Menü

Anket

Sitemizi Beğendiniz mi?
Evet (%74,5)
Hayır (%20,7)
Kararsız (%4,71)

Toplam Oy: 212

Tüm Anketler

Takvim

« Ekim - 2021

»

PT SL ÇŞ CM CT PZ
1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30 31

İstatistikler

 Toplam Hit: 3592937
 Sitede Aktif: 2
 Ip: 3.239.2.222
 Browser: Default - 0.0
 Toplam Kategori: 20
 Toplam Blog: 561
 Toplam Yorum: 28
 Toplam Resim: 6
 Toplam Mesaj: 16

Etiket Bulutu

15 Temmuz 2016 Cumâ Dirilişi adayname aile âile Akdeniz Üniversitesi akrostiş anı Antalya Antalya Palas aşık edebiyatı ÂŞIK EDEBİYATI BABA başbakan başkanlık Bedford, Araba sevdası Biyografi cami cemaat cemiyet chp cuma cumhurbaşkanı çocuk edebiyatı Çocuk Edebiyâtı ÇOCUK ŞİİRLERİ dede deneme DÎNÎ ŞİİRLER DİNİ-MİLLİ ŞİİRLER DÖRTLÜK edebiyat eleştiri eymür eymür köyü eymürname GÜZELLEME halk şiiri halk şiri HÂTIRA hâtıralar HAYAT HİKÂYESİ HECE HECE VEZNİ hiciv İMAM-HATİP PİLÂV GÜNLERİ işkence KADİR GECESİ KÂFİYE komşu ülkeler koşma köy yazıları köyname lüleburgaz MANİ Manzum Fıkralar mızrap NÂMELER Nasreddin Hoca NURİ KAHRAMAN okul edebiyatı ordu ordu hayat ordu hayat gazetesi ordu imam-hatip Palace Palas RAMAZAN RAMAZAN EDEBİYATI recep tayyip erdoğan siyâset şiir toplum türkiye ulubey Yalçın Yüksel Yeni Türkiye zulüm

MIZRAP 2007

Bu Kategoriye Ait Blogları Rss İle Takip Et
Mar`12
28
BAYRAMLAŞALIM DOSTLAR!
MIZRAP 2007

Yorumlar(0)

Bugün arife günü, yarın kurban bayramı

Fırsat bilelim bunu; bayramlaşalım dostlar!

Teşrik tekbirleriyle başlamışken sabahla

Bulalım bir yolunu; bayramlaşalım dostlar!

 

Bırak varsa artık sen, herşeyi bir tarafa

Dargınlık küskünlük yok; hepsini kaldır rafa

İslam; selam, selamet; barış demek bir defa?

Düşün işin sonunu; bayramlaşalım dostlar!

 

Rabbimiz istiyor ki; biz kardeşler olalım

Ezanlar çağırınca huzurlara dolalım

Hem hal-hatır soralım; mutlak yardımlaşalım

Kardeşliğin kanunu; bayramlaşalım dostlar!

 

Konu-komşu, dost ahbap; akraba uzak-yakın

Ziyaret etmek varken, gayrıya gitme sakın

Bayram hepimizindir; bencilliğe yok hakkın

Al çelik-çocuğunu; bayramlaşalım dostlar!

 

Unutma ninen deden bekliyor pencerede

Nerede çocuklarım, torunlarım nerede?

Bol soğanlı kavurma buğluyor tencerede

Çekerek kokusunu; bayramlaşalım dostlar!

 

Tatlı, börek, helvalar; derken fokurdar çaylar

Şekersiz bayram olmaz; de mi, bayanlar baylar?

Çocuklar ayrı dünya; çekilmekte halaylar

Bırakarak gururu; bayramlaşalım dostlar!

 

Doğusu batısıyla hepimiz tek milletiz

Sabıka kaydımız yok; evrakımız tertemiz

Şehitler diyarıyız; ak sakallı dedemiz

Şad edelim ruhunu; bayramlaşalım dostlar!

 

Kurban Allah içindir; “kurban” gibi olmalı

Bakmalı hiç olmazsa, hatırası kalmalı

İnsan neyi ne için yaptığını bilmeli

Tutalım kuyruğunu; bayramlaşalım dostlar!

 

Ruhunu anlayalım, etini pay edelim

Gidilecek yerlere bir parçayla gidelim

Arzı, Halil İbrahim sofrası eyleyelim

Duyalım hoşluğunu; bayramlaşalım dostlar!

 

Mübarek olsun bayram Muhammed Ümmetine

Dualar eyleyelim buluşmak niyetine

Bayramları lutfeden, yar eder Cennetine

Bilelim kulluğunu; bayramlaşalım dostlar!

 

ORDU HAYAT GAZETESİ

18.12.2007


Mar`12
28
KÖYDE BİR GÜN ya da ÖLÜM ŞUURUYLA YAŞAMAK
MIZRAP 2007

Yorumlar(0)

Geçtiğimiz haftasonu köydeydik. Mâlum, köylerde şimdi bahçeleme tâbir ettiğimiz budama zamânı. Çoğu insan hafta sonunu köylerde çalışarak geçiriyor. Kimi bahçelerde, kimisi tarlalarda, kimisi de ormanda. Yüce Rabbimizin lûtfettiği, şu an bol ve ucuz olan hamsi alıp da köye piknik yapmaya gelenler de yok değil. Ancak ağırlık, bir yandan bahçe temizliği olmakla berâber, bununla bağlantılı olarak yakacak tedâriki için çalışmaya gelenler çoğunlukta. Meselâ biz, bahçelerimizde gittikçe çoğalan, kabaran ve fındıklıkları bürüyerek gölgeleme eğilimini çoğaltan ağaçları budamak ve seyreltmekle meşgûldük. Bir yandan da daha önce bahçelediğimiz ocakların kesilmiş dallarını çırparak odun hâline getirdik. Ağaçlardan ve dallardan elde ettiğimiz odunları çarşıya götürmek üzere  kamyona yükledik. Hem bahçeler temizlendi, hem de bir sürü odun yapmış olduk. Özellikle hamlıktan dolayı biraz yorulur gibi olsak ta sonuçta temiz hava aldık. Bir şeyler yapmanın, bağı-bahçeyi püsürden kurtarıp temizlemiş olmanın hafiflik ve mutluluğunu tattık.Yüce Rabbim sağlık versin yoksa; çalışmak zevkli oluyor.

                   Hele, bizimkisi gibi güzel köylerde, bir de hava müsâit oldumu, değme keyfine gitsin. Çocukları da götürmüştük; halasıgillerde, onların çocuklarıyle berâber mutluluk içerisinde, kendi âlemlerinde geçirdiler günü. Elleri-ayakları toprağa değdi. Köpeklerle havladılar. Kedileri yakalamaya çalıştılar. Purlarda araba yarıştırdılar. At niyetine çubuk sürüklediler. Dışarıda hamsi ızgara yapan büyüklerine odun getirdiler. Gözlerini duman yaktı. Onlarla birlikte üşüştüler ızgaranın başına. Bir yanda tertemiz hava. Ayakların altı yemyeşil çimen. Harmanın çevresinde patates çiçekleri. Pembe, kırmızı güller. Sarı çiçekler. Hoşgıran çiçeklerini de belirtmeden geçmeyelim. Büyük yenge sabahtan beri pancarlıktaydı. Oğluyla birlikte dörünüp durdular orada. Bir yandan pancar toplarken, bir yandan da pancar tohumu ekmişler söylendiği kadarıyla. Mârullar, maydanozlar; sâdık yârimiz, birgün koynuna yatacağımız kara toprağın cennet örneği hediyeleri. Fadime Ana daha aşağılarda, tarlanın alt eteğinde, elinde kazma bir şeyler yapıyor. Ne yaptığını bilmiyorum. Merak ta etmedim. Bildiğim bir şey varsa, o da; hem köyde olmak, hem de yan gelip yatmak diye bir şey yok. Köy deyince toprak akla geliyor. Köyün hâkimi toprak ve sen onun çağrısına uymamazlık yapamıyorsun. Köy deyince hep iş akla geliyor. Onun için köylerde iş hiç tükenmez. Onun için köylerde bereket tükenmez.

                   Çalıştığımız bahçe köyün orta yerinde, Melet Vâdisi’ne bakıyor ve aşağı-yukarı 20 pâre köyü uzaktan görebiliyorsunuz. Uzaklardan motor sesleri geliyor. Yer yer dumanlar yükseliyor. Anlaşılan bahçelerde hayli çalışanlar var civâr köylerde. Namaz vakti geldiğinde çeşit çeşit ezanlar sizi namaza ve felâha dâvet ediyor. Uyanık olmaya, görünürdeki güzelliklere takılıp kalmamaya, o güzellikleri bahşedeni hatırlamaya ve O’nu anmaya çağırıyor. Bir yandan davullar çalıyor. Yapraklar dökülmüş. Evler, yollar meydana çıkmış. Şuayip Tepesi’nde kalan yapraklarda turuncu renk hâkim. Çoğu dallar artık kolsuz-kanatsız. çoğunluk kışın soğuğuna karşı duâya durmuş gibiler.

                   Bir zaman sonra Kur’an sesleri geliyor bir taraflardan. Bir yerlerde mevlit mi okunuyor, yoksa yeni defnedilmekte olan bir mevtânın kabrine toprak atılırken Kur’an’la mı uğurlanmaya çalışılıyor şefaâti umularak. Bilemiyoruz. Bildiğimiz bir şey varsa bir yanda ölüm bir yanda düğün, bir yanda keder bir yanda neş’e hayat devâm edip gidiyor. Hepsi de bizim için! Siz uzaktan dinlerken, yer yer ölüler sanki davulla gömülüyormuş hissine kapılıyorsunuz. Ölümle düğün kavramları yan yana duruşuyor ister-istemez. Birden Mevlânâ çıkıp geliyor aşağıdan yukarı ve Allâh’ın selâmını veriyor. Sonra da ekliyor ellerini ağaçlara doğru götürerek:

“Bu ağaçlar toprak altındaki insanlara benzerler; ellerini topraktan çıkarıp halka doğru yüz türlü işârette bulunurlar. Duyana söz söylerler… Yeşil dilleriyle, uzun elleriyle, toprağın içindeki sırları anlatırlar…”

“Toprağa hangi tohum atılmıştır da bitmemiştir? İnsanların tekrar dirileceklerinden niçin şüphe ediyorsun?”

“HAK’LA BİR OLUNCA ÖMÜR DE HOŞTUR, ÖLÜM DE!”

“Cenâzemi görünce feryâd edip ağlama! Benim vuslat ve mülâkâtım (sevdiğimle buluşmam, yâni düğünüm!) asıl o zamandır!”

                   Gönül Sultanlarımızdan Mehmet Zâhid KOTKU Hazretleri de “Mü’minler için ölüm yoktur; ancak, bir âlemden başka bir âleme göç vardır.”buyuruyor.

Yüce Mevlâ cümlemizi “ölüm” şuuruyla dopdolu olarak“yaşatsın!” ves’selâm…

 

ORDU HAYAT GAZETESİ

20.11.2007


Mar`12
28
İSTANBUL’DAN ORDU’YA YOL GİDER Mİ?
MIZRAP 2007

Yorumlar(0)

İSTANBUL’DAN ORDU’YA YOL GİDER Mİ?

BİR BAŞKA TEPEDEN

Sana dün bir tepeden baktım azîz İstanbul!

Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.

Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!

Sâde bir semtini sevmek bile bir ömre değer.

 

Nice revnaklı şehirler görünür dünyâda,

Lâkin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.

Yaşamıştır derim, en hoş ve uzun rü'yâda

Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan.

Yahya Kemâl BEYATLI

 

BOZTEPE’DEN NAZÎRE

Sana dün Boztepe’den baktım ey lezîz Ordu

Görmedim gezmediğim sevmediğim hiçbir yer

Yaylalar bulut bulut çiçekler açıyordu

Yoroz’undan bakınca, başlar göklere değer

 

Nice tumturaklı şehirler görünür dünyâda

Lâkin efsûnlar bahşetmiş doğana Yaratan

Yaşamıştır derim, en hoş ve uzun rü’yâda

Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan.

 

Yahya Kemâl büyük şâir. Büyük Coğrafya’nın şâiri her şeyden önce.

Büyük coğrafyaların çocuğu çünkü.

Çocukluğunun geçtiği yerler bile başlı başına bir devlet şimdi.

Ama buna sevinememiş tabiî. Oralar devlet olurken, asıl devletini kaybetmiş zîrâ.

Hepimiz kaybetmişiz onunla birlikte.

“Kayıp Şehir” dediği Üsküp’ü, Manastır’ı, Mostar’ı; tüm Balkan’ları.

Şimdi pasaportlarla bile dolaşmakta güçlük çekiyoruz oraları.

“Tuna Nehri”  bundan dolayı “akmam diyor”

Hep birlikte arıyoruz Yahya Kemâl’in kayıp şehrini.

Yanıla-döküle, ine-çıka arıyoruz; ama kördüğüm olup kalıyoruz bir yerlerde.

Birileri çıkıp geliyor çağdaşlık adına, hümanizm adına; şu izm, bu izm adına.

Düğümleri keseyim derken kollarımızı-bacaklarımızı kesiyorlar.

Sonra da geçip ekranlarda seyrederek mizah ihtiyâçlarını gideriyorlar!

Biz de Yahya Kemâl gibi, İstanbul’a bakıp bakıp geçmiş hâtıralarla avunuyoruz.

“Seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli!” şarkısını mırıldanıyor gibiyiz.

Bir yandan da minârelere bakıyoruz, kubbeleri temâşâ ediyoruz.

Köprüler, Çarşılar, Kervansaraylar, Su Kemerleri, Bedestenler, İmaretler…

Mezar taşlarına yaslanıyoruz. Onları çözmeye çalışıyoruz.

Okumaktan âciziz. Anlamaktan zâten âciz olacağız.

Bizim böyle bir şansımız da yok buralarda!

Atalarımız sanki hiç uğramamışlar gibi bu yörelere.

Ne adları var ne sanları; ne de eserleri…

Cumhûriyet döneminde de yapılan eski izleri silmekten öte bir şey değil.

      Sâdece Yüce Mevlâ’mızın lûtfettiği doğal güzellikler tek varlığımız olarak duruyor ortada.

Eskiye âit ne varsa horlayanlar, çıkardıkları gürültülerin, elin yaptıklarının yanında horlamaktan(!) öteye gitmediğini hâlâ anlayabilmiş değiller.

Onlara aldırmadan bir şeyler yapma zamânı gelmiş olmalı.

Şu an rüzgâr kendi tarafına esenler kendi kişisel menfaatlerini bir yana bırakıp şehrin ve sâkinlerinin geleceği adına en ideal olan yolu tutmak zorunda.

Yüce Rabbimizden, hiç olmazsa bundan sonraki neslimiz için, bir an evvel, böylesi dertleri olan yöneticiler nasip etmesini niyâz eyliyoruz ves’selâm…

 

ORDU HAYAT GAZETESİ

16.11.2007


Mar`12
28
GURBET YA DA “MAKBER” KÜLTÜRÜ
MIZRAP 2007

Yorumlar(0)

Çocukluk yıllarımız köyde geçti. İlkokulu, 3. sınıf hâriç köyümüzde okudum. Ortaokul yıllarında talebe evlerinde  kirada durduk. Liseli yıllarda âilece çarşıya taşındık. Bundan dolayı çocukluğumuz köy hâtıralarıyla dolu dolu geçti. Kışın okullardaydık. Okullar dağılır dağılmaz soluğu yaylada alırdık. Fındık mevsiminde tekrar köye dönerdik. Köylerimizin hayat dolu cıvıl cıvıl zamanlarına şâhit olduk. İnsanlarımızın ekmek parası için gurbetlere göçmediği zamanları görme imkânımız oldu. Sonraları, Almanya’dan başlamak sûretiyle Fransa, Libya, İstanbul, Düzce, Zonguldak, Sakarya, Antalya, Çarşamba vs. gibi gurbet ellere gitmeler başladı. Bundan dolayı o zamanlar gurbet türküleri revaçtaydı:

Yol göründü gurbet ele giderim

Kadir Mevlâm nasıl nasıl ederim?

*

Gurbet elde bir hâl geldi başıma

Ağlama gözlerim Mevlâm kerimdir

*

Gönül gurbet ele gitme; ya gelinir, ya gelinmez

Her güzele meyil verme; ya sevilir, ya sevilmez

 

                   O zamanlar bu türküler, söylenen türküler değildi sâdece; ağlanan türkülerdi aynı zamanda. Çünkü bunlar yaşanan türkülerdi. Gidenler giderdi de kalanlar kaldığıyla kalır mıydı? Yoksa onu da bir efkâr alır mıydı? Almaz mı hiç? Yârdan, sevdiklerinden ayrılık dayanılır şey miydi? Ayrılık olur da, feryat olmaz mıydı hiç? Ya giden bir de dönüşü haddinden fazla uzatırsa ve bekleyen de azıttığı konusunda endîşe duymaya başlarsa iş nasıl olur? “Taşı-toprağı altın” denilip gidilen İstanbul’dan duyulan kuşkular yenilip yutulacak cinsten olmayınca sancılar nasıl dile getirilir?

Yârim İstanbul’u mesken mi tuttun ammân?

Gördün güzelleri beni unuttun amman!

Sılaya dönmemeye yemin mi ettin Amman

Gayrı dayanacak sabrım kalmadı vay vay

*

Yârim sen gideli yedi yıl oldu ammân

Diktiğin fidanlar meyveyle doldu amman

Seninle gidenler sılaya döndü amman

Gayrı dayanacak özüm kalmadı vay vay

Mektuba yazacak sözüm kalmadı vay vay

Gençlik elden uçtu gitti; gelmene lüzûm kalmadı vay vay!

                   Evet, bu örnekler uzar gider. Devâmını annelerinize babalarınıza, dedelerinize hattâ ninelerinize sorabilirsiniz.

                   Şarkıların da türkülerden kalır tarafı yoktu. Hemen hemen bütün şarkılar gurbet tezi üzerine kuruluydu. O zamanların meşhur şarkısı “Makber” baştan aşağı gurbet kokuyordu. Adını şiirinden alan bu şarkı, yazıldığı ve bestelendiği yılların gurbet havasını milletimiz için sonsuza kadar terennüm edecekti zâten. Bu şarkıyı duyup ta o yılların dağılmışlığını, kopmuşluğunu, çâresizliğini, kimsesizliğini, yalnızlığını, sâhipsizliğini hissetmemek mümkün mü? “Makber”, bizim milletimizin ortak gurbet ve akşamüstü şarkılarımızdan biridir! İstanbul  Yüksek İslâm Enstitüsü’nde okurken bir hocamız şöyle demişti: “Biz gençliğimizde Çamlıca’da bu şarkıyı dinlerken istisnâsız bütün dinleyiciler ağlardı!”

                   Aslında, Makber yıllarının burukluğu hâlâ devâm ediyor. Çünkü coğrafyamızda gözyaşı durmuyor. Eskiden, Makber söylenirken, gözyaşı dökenlerle gözyaşı dökülürdü. Şimdi gözyaşı döken kardeşlerimiz çok ama, gözyaşı dökenlerle gözyaşı dökecek, Makber kültürüne sâhip kardeşler yok. Eski günler unutulmuş. Yeni yollar tutulmuş. Şen şarkılar, şuh şarkıcılar dikkâtimizi dağıtmış, kültürümüzü cıvıtmış. Köyden kente, kentten ülkeye, ülkeden coğrafyaya her tarafta bir çözülme ve hâfıza kaybı meydana gelmiş. tüm değerlelerimiz sulandırılıp sele verilmiş. Kısaca, “güler olmuşuz ağlanacak hâlimize” de farkında değiliz!

                   Şimdi yeniden, bizi birleştiren, kaynaştıran; birlikte ağlayıp birlikte güldüren türkülere, şarkılara, sanatlara ve duygulara dönme zamânıdır. Gurbet ne sıla ne, firkât ne vuslat ne, hicret ne uhuvvet ne, vahdet ne? Bunları iyice öğrenme ve ne tarafa doğru gittiğini anlamaya çalışmak gerektiğini düşünme vaktidir. Aksi takdirde, gurbet kültürü olmayınca sılayı bulmak güçleşebilir. Zîrâ her şey zıttıyla kâimdir ves’selâm…

 

ORDU HAYAT GAZETESİ

13.11.2007


Mar`12
28
İÇERDE “BİR” OLMADAN, DIŞARDA “PÎR” OLUNMAZ!
MIZRAP 2007

Yorumlar(0)

Yüce Rabbimiz bu millete acısın. Dâimâ yardımcısı olsun.

Başı hiç gâileden kurtulmuyor. Kurtulması da mümkün değil.

Çünkü o büyük bir millet. Sorumlulukları olan bir millet.

Duygu, düşünce ve etkileri sınırlarla sınırlı olmayan bir millet.

Çünkü o bir “meyveli ağaç” her şeyden önce.

Yer altı yer üstü zenginlikleri iştah kabartıyor.

Mâzîsi zengin. Kültürel mîrâsı hârikul’âde.

Çağ açıp çağ kapamış; üstün medeniyetler kurmuş bir millet.

Tâ Orta Asya’dan bu yana dünyânın süperlerinden olmuş.

O zamanların “Top” oyunlarında liderlikten aşağı düşmemiş.

Maçları kazanan hep o olmuş. Tabiatıyla kupaları götüren de!

Kendi mahallesinin takımlarını da koruyup kollamayı ihmâl etmemiş.

Başka mahallelerin çetelerine ezdirmemiş onları hiçbir zaman.

Zâlimlerin korkulu rüyâsı, mazlûmların  sığınağı olmuş bir millet.

Şâirin dediği gibi:                 Bir târih boyu hep güneşe koştuk;

Karanlık doğmadı hiç batımızdan!

Mazlûmlar bizlere hasret çekerler,

Zâlimler titrerdi karaltımızdan!

Bu yüzden ona kin duyanlar, husûmet besleyenler çok.

Çünkü bu millet aynı zamanda, tâbiri câizse “oyun bozan” bir millet!

Kuzey Afrika’da, Balkanlar’da, Kafkaslar’da, OrtaDoğu’da insanların huzur ve barışına olağanüstü katkılar sağlamış bir millet.

Kurtuluş Savaşı’yla da Afrika başta olmak üzere bir çok mazlûm millete örnek olmuş bir millet.

Sözünü ettiğimiz Coğrafyaların bugününe bakmak söylediklerimizin anlaşılması noktasında yeterli olacaktır sanırım.

Bu Coğrafyalarda huzur artık Kaf Dağı’nın da çok ötesinde.

Dünyânın zenginliklerini sömürmek isteyenlere fırsat vermeyen, göz yummak istemeyen bir millet bu millet.

Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim!

Onu dindirmek için, kamçı yerim; sille yerim!

Adam aldırma da geç git diyemem, aldırırım

Çiğnerim, çiğnenirim; hakkı tutar kaldırırım!

                   Bu gün yaşananlar dünyânın zenginliklerini eline geçiren modern çetelerin bulanıklıklardan beslenen politikalarının bir sonucudur.

                   Amerika’nın OrtaDoğu’daki asıl hedefinin Türkiye olduğunu anlamak için okur-yazar olmaya bile gerek yok.ABD’nin Afganistan’da, Somali’de, Irak’ta bulduklarından çok daha fazlası ve stratejik olanları Türkiye’mizde fazlasıyla mevcut. Olay bir “Kürt” olayı değildir. Nâzikleştirilen  “kürt” kartı üzerinden oynanan ve ülkemizin içinde de yangını yaygınlaştırma hedefini güden çirkin bir senaryodur.

                   Şu anda, askerde olan kardeşimi ziyâret için geldiğim Burdur ilimizdeyim. Burada bugün “Hepimiz Mehmetçiğiz!” üst başlıklı bölücü teröre lânet mitingi var. Sanırım tüm ülkemizde benzer protestolar yapılıyor. Yapılmalı da. Ancak bu mitingleri de çığırından çıkarmak isteyenler, Kuzey Irak’a gitmeyi hesaplarken, burada başımıza yeni gâileler açıp, bizi, “Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak!” durumuna sokmak isteyenler olabilir. bunlara meydan vermemek te en az cephedekilerin yaptığı kadar önemli bir görevdir. Çevremizde Doğulu vatandaşlar olabilir. Erzurum’da olduğu gibi Kürt vatandaşlarımızın yoğun olduğu mahaller bulunabilir. Bu ateş içerden tutuşmaktan çok dışardan tutuşturulmaya çalışılan bir ateştir.

                   Aman dikkât. Kardeşliğimizi bozmayalım. Şehitlerimize Allâh’tan rahmet, yakınlarına ve Aziz Milletimize, hepimize sabırların en güzelini diliyorum.

                   İçerde “bir” olmadan dışarıda pîr olmak mümkün değildir ves’selâm…


ORDU HAYAT GAZETESİ

Yüce Rabbimiz bu millete acısın. Dâimâ yardımcısı olsun.

Başı hiç gâileden kurtulmuyor. Kurtulması da mümkün değil.

Çünkü o büyük bir millet. Sorumlulukları olan bir millet.

Duygu, düşünce ve etkileri sınırlarla sınırlı olmayan bir millet.

Çünkü o bir “meyveli ağaç” her şeyden önce.

Yer altı yer üstü zenginlikleri iştah kabartıyor.

Mâzîsi zengin. Kültürel mîrâsı hârikul’âde.

Çağ açıp çağ kapamış; üstün medeniyetler kurmuş bir millet.

Tâ Orta Asya’dan bu yana dünyânın süperlerinden olmuş.

O zamanların “Top” oyunlarında liderlikten aşağı düşmemiş.

Maçları kazanan hep o olmuş. Tabiatıyla kupaları götüren de!

Kendi mahallesinin takımlarını da koruyup kollamayı ihmâl etmemiş.

Başka mahallelerin çetelerine ezdirmemiş onları hiçbir zaman.

Zâlimlerin korkulu rüyâsı, mazlûmların  sığınağı olmuş bir millet.

Şâirin dediği gibi:                 Bir târih boyu hep güneşe koştuk;

Karanlık doğmadı hiç batımızdan!

Mazlûmlar bizlere hasret çekerler,

Zâlimler titrerdi karaltımızdan!

Bu yüzden ona kin duyanlar, husûmet besleyenler çok.

Çünkü bu millet aynı zamanda, tâbiri câizse “oyun bozan” bir millet!

Kuzey Afrika’da, Balkanlar’da, Kafkaslar’da, OrtaDoğu’da insanların huzur ve barışına olağanüstü katkılar sağlamış bir millet.

Kurtuluş Savaşı’yla da Afrika başta olmak üzere bir çok mazlûm millete örnek olmuş bir millet.

Sözünü ettiğimiz Coğrafyaların bugününe bakmak söylediklerimizin anlaşılması noktasında yeterli olacaktır sanırım.

Bu Coğrafyalarda huzur artık Kaf Dağı’nın da çok ötesinde.

Dünyânın zenginliklerini sömürmek isteyenlere fırsat vermeyen, göz yummak istemeyen bir millet bu millet.

Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim!

Onu dindirmek için, kamçı yerim; sille yerim!

Adam aldırma da geç git diyemem, aldırırım

Çiğnerim, çiğnenirim; hakkı tutar kaldırırım!

                   Bu gün yaşananlar dünyânın zenginliklerini eline geçiren modern çetelerin bulanıklıklardan beslenen politikalarının bir sonucudur.

                   Amerika’nın OrtaDoğu’daki asıl hedefinin Türkiye olduğunu anlamak için okur-yazar olmaya bile gerek yok.ABD’nin Afganistan’da, Somali’de, Irak’ta bulduklarından çok daha fazlası ve stratejik olanları Türkiye’mizde fazlasıyla mevcut. Olay bir “Kürt” olayı değildir. Nâzikleştirilen  “kürt” kartı üzerinden oynanan ve ülkemizin içinde de yangını yaygınlaştırma hedefini güden çirkin bir senaryodur.

                   Şu anda, askerde olan kardeşimi ziyâret için geldiğim Burdur ilimizdeyim. Burada bugün “Hepimiz Mehmetçiğiz!” üst başlıklı bölücü teröre lânet mitingi var. Sanırım tüm ülkemizde benzer protestolar yapılıyor. Yapılmalı da. Ancak bu mitingleri de çığırından çıkarmak isteyenler, Kuzey Irak’a gitmeyi hesaplarken, burada başımıza yeni gâileler açıp, bizi, “Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak!” durumuna sokmak isteyenler olabilir. bunlara meydan vermemek te en az cephedekilerin yaptığı kadar önemli bir görevdir. Çevremizde Doğulu vatandaşlar olabilir. Erzurum’da olduğu gibi Kürt vatandaşlarımızın yoğun olduğu mahaller bulunabilir. Bu ateş içerden tutuşmaktan çok dışardan tutuşturulmaya çalışılan bir ateştir.

                   Aman dikkât. Kardeşliğimizi bozmayalım. Şehitlerimize Allâh’tan rahmet, yakınlarına ve Aziz Milletimize, hepimize sabırların en güzelini diliyorum.

                   İçerde “bir” olmadan dışarıda pîr olmak mümkün değildir ves’selâm…


ORDU HAYAT GAZETESİ

23.10.2007


Toplam 12 Blog, 3 Sayfada Gösterilmektedir.
[1] 2 3 » »»

En Çok Okunanlar Son Yorumlananlar Hakkımda
POPÜLER MASONLAR ORDUDA (6131)
AKROSTİŞ YAZILARI (5019)
FOTOĞRAF-NÂME (4708)
EYMÜR-NÂME 1 (4199)
EYMÜR-NÂME 3 (4171)
EYMÜR-NÂME 2 (3979)
MODA-NÂME (3973)
Nûri KAHRAMAN (3614)
Bedford-nâme (3527)
BAYRAMLAŞALIM DOSTLAR! (3515)
ÜÇ ÖZTÜRK, BİR MEVLÂNÂ.. (1)
CHP-NÂME (1)
GACAROĞLU AHMET EFENDİ (1876-1962) (1)
FOTOĞRAF-NÂME (4)
37 YIL ÖNCESİ, KÖYDE BU GÜN.. (1)
NASIL BİR İL BAŞKANI? (1)
ERKAN TEMİZ BEYİN TELEFONU (1)
BİZ DE İMAM-HATİPLİYİZ Sn. ADİL AKYURT (1)
MODA-NÂME (3)
AKROSTİŞ YAZILARI (4)
 

Www.GirdapTasarim.Com Tarafından Hazırlanmıştır...