı komşumuz Sâlih YÜKSEL öyle. Dağıtıcımız hem gazetesini bırakır, sabah çorbasını da orda içermiş. Bir-kaç gündür yok diyor. Gazetemizin, renkliler dâhil köşe yazılarında fark attığı gibi, haber zenginliği itibârıyle de ötekilerle kıyas bile edilmemesi gereken doygunlukta olduğunu ifâde ediyor. Kendisine biraz sıkıntılardan söz edince çok üzüldü. Böyle bir gazetenin ilerleyecek yerde kadri bilinmez duruma düşmesinin ya da düşürülmesinin yöremiz için bir şanssızlık olduğunu söylüyor hayıflanarak.

Bütün okuyucularımızın aynı duyguları taşıdığına inanıyoruz. Demek ki, bir “Hoş sad┠söz konusu. Bunun takdîrini biraz da gelecek zamanlara havâle ederek şimdilik diyoruz ki, tüm bunlar bir bakıma sevindirici şeyler. Gerçekten, gazetemiz yine de, yukarıda da vurgulandığı gibi, hiç de yabana atılmayacak bir özelliği yansıtmaya, yerel kültür değerlerini gün yüzüne çıkarmaya, toplumun ihtiyacı olduğunu düşündüğü gerçekleri dillendirmeğe çalışıyor. Gelecekte Ordu Basınını şu veyâ bu şekilde irdeleyecek olanların bunu kolaylıkla fark edeceklerini düşünüyorum.

Nitekim Muzaffer Bey daha şimdiden “Köşe yazıları, haberleri, sayfaları düzeyli Hayat’ın. Allah için.. Tüm eli kalem tutan arkadaşlar, belirli bir seviyeyi tutturmuş gözüküyor. Habercilikte de öteki gazetelerden aşağı değil. Hatta bir çok gazetenin sayfalarında yer bulamayan nice  güzel, anlamlı ve faydalı faaliyetlerden, çalışmalardan, ancak ve sadece HAYAT sayesinde haberdar olabilmekteyiz aziz müminler.” şeklinde tespitlerde bulunuyor.

Ama, sonuçta doğru; evet, bu gün bir takım sıkıntılar var. Bu işte, bizim yapmaya çalıştığımız gibi, sâdece yazmak yetmiyor. Ayrıca, iyi bir işletmeci olmanız, piyasa dilini ve insan profilini karakteristik değişime uğramış boyutlarıyla algılayıp değerlendirebilmeniz gerekiyor. Hiçbir şey göründüğü gibi değil ve her anlamdaki piyasanın kuralları yazılı olanlardan çok farklı.

Hele, idealizmin geçerliliğini kaybettiği, vefâ ve dâvâ kavramlarının dolaşımdan kalktığı günümüzde, her şeye yalnızca kişisel menfaatler bağlamında bakıldığı yerde, ortaklarca kurgulanıp uçurulan güzel hayâller, güvenilen dağlara yağan kar misâli, menfaat kaktüslerine çarpıp küçük gözyaşı tânecikleri olarak,  hırs ateşlerinin yalazında buharlaşıp gidiyor.

Muzaffer Bey’le devam edelim: “ Birkaç şuurlu ve çağın farkında olan bir grup insan, beş sene önce bir gazete kurdu. Çok iyi, çok yerinde… Tamam da, neden hala “yarı canlı bu Hayat?” Neden trajı en azından bin değil? Bunu, kendini “Ulvi İnanç” kulvarında görenlere sormak isterim. Bu ne menem bir dağınıklıktır beyler? Hem de hanımefendiler? 

            150 bin nüfuslu şehirde “Ordu Hayat”, en az bin traj yapmıyorsa, bir yerlerde arıza var demek değil midir?” 

Evet ama, bu arıza şehirden çok bizde. Bunu kabul ediyoruz. Biz, tüm çaba ve arayışlarımıza rağmen, bu büyük gâyeyi sürükleyecek insicamlı, sağlam omurgayı bir türlü oluşturamadık. Bundan ve de okuyucularımıza, hem de kamuoyuna olan saygımızdan dolayı bu duruma bir son vermenin gereğine inandık. Bu gazetenin yeni bir heyecana ve işin erbâbı olan emin ellere, iyi bir açılım ve tanıtıma; ayrıca dağıtım ağına ihtiyâcı var olduğunu düşündük.

Sizin anlayacağınız, yeni bir durumla karşı karşıyayız sevgili okurlar. Genel kongremizi öne çekmemizin sebebi biraz da buydu. Dolayısıyla, hâl ve gidişi canlandırmak ya da gazeteyi daha profesyonel ellere tevdî etmek adına yapılacak radikal işler noktasında genel kuruldan yetki aldık. Bundan sonra gereği yapılacak ve yapılıyor da.

Yeniden yapılanma şart. Artık bizim, bu oluşumla nereye kadar gidebileceğimiz, bu işletimle neyi nereye kadar götürebileceğimiz anlaşıldı. Gazetenin daha iyiye gitmesinin ancak, işin erbabına devriyle mümkün olacağı kanaatine vardık. Daha doğrusu, bir tâze kan durumu söz konusu.

Şimdi, kendi talebi üzerine gazeteyi tevdî tercihinde bulunduğumuz arkadaş, “göreceksiniz, gazete çok daha iyi bir yere gelecek, bir yıl sonrası her şeyiyle mükemmel, iddialı bir gazeteyle karşılaşacaksınız.” teminâtını verdi bize.

Genç, dinamik, ticâretin içinden gelen ve gazeteyi tek elde toplayan arkadaşımıza biz de güveniyor, başarılar diliyoruz. İnşâllâh gözümüz arkada kalmayacak. Sizlerin, bizlerin, hepimizin katkılarıyla bu günlere gelen bu gazete, yine bizlerin ilgi ve destekleriyle çok daha iyi noktalara ulaşacak.

Hepimiz, kurucusu, öncüsü ve destekçisi olduğumuz eserimizle övünmeye devam edeceğiz. Buna gönülden inanıyoruz. Bizim için önemli olan, çok iyi düşüncelerle oluşturduğumuz bu kervanın yoluna devam etmesi. Hayâllerimizin sürüncemede kalmaması. Kurucusu bulunduğumuz müessesenin misyonuyla birlikte ber-devâm olması.

30 ideâlist kişinin girişimiyle kurulup, süreç içerisinde 15’e, bu ay îtibârıyle de 1’e indirgenen ve 6. yıla ayak basacağı Hazîran’la birlikte yeni bir oluşum ve ruhla huzurunuzda olacak ve kaldığı yerden istikrarlı yürüyüşünü sürdürecek olan gazetemizin bundan sonraki seyrini hep birlikte merak, heyecan ve gururla tâkip edeceğiz. İnşâllâh, eserimizle övüneceğimiz bir geleceğe şâhit olacağız. Bundan şüphe duymamızı gerektirecek bir durum ve alâmetin bulunmadığı bir noktadayız.

Bizler, artık, umduğumuzdan çabuk bir şekilde gelişip, dün atılan imzalarla gazetenin sâhiplik ve teknik anlamında dışında da olsak bir yazar olarak buradayız. İmkân el verdiğince bu sayfalarda olmayı arzuluyoruz. Bu yeni durum ve konum vesîlesiyle, tüm Ordu Hayat âilesi olarak buradan, geçmiş beş yıllık süredeki sürç-i lisânlarımız ve hatâlarımızdan dolayı hepinizden özür ve helâllik diliyoruz. Ordu Hayat’ın bundan sonrasını omuzlamak için bize mürâcaatta bulunup süreci devralan arkadaşlarımıza, başta Hüseyin YÜCE olmak üzere teşekkür ediyor, kendilerine Yüce Mevlâ’dan hayırlı, üstün başarılar diliyorum. Sağlayacakları motivasyonla Ordu Hayat’ı çok daha iyi bir yere getireceklerine de inanıyoruz. Allâh (CC) mahcup etmesin inşâllâh…

 Sevgili okurlar, son olarak, sizlerle, hayırlısıyla bir şekilde iletişim içerisinde olmamızın, kardeşliğimizin ve karşılıklı sorumluluklarımızın gereği olduğunu düşünüyor şahsım, yönetici ve ortak arkadaşlarımız adına hepinize sevgi, saygı ve sevdiklerinizle birlikte sonsuz mutluluk dileklerimizi sunuyorum.

Yazar, okur, sâhip ve çalışanlarıyla berâber Ordu Hayat’ın yeni hâl ve gidişi Ordu’muz, yurdumuz, sizler, bizler, hepimiz için “hayırlı-uğurlu olsun”

ve herkesler de niyet ve ameline göre lâyığını  bulsun diyoruz ves’selâm…

 

ORDU HAYAT GAZETESİ

18.05.2011


Mar`12
26
İYİLİK HAREKETİ, İLÂHİYÂT BEREKETİ..
MIZRAP 2011

Yorumlar(0)

İYİLİK HAREKETİ, İLÂHİYÂT BEREKETİ…

Cuma günü akşam, tam gazeteyi baskıya verecekken geldi manşetlik haber. YÖK, geçtiğimiz Nîsan ayında seçime giren rektör adaylarını aldıkları oylar, akademik, kişisel durumları ve dolayısıyle liyâkâtleri bağlamında değerlendirerek 15 Üniversite’nin üçer kişiden oluşan listelerini Cumhurbaşkanlığına sundu. Geldiği şekliyle verdiğimiz sıralama, meğer değişimin habercisiymiş. Zîrâ, 1. sıradaki aday, YÖK’ün de ilk tercihi anlamına geliyormuş. Mâmâfih, Prof. Dr. Tarık Yarılgaç Bey, önümüzdeki günlerde ODÜ rektörü olarak açıklanmaya en yakın isim olarak gözüküyor.

Artık bundan böyle Ordu’da daha güzel şeyler olacak, iyilikler ivme kazanacakmışçasına, öncü tezâhürler, ya da hem siyâsî hem de üniversâl anlamda değişimlerin temennahları mâhiyetinde programlar doldurdu bu hafta sonumuzu yöre olarak. Birbirinden habersiz ve bağlantısız olarak tevâfuk eden bu faaliyetlerin odağında ilâhiyât esprisi vardı. Belki de, bu üç organizenin hiç birinin birbirinden haberi bile olmayan ve bizim hem ilâhiyâtçılık hem de gazete ve dernek görevlerimiz bağlamında ilgi alanımıza girip gözlemleme imkânı bulduğumuz bir mutlu tevâfuktu bu.

Bir defâ, Ordu Müftülüğü’nde devam eden 3 günlük bir hizmetiçi eğitim semineri var. Başta Samsun ve Rize İlâhiyât fakültelerinden gelen öğretim üyeleriyle, İstanbul ve Ankara’dan gelen ilim ve kültür adamları ve pedagogların verdiği dersler oldukça verimli geçiyor. Seminerlere katılanlar çok memnun. Başta, hocaların samîmiyet ve hasbîliğinden, kimlik ve kişilikleriyle yansıttıkları pozitif havadan. Yüzlerindeki nur ve tavırlarındaki ağırbaşlılık, asâlet ve tevâzu yanında bir o kadar da sempatilerinden.

Bir diğer etkinlik, cep mesajıyla gelen dâvet sonucu katıldığımız Deniz Feneri programı. Ordumuzun seçkin sivil toplum kuruluşlarından OSGED’in ev sâhipliğinde yapıldı. Arkadaşlarımız İstanbul’dan gelmişler. Radyo programları ve yazılarından da tanıdığımız Recep KOÇAK ve Yûsuf BAYKAL. Meğer, bu arkadaşlarımız da İlâhiyât Fakültelerimizden mezunlarmış. Dünyânın her tarafına hizmet götürmeye çalışıyorlar. Bunu slâytlar eşliğinde anlattılar. Daha neler anlattıklarını buraya almamız mümkün değil. Hem anlatılamaz da. O işler, o duygular yapılarak ve de görülerek yaşanabilir ancak.

Şu kadarını söyleyelim ki, Deniz Feneri, tüm hayır örgütlerinin bayraktarı konumundayken dünyâ ve toplum mühendislerinin operasyonuna mâruz kaldı. Evrensel canavarlar ve onların yerel uzantıları, siyâsî hesapları ve aşağılık hırsları uğruna bu iyilik hareketinin ulaştığı kesimleri göz ardı edip, yaptığı dünyâ çapındaki hizmetlerini akâmete uğratmayı amaçlamışlardır. Büyük ölçüde de başarılı olmuşlardır. Ama, Deniz Feneri yılmamıştır. Medya boyutu doğal olarak zayıflasa da, bu evrensel iyilik örgütü kendini adım adım yeniden anlatma seferine çıkmıştır.

Hilâl Televizyonu’nun kendilerine kucak açtığını, orada haftada bir, başta SeyirFM olmak üzere çeşitli ulusal radyolarda da programlara katılarak kendileri ve faaliyetleri hakkında bilgi verdiklerini anlatan arkadaşlarımız, Cumartesi günü de burada radyo ve televizyon programlarına çıktılar.

Sizin anlayacağınız misâfirlerimiz il il, bölge bölge dolaşıyorlar. Bıkmadan, usanmadan kendilerini ve hayır hareketlerini iğneyle kuyu kazarcasına yeniden anlatmaya, kendi tâbirleriyle zemin katta oturanlarla en üst kattakileri dostluk, kardeşlik ve yardımlaşma bağlamında buluşturup kaynaştırmaya çalışıyorlar. Ülkenin 4’te 3’lük bölümünü katetmişler. Allâh yardımcıları olsun.

Bizim zâten şüphemiz yoktu da, ama yine de dinlemekle yeniden iknâ olduk. Ayrıca getirdikleri hava, sergiledikleri görüntüler ve gösterdikleri dostluk, kardeşlik ve içtenlikle ihyâ olduk, tâzelendik. Ensar Vakfı’nda görev yaptığımız günlerden tanıştığımız, bir dönem yardım paketlerini dağıtma noktasında kendilerine yardımcı olmaya çalıştığımız arkadaşlarımıza her zaman yardımcı olmak bir görev. Hattâ, bir mecbûriyet. Çünkü, yardımcı olan aslında öncelikle kendisine yardımcı oluyor!

Bir diğer güzel organizasyon da, bizi, başta 30-32 yıl önce İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’nden birlikte mezun olup o günden bugüne görüşemediğimiz, şu an Amasya İHL Müdürü olarak görev yapan Davut KÖSE Bey olmak üzere, ülkemizin ve de bilhassa bölgemizin çeşitli vilâyetlerinden gelen, Terme’den Cemil DURAN, Akçaabat’tan Mustafa YETİM Bey gibi tanıdık-tanımadık onlarca arkadaşlarımızla bizi buluşturan MEB Dinöğretimi Genel Müdürlüğü’nün düzenlediği İmam-Hatip Liseleri arası Karadeniz Bölge Kur’an-ı Kerîm’i Güzel Okuma Yarışması.

Görevde bulunduğumuz yıllarda bu tür organizasyonlarda çok bulunduk. Ülkemizin çeşitli bölgelerinde seminerlere katıldık. Oralarda çok arkadaşlar tanıdık. Bu programlar, yarışmanın ötesinde, dostluk ve tanışmalara, kaynaşmalara ve muhabbete vesîle oluyorlar. Görüş alışverişi ve tecrübe paylaşımları yanında, asıl bu yönleriyle unutulmaz izler bırakıyor ve çok fayda sağlıyorlar.

Artvin, Rize, Trabzon, Giresun, Samsun, Sinop, Tokat, Amasya, Zonguldak, Çorum illerinden öğrencilerin katıldığı ve Ordu İHL’nin ev sâhipliğinde, güzel, başarılı bir organizasyonla gerçekleştirilen yarışma muhteşem oldu. İmam-Hatipli öğrencilerimiz, her zaman olduğu gibi bizlere unutulmaz dakîkalar yaşattılar. Rabbim yol ve bahtlarını açık eylesin. Madden, mânen emek verip bu günlere gelmelerine ve yetişmelerine vesîle olan yakınları, hayırseverler, görevliler ve hocalarından râzı olsun.

Sonuçlar gazetelerimizin haber sayfalarında yer alacaktır. Bizim burada söylemek istediğimiz, bu hafta sonu Ordu’da ilâhiyât bereketi vardı. Dolayısıyla bir iyilik hareketi söz konusuydu. Şunu kabul etmek gerekir ki, nerede ilâhiyât hareketi, orada hizmet bereketi. İşte bu hafta sonu da bunun kanıtı gibiydi.

Biz tüm bu olanları ayrıca, Ordu için bir İlâhiyât Fakültesi habercisi olarak algılıyor, değişimle gelecek hareket öncesi bir tevâfuk bereketi olarak görüyoruz.

Sevgili okurlar, hele bir de, İlâhiyât Fakültesi bir açılsın da; seyredin o zaman iyi, güzel hareketleri ve de bunların meyvesi olacak bereketleri!...

Hep birlikte, duâ ve niyâz edelim de bir an önce gerçekleşsin; ves’selâm…

 

ORDU HAYAT GAZETESİ

08.05.2011


Mar`12
26
GAZETE HAYAT(LAR)IN NERESİNDE?
MIZRAP 2011

Yorumlar(0)

GAZETE HAYAT(LAR)IN NERESİNDE?!

Gazete, dergi, basın, yayın, kısaca medya dediğimiz neşriyât kümeleri hitap ettiği toplumun, bulunduğu çağın aynalarıdır. Hem iç âleminin hem de dış âleminin. Küpün içinde ne varsa dışarıya o sızar. İçinizde ne varsa dışarıya o yansır. Bir ülkenin insanları hakkında fikir sâhibi olmak istiyorsanız, okudukları gazetelere bakabilirsiniz. Ancak, bu gazete dediğimiz aynalar, bizim bildiğimiz cinsten durağan değil, oldukça hareketli aynalardır. Belki bir ışıldak demek daha doğrudur.

Özellikle gazeteler bu anlamda insana daha yakın ve sıcaktırlar. İki tarafından tutup sayfalarında gezinirken onları rahat durur sanmayın! Çaktırmadan, satır aralarında, fotoğraf karelerinde bizlere bir şeyler fısıldarlar. İçlerinde geçenleri telkin ederler. Bu anlamda daha etkileyicidirler. Âdetâ, biteviye eğiten birer mekteptirler.

Televizyon gibi, diğer ekran yansımaları cinsinden sanal değillerdir. Ele alınır, cebe konulur, koyna sokulur, dokunulur, koklanır ve de saklanır hattâ. Siz onu evirir çevirirken, o da sizi evirir çevirir. Duygular coşar, düşünceler harekete geçer. Hayâller kanatlanır. Uçar gider bir yerlere doğru. Gideceği yeri bilmeyenlere telkinde bulunur. Bilenlere bile “acabâ?” dedirtir. Binâenaleyh gazete önemlidir.

Ülkemize bir bakınız. Her türlü siyâsî, fikrî, ekonomik mücâdeleler basın üzerinden yürütülmüyor mu? Şu grup medya, bu grup medya. Hükümet yanlısı medya, muhâlefet medya, kartel medyası, yalaka medya vs. Dünyâ aktörleri de basın üzerinden söylerler söyleyeceklerini. Propaganda ve yönlendirmelerini de basın üzerinden yaparlar.

Diğer yandan okunan gazete, aynı zamanda bir şekliyle sizin durumunuzu da ele verir. Öyle ya, nerede duruyorsunuz? Dünyâya hangi pencereden bakıyorsunuz? Kendi durumunuz ne âlemde? İşte bunların hepsi hakkında bir fikir verir bağımlı olduğunuz gazete. Çünkü, “Bir insanın seviyesi, okuduğu gazetenin ahlâk ve kültür seviyesincedir!” denilmiştir.

Dolayısıyla, gazete seçimleri bilinçli olmalı.  En kıymetli hazînemiz olan biricik zamanlarımızı ve alın teriyle kazandığımız paralarımızı alıp götüren, başta gazetelerimiz olmak üzere her şey, aldıklarından daha kıymetlilerini bize vermelidirler. Aksi takdirde çok zararlı bir alışveriş yapmış oluruz.

Gazete işte deyip, magazinel bir vakit geçirme olarak algıladığımız zaman dilimlerini üst üste koyduğumuzda, bu şuursuzca savrulmaların ne kıymetli hazînelerimizi alıp götürdüğünü biraz düşünürsek anlayabiliriz. Gerçekten bizlerin o kadar çok boş vakti var mı?

İşte biz gazete olayına bir vakit öldürme vesîlesi olarak bakmıyoruz. İnsan olmanın getirdiği sorumluluklar bağlamında  birbirimizle dertleşip yardımlaşabileceğimiz bir plâtform olarak görüyoruz gazeteyi. Bu anlamda, hayırlara motor, şerlere ve şerîrlere fren olmaya gayret ediyoruz.

Heinrich Heine, “Bu devirde fikirler için çarpışıyoruz Gazeteler de kalelerimizdir.” Çok doğru bir söz. Gazetenin, insana insan gibi bakan ve ona insanlığını unutturmayacak bir niyete odaklı bir misyonu olmalı. Evet, insansak, bir fikrimiz, inancımız, farkımız varsa bu okuduklarımıza da yansımalı. Okuduklarımızın bizi iyiliklerle, güzelliklerle, doğrularla buluşturma gibi bir gâyesi olmalı.

Yoksa, çirkinliklerle, yanlışlarla, kötülüklerle yoğurup meçhûllere savuracak bir okuma süreci kendimiz ya da çocuklarımızın geleceğine atılmış kör düğümlerdir. Kendi elimizle kendimizi ateşe atmaktır. Çelik-çocuğumuzu yakmaktır.

Sizin anlayacağınız; seçim her yerde  sevgili okurlar. Seçici olmazsak seçkinler arasına giremeyiz. Ayak altlarında sürünür gideriz. Nitekim, Rabbimiz, her konuda seçici olmamız, her şeyin iyisini, hayırlısını, güzelini, faydalısını, hak katında geçerli olanını seçmemiz ve böylelikle seçkinler arasına girmemiz için, bakınız bizi nasıl uyarıyor:

“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun…” Tahrim Sûresi;6

(Mallarınızı) Allâh yolunda harcayın, kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın, iyilik edin, doğrusu Allâh iyilik edenleri sever. Bakara 195)

Sevgili okurlar. Geçen yazımızda sözkonusu ettiğimiz kongremizi, vekâletlerle birlikte, Abdurrahman Tomakin, Aziz Altunsoy, Engin Tekintaş, Bilal Azaklı, Osman Çelebi, Nuri Kahraman, Şeyma Sayılır, Mehmet Ali Aydın, Osman Tomakin, Cemaleddin Yıldız, Tamer Tomakinoğlu, Rifat Tomakin, Selim Akçay, Mustafa Bülbül ve Mustafa Tomakin imzalarıyle tam liste olarak gerçekleştirdik. Birbirimizden aldığımız mânevî güç, motivasyon ve heyecanla bugün daha kararlı ve azimli olarak huzurlarınızdayız. Mevlâ, iyi niyetlerimizde ve hayırlı gayretlerimizde bizi muvaffak kılsın.

Cumânız mübârek olsun. Gönülleriniz iyilik, güzellik, dostluk, kardeşlik, yardımlaşma, hak-hakîkât, vefâ, sadâkât duygularıyla dolsun.

Rabbim çocuklarımızı, bizleri, ülkemizi, tüm İslâm ve insanlık âlemini kötülerin, münâfıkların, sinsilerin, zâlimlerin, hâinlerin, insafsız ve vicdansızların şerrinden korusun ves’selâm….

 

ORDU HAYAT GAZETESİ

05.05.2011


Mar`12
26
BUGÜN BİZİM KONGRE GÜNÜMÜZ
MIZRAP 2011

Yorumlar(0)

BUGÜN BİZİM KONGRE GÜNÜMÜZ

            Yaklaşık 5 yıldır her gün size ulaştırmağa çalıştığımız bu gazetenin, şirket olarak kurulup ana sözleşmesinin imza edildiği günün târihi 15 Hazîran 2006. Ondan bir hafta sonra da gazetemizin ilk sayısını buluşturmuşuz sizlerle. Önceleri haftalık olarak yayınlanan gazetemiz günlüğe dönüşerek bu güne kadar, güzel bir süreç sergileyerek geldi ve Ordu Basın târihindeki mümtaz yerini aldı elhamdülillâh.

Bu, bizce ve dahi sizce, bölgemiz matbuâtı içinde kendine has bir yer edinen ve farklı bir fonksiyon icrâ ettiğine inandığımız gazetenin kuruluşunu gerçekleştiren ve dolayısıyle bu güzel hizmete öncülük etmiş bulunan, isimler sırasıyla şöyle:

Abdurrahman Tomakin, Engin Tekintaş, Halit Tomakin, Eyüp Akarsu, Namık Özyurt, Recep Azaklı, Nuri Kahraman, Celal Tezcan, Sebahattin Öztürk, Tamer Tomakinoğlu, Aziz Altunsoy, Cengiz Keskin, Ali Yılmaz, Murat Kirpitçi, Selim Akçay, Osman Tomakin, Talip Can, Hayati Öztürk, Sezayi Akarsu, Cemalettin Yıldız, Mustafa Tomakin, Mehmet Ali Aydın, İmdat Yılmaz, Uğur Gümüş, Cemil Tanış, Bilal Azaklı, Rifat Tomakin, Yusuf Akarsu, Celal Tomakin, Şeyma Sayılır.

Hayırlı bir işe omuz verdikten sonra, gerisi çok da önemli değil diye düşünerek zaman içerisinde şu veyâ bu sebep ve vesîleyle şirketten ayrılan arkadaşlarımız oldu. Çoğunun işleri başından aşkındı zâten. Faydalı bir çığır açmaya çalışanları yüreklendirmekten öte bir düşünceleri yoktu. Ortada bir beklenti de söz konusu değildi. Öyle olunca, şu an îtibârıyle 15 ortakla devam ediyoruz.

Şunu söylemek gerekir ki, burada herkes amatör. İçimizde profesyonel yok. Ne gazeteci, ne işletmeci ne de teknik eleman olarak. Hepimiz de gazete emekçiliğiyle burada tanıştık. Yenilik ve hamle arayışlarımız, profesyonel eleman peşinde koşularımız bizi oradan oraya savurdu ama, umduğumuz sonuçları getirmedi. Hattâ hayâl kırıklıkları yaşandı. Sözün özü, gazeteyi ne sizlerin ne de bizlerin beklediği kıvama eriştiremedik.

Tüm bunlara rağmen gazetemiz, amatör ellerde de olsa, samîmiyetinden gelen güzellikle berâber sizlerin kâlbine girmeyi başardı. Yukarda zikrettiğimiz öncü isimlerin hâlis niyetleri ve sizlerin fedâkârlık, duâ ve hoşgörüleriniz bize güç veren unsurların başındaydı.

Bize göre bu isimler Ordu yayın târihindeki özgün yerlerini aldılar. Zannederim gazete de yayın süresince onların yüzünü kara çıkartacak bir şey yapmadı. Gönüllerine tercüman olmaya çalıştı. Bugüne kadarki çizgisi îtibârıyle kurucularını hayırla yâd ettirecek bir hâtıra bıraktı.

Bir defâ, yazar sayısı ve köşe yazılarıyla fark atan bir gazeteyiz. Bu anlamda gazetemizin bir mektep özelliği olduğunu söylemek de mümkün. Sizlerin de fark etmiş olacağınız gibi, gazetemizle birlikte yazı hayatıyla tanışan isimler oldu.

Ayrıca, yayın politikası olarak ta olduğunca objektif olmaya çalışıyoruz. Hattâ, bu tutumumuzdan dolayı hiçbir tarafa yaranabilmiş değiliz. Bizim de öyle bir beklentimiz yok gerçi. Bu da bir yayın için sıkıntı mıdır, yoksa ayrıcalık mı, tam anlayabilmiş değiliz?!

Belki işin raconu budur. O kadarını bilemiyoruz. Dedik ya; amatörüz diye! Bu noktada her anlamda güvenilir bir profesyonel eleman bulabilir miyiz, yoksa kendimiz niyetlenip de süreç, imkân ya da yıllar müsâade eder mi, bilemiyoruz?!…

Sevgili okurlar! Öteden beri hep, hiç olmazsa ayda bir, editöryâl anlamda, gazeteyle ilgili bir şeyler yazmayı düşünmüşüzdür. Ama sıcak gündemler el vermemiştir. Bir dahaki sefere falan derken unutulup gitmiştir. “Hayr’ola, bugün neyin nesi böyle?” derseniz, bugün, şirket olarak kongre günümüz. Şöyle, bu vesîleyle sizlerle bir hasbihâl edelim dedik. Bilmem, iyi mi ettik?

Gazete ve şirket ortakları olarak hep bir araya gelip, gündem maddelerini değerlendirme yanında birbirimizle aylar sonra görüşme imkânı da bulmuş olacağız. Bakalım, gerekli katılım gerçekleşecek mi? Yoksa bir hafta sonraya mı kalacak? Ne kararlar alınacak? Gazeteyle ilgili ne değerlendirmeler yapılıp, neler konuşulacak? Önümüzdeki dönem için şirket yönetim kuruluna kimler seçilecek?

Her ne karar alınırsa, her ne sonuç çıkarsa cümlesi de Ordumuz, yurdumuz ve de hepimiz için hayırlı olsun. Rabbim, bu gazeteye kuruluşu ve sonrasında olumlu katkıda bulunan, başta siz kadirşinâs okurlarımız olmak tüm ortaklarından, çalışanlarından, şu veyâ bu şekilde emek verip katkıda bulunan, böylelikle iyiliklere, güzelliklere destek verip duâ eden cümle kardeşlerimizden râzı olsun…

Bizler bu gazeteyi bir hayır hareketi olarak görüyoruz. Emîniz, sizler de öyle telâkkî ediyor ve olaya böyle bakıyorsunuz. Ve bugünlük son söz olarak hatırlatıp müjdeliyoruz ki; “Femen’ya’mel miskâle zerratin hayray’yerah: Kim zerre miktârı iyilik yaparsa mükâfâtını mutlakâ görür. Zilzâl:7).

Bu duygu ve düşüncelerle; günümüz ve de kongremiz hayırlı olsun ves’selâm…

 

ORDU HAYAT GAZETESİ

03.05.2011


Mar`12
26
SITKI ÇEBİ, HÂKİ YENER; DAHA NELER, DAHA NELER...
MIZRAP 2011

Yorumlar(0)

SITKI ÇEBİ, HÂKİ YENER;

DAHA NELER, DAHA NELER!...

Bu hafta sonu da Ordu için bereketli geçti. Cumâ gün bir grup gazeteci yazar arkadaşla Sıtkı Çebi’nin mezarını ziyâret edip dualar okumuş, kendisini hayırla yâd etmiştik. Eşi Fevziye Teyze tarafından yarın akşam merhum için yapılacak Mevlid merâsimine de dâvetli olduğumuzu konuşmuştuk.

Ay boyu sisli geçen nîsan’ın bu son Cumartesi de yer yer sislerle çevreli manzaralar arzetse de, kültürel renk cümbüşleri de kendini belli etti. Merakla beklenen Altaş TV, kurum içi deneme yayını yapmış bugün. Güzel ve başarılı olmuş. Her şey son sistemmiş. Ordu ve çevresi, bu yeni ve farklı olacağını düşündüğümüz yerel kanalı heyecanla bekliyor. Aynı zamanda kadro içerisinde yer alan Yâsin Çanakçı arkadaşımızın verdiği bilgiye göre, Altaş TV yakında deneme yayınlarına başlayacakmış. Haydi hayırlısı.

Bu arada, bu hafta sonu Ordu’da bilimsel organizasyonlar da var. Biri ODܒde. Diğeri de, Ordu Şube başkanlığını Avukat Tewfik KARABULUT Ağabeyimizin yaptığı, 3 gün sürecek olan Aydınlar Ocağı 36. şûrâsı. Şûrâ, Cumâ gün öğleden sonra başladı. Çeşitli yöre ve üniversitelerden ilim ve kültür adamlarının katıldığı şûrâda bölgesel ilmî ve kültürel konularda tebliğler sunulup tartışıldı.

30 Nisan 2011 Cumartesi günü ise Ocak Başkanlarıyla İstişare toplantısı yapıldı. Şura, 1 Mayıs Pazar günü 'Şura Bildirisi'nin açıklanmasıyla sona erdi. Sanırız, bu her iki programla ilgili ayrıntılar basına yansıyacaktır.

AFGANİSTANLI KARDEŞİN ANLATTIKLARI

Bizim asıl söylemek istediğimiz, bu bağlamda Ordu’ya gelen Afganistanlı bir kardeşimizle tanışmamızdır. Afganistan’la ilgili 1. ağızdan, ezberlerimizi bozan bilgiler almamız. Çok güzel Türkçe konuşan arkadaşımız Afganistan’ı, yöneticiler, halk, sistem ve kurumlar olarak genel hatlarıyla anlattı. İçimiz ezildi. Çünkü, durum içler acısı. Orada, halkın etkinliği yok gibi neredeyse. Şu kadarını söylemek gerekirse, ekonomik, siyâsî, kültürel, hangi sahada olursa olsun, ülkede at oynatan tüm aktörler hâricî.

Uzun lâfın kısası olarak anlaşılan şu ki, kardeş Afganistan, o yiğit Afganistan şimdi, içlerindeki beyinsizlerin, dışlarındaki medenî geçinen vicdansız canavarların marifeti ve işbirliği ile koyu bir cehâleti, ağır bir yoksulluğu, çâresizlik ve sâhipsizliğin daniskasını yaşıyor. Allâh kurtarsın demekten başka şey gelmiyor aklımıza.

Bir de, geçmişte büyük roller oynamış bir millet olarak üzerimize çok şeylerin düştüğüne dâir düşünceler. Rabbim hepimize akıl, fikir ve iz’an versin. Sorumluluklarının boyutunu idrâk ve gereğiyle amel şuuru ihsân eylesin.

HEM DÂVET, HEM MUHABBET!

Her neyse biz Ordumuz’a dönelim. O gün konuştuğumuz gibi, akşamın ardından Sıtkı Çebi merhûmun ZaferiMillî Mahallesi Sıtkı Çebi Sokaktaki evine gittik. İnsanlar konağı altlı-üstlü doldurmuşlardı. Muzaffer Günay oradaydı. Bumin AKGÜN, Fevziye Teyze’nin yeğeni, âileden biri; her merâsimde orada zâten. Bir zaman sonra Muzaffer Yüce Ağabey de geldi.      Daha önce tevâfuk ettiklerini hatırlamadığımız Halil Mermer ve Zeki Sönmez Beyler de gelince, muhabbet halkası genişledi, sohbet daha da bir tatlandı. Kendileri bu dönem aday adayıydılar. Seçim çalışmaları dolayısıyla adaylarla birlikte Mesûdiye civârındaymışlar. Oradan direkt buraya intikâl etmişler.

Katılımcıların edebe riâyetle, güzelce dinlediği, üç hocaefendi tarafından icrâ edilen  programın ardından çok hoş bir ortamda, siyâsetin uğramadığı, yerel târih ve sembol kişilikler ağırlıklı istifâdeli konuşmalar yapıldı. Burada ayrıntıya girmeyeceğim; sanırım Muzaffer Bey de konuşulanları hâfızasına nakşetmiş olup değerlendirecektir.

“HÂKİ YENER” DİYE BİRİ ve RÜYÂSI

Ancak, âcizâne olarak, kısaca şunu söyleyeceğim ki, Hâki YENER ismi de Ordu’nun unutulmaması gerekenleri arasındaki yerini almalı. Zâten öyle de, ayrıca hayâtı kitaplaştırılmalı demek istiyorum. Gelecek nesillere de mîras olarak kalmalı. Zeki Sönmez Bey, merhumun dâmadı. Anlattığı rüyâ bile, bu ismin kitaplaşması için yeterli bir sebeptir. Onun ve Muzaffer YÜCE Amca ve diğer tanıyanların anlattıkları oldukça orijinâl. Araştırmaya başlansa daha neler çıkar ortaya kimbilir. Her köyde, her bucakta onunla ilgili hâtıraları olan niceleri vardır diye düşünüyorum. Şâhitler azalmadan yola koyulmalı bence.

Hem, Hâki YENER adını taşıyan kurumlarımız var. Bunlardan biri, meselâ bir eğitim kurumu bunu kendine görev ittihaz edebilir. Muzaffer Bey, Sıtkı ÇEBİ merhumun hayâtını  kitaplaştırdığı gibi onu da yazabilir. Sanırım, başta âilesi olmak üzere her kes destek verecektir. Çok da güzel bir biyografi çıkabilecektir ortaya. Ve bu kesinlikle yapılmalı kanaatindeyiz.

Ama burada, her şeyden önce; Muzaffer Bey’le Zeki Sönmez’in baş başa vermesi çok önemli. Ordu kültürü, hâfızası ve gelecek nesiller adına bu adımı kendilerinden bekliyoruz…

Görüyorsunuz ya sevgili okurlar; konular oldukça çok, yer ise fevkâlâde dar.

Binâenaleyh ve de maal’esefil’esef, bugünlük te bu kadar; ves’selâm…

 

ORDU HAYAT GAZETESİ

01.05.2011


Toplam 92 Blog, 19 Sayfada Gösterilmektedir.
[1] 2 3 4 5 6 » »»

En Çok Okunanlar Son Yorumlananlar Hakkımda
POPÜLER MASONLAR ORDUDA (6131)
AKROSTİŞ YAZILARI (5019)
FOTOĞRAF-NÂME (4707)
EYMÜR-NÂME 1 (4198)
EYMÜR-NÂME 3 (4170)
EYMÜR-NÂME 2 (3979)
MODA-NÂME (3973)
Nûri KAHRAMAN (3614)
Bedford-nâme (3527)
BAYRAMLAŞALIM DOSTLAR! (3514)
ÜÇ ÖZTÜRK, BİR MEVLÂNÂ.. (1)
CHP-NÂME (1)
GACAROĞLU AHMET EFENDİ (1876-1962) (1)
FOTOĞRAF-NÂME (4)
37 YIL ÖNCESİ, KÖYDE BU GÜN.. (1)
NASIL BİR İL BAŞKANI? (1)
ERKAN TEMİZ BEYİN TELEFONU (1)
BİZ DE İMAM-HATİPLİYİZ Sn. ADİL AKYURT (1)
MODA-NÂME (3)
AKROSTİŞ YAZILARI (4)
 

Www.GirdapTasarim.Com Tarafından Hazırlanmıştır...