Menü

Anket

Sitemizi Beğendiniz mi?
Evet (%74,5)
Hayır (%20,7)
Kararsız (%4,71)

Toplam Oy: 212

Tüm Anketler

Takvim

« Ekim - 2021

»

PT SL ÇŞ CM CT PZ
1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30 31

İstatistikler

 Toplam Hit: 3592955
 Sitede Aktif: 2
 Ip: 3.239.2.222
 Browser: Default - 0.0
 Toplam Kategori: 20
 Toplam Blog: 561
 Toplam Yorum: 28
 Toplam Resim: 6
 Toplam Mesaj: 16

Etiket Bulutu

15 Temmuz 2016 Cumâ Dirilişi adayname aile âile Akdeniz Üniversitesi akrostiş anı Antalya Antalya Palas aşık edebiyatı ÂŞIK EDEBİYATI BABA başbakan başkanlık Bedford, Araba sevdası Biyografi cami cemaat cemiyet chp cuma cumhurbaşkanı çocuk edebiyatı Çocuk Edebiyâtı ÇOCUK ŞİİRLERİ dede deneme DÎNÎ ŞİİRLER DİNİ-MİLLİ ŞİİRLER DÖRTLÜK edebiyat eleştiri eymür eymür köyü eymürname GÜZELLEME halk şiiri halk şiri HÂTIRA hâtıralar HAYAT HİKÂYESİ HECE HECE VEZNİ hiciv İMAM-HATİP PİLÂV GÜNLERİ işkence KADİR GECESİ KÂFİYE komşu ülkeler koşma köy yazıları köyname lüleburgaz MANİ Manzum Fıkralar mızrap NÂMELER Nasreddin Hoca NURİ KAHRAMAN okul edebiyatı ordu ordu hayat ordu hayat gazetesi ordu imam-hatip Palace Palas RAMAZAN RAMAZAN EDEBİYATI recep tayyip erdoğan siyâset şiir toplum türkiye ulubey Yalçın Yüksel Yeni Türkiye zulüm

MIZRAP 2008

Bu Kategoriye Ait Blogları Rss İle Takip Et
Mar`12
28
YENİ YIL, YENİ ŞEHİR;ACABÂ NEDİR, NEDİR?
MIZRAP 2008

Yorumlar(0)

YENİ YIL, YENİ ŞEHİR;

ACABÂ NEDİR, NEDİR?

Önceki gün Muharremin 1’iydi. Yâni, hicrî yılbaşı. Hayırlı, mübârek olsun.

1430. hicrî yıla girdiğimiz günler İslâm Dünyâsı için hep olagelen kan deryâsının okyanuslaştığı günler oldu. Gazze’de 500’e yakın şehit var. Kâfirler saldırı için hep Müslümanların özel günlerini seçiyorlar. Ya Ramazan, ya Bayram, ya Muharrem. İsrail, kardeşlerimizi Amerikan bombalarıyla vuruyor. Dökülen kanları, kanı çok seven ve özellikle Müslümanların kanından beslenen vampirlerine özel günlerinde altın kadehlerde ikram ediyorlar. Neş’elerine neş’e katıyorlar. Yeni yıllarına ağız tadlarıyla(!) giriyorlar. Evlâtlarına ve yandaşlarına yeni yıl hediyesi olarak takdim ediyorlar.

Kan Kudüste akıyor ama, tüm İslâm Âleminin yüreğini yakıyor.

Fıtratını yitirmemiş beşeriyet de feryat ediyor. Her yerde protestolar var. Başta Müslümanlar olmak üzere insanlık âlemi isyânlarda. İsrâil, kendi sonunu hazırlamak için elinden geleni yapıyor. Dünyâda şu an îtibârıyle var gibi gözüken genel sükûnet havasını, hicrî ve mîlâdî yıl başlangıç günlerinin hatırını gözetmeden, insanlara ölüm kusan namlularla sürpriz yapan Amerika ve İsrâil, acımasız bombalarıyla, mermilerini değil kendi papuçlarını dama attıklarını göreceklerdir. İnsanlığın, zulmün böylesine artık tahammülleri kalmadığını bilecekleri günler yakındır. Rabbim inşâllâh o günleri bizlere yakın zamanda gösterecektir.

Derken, yarın mîlâdî yıl başlıyor. İnsanlar, bir yaş daha büyüdüklerini hiç akıl etmeden çocuklaşıyorlar. Hattâ bebeleşiyorlar. Yâni, akıldan uzaklaşıyorlar. İçki eksenli eğlence ve âlemleriyle sarhoş olarak aklı tâtile çıkarıp çılgınlık lâbirentlerine doğru kayıp gidiyorlar. Nereye? Hiç önemli değil! Yeter ki bildiklerinden, bulundukları yerlerden, kısaca kendilerinden uzaklaşsınlar da ne olursa olsun! Gazze’ymiş, Filistinmiş, krizmiş, ölümmüş, toprakmış, hesapmış, kitapmış, mîzanmış; hepsi de hak getire! Bakalım, yaptıkları zulümlerle zevkten dört köşe neşelenenlerle birlikte bizler de, kardeşlerimizin feryatlarının arşı titrettiği şu günlerde onların kanı üzerinde tepinecek miyiz? Yoksa, kardeşlerimizin zulümden, işkenceden, insanlığın da bedbahtlıktan kurtulması için duâ mı edeceğiz? Aklımızı başımıza alıp, geçmiş yılların muhâsebesini mi yapacağız, yoksa bizi insan yapan aklı devre dışı bırakarak pespâyeleşecek miyiz? Tercih sizin ve de bizim dostlar! Benim tavsiyem; aklımızı başımıza almamız. Çünkü zaman hızla geçiyor. Zîra, işte bir yıl daha göz açıp kapayıncaya kadar geçti!

Hep diyoruz ya, gündemden kopamıyoruz diye; dünyâda neler olursa olsun, zaman nereye dönerse dönsün, yakın çevrede her nereye varsak soru hemen şu:

-         Adayımız kim olacak?

Doğrusu, bizim yerel bazdaki en önemli gündemimiz bu. Ama, biz nereden bilelim. Basın da olsak kapalı kapılar ardı uzak bize. Bu işi millete âit olarak düşünen yok ki! Öyle olsa millete sorulur. Ne yapılıyor, kime danışılıyor, nasıl karar veriliyor; bilen var mı? Biz nerden bilelim? Bizim yazdıklarımız temennîlerden ibâret. Birikim, gözlem, düşünce, özlem ve hayâllerimizin mahsûlü. Şehrimizde yeni, daha arı-duru, daha bizden, daha fıtrata ve irfanımıza uygun bir hava solumak, çocuklarımız ve geleceğimiz için farklı bir atmosfer ortaya koymak adına. Yukarda sözünü ettiğimiz gerçekleri hissetmek bile bir çevre meselesi. Çevremizde nasıl şeyler olmasını istiyorsak ona göre seçim yapmalıyız. Ama, gelin de yapın bakalım! Birileri yapıyor yapacağını, siz de çâresiz onaylamak durumunda kalıyorsunuz. Al sana demokrasi. Ama, nasıl demokrasi; halklı mı halksız mı, haklı mı, haksız mı? Kararı siz verin!

Sizce kim olacak, nasıl cevap vermeliyiz bu soruya? Kesin bilgisi olan, ya da tahmin edebilen varsa söylesin. Her şeyden önce,

“Tamam, ne güzel. Nasıl da bulmuşlar. İşte aday gibi aday! Tam isâbet!”

denilebilecek bir aday yok ortada. Hangisini öne çıkarsanız, ötekilerin de artılarıyla, eksileriyle ona yakın olduğunu görüyorsunuz. Biri bir yönüyle öne çıkarken, diğeri bir başka yönüyle fark atıyor. Tam olarak birinde karar kılamıyorsunuz. Kimi resmen çıkmış ortaya. Kimi, işâret alamayınca çıkmamış. Halk sizi istese bile işâret almadan olmuyor. Bu şartlar altında yapılabilecek olan ne?

            Bence, tam bir sorumluluk bilinciyle ve samîmî hareket edilsin yeter. Bu konuda karar merciinde olanlar, görüş belirtenler, temâyül gösterenler, herkes; cüzdanlarına bakarak değil, vicdanlarına danışarak tavır sergilesin yeterli. Gayrısı ateştir, zulümdür, felâkettir. Hiç kimsenin, şehrimizin ve neslimizin geleceğini belirleyecek adımları atarken zerre yanlış yapma lüksü yoktur.

            Sizce bir şehre bombalar yağdırarak genç-ihtiyâr, çelik-çocuk, kadın-erkek demeden tenleri öldürmek vahşettir de, yüreklere güle-oynaya günâh ekerek rûhları sapıklığa sürüklemek, dolayısıyla insanların ebedî azâb çukurlarına doğru yönelmelerine zemîn hazırlamak nedir? Teni ölenler rûhen sonsuz mutluluğa erebilirler, ya rûhen ölenlerin böyle bir şansı ne kadardır?

BEDÎUZ’ZAMÂN Hazretleri,

“Menfaat üzerine dönen siyâset, canavardır!”

sözünü boşuna söylemiş değildir. Çünkü, böyle bir siyâsette haksızlık olur, adâletsizlik olur, tatsızlık ve mutsuzluk olur. Hem zâhirî, hem de bâtinî anarşi olur, kavga olur, kan olur. Herkes bu anlamda gözünü açmalı, ne yaptığını, attığı adımın toplumu ve kendisini nereye götüreceğini iyi hesaplamalı. Tabiî bu sözümüz yalnızca hesabını-kitâbını bilmek isteyenler, mîzan duyarlılığı taşıyanlar için bir hatırlatma olabilir. Böyle bir derdi olmayanlara ne dense fayda vermez.

            Benim hem hicrî, hem de mîlâdî eksende yeni yıl beklentim şu:

İnşâllâh, yeni yıllarımız Ordumuza ve yurdumuza yepyeni bir rûh getirir.

Çünkü yereller güzelleşmeden geneller de güzelleşmez. 

Biz kendimizi yenileyemiyorsak,

çevremize yepyeni ve daha güzel bir hava kazandıramıyorsak,

böyle bir çaba ve sancı peşinde değilsek,

adımlarımızı ve seçimlerimizi buna göre yapmıyorsak,

yılların adını yeni koymak hiçbir anlam ifâde etmez ves’selâm…

 

 

ORDU HAYAT GAZETESİ

           30.12.2008


Mar`12
28
MÜCÂHİT KARDEŞİN ADAYI
MIZRAP 2008

Yorumlar(0)

MÜCÂHİT KARDEŞİN ADAYI

                Epey zamandır güncele odaklandık. Gündem yakamızı bırakmıyor. Özellikle yerel seçimler ekseninde Belediye konusundaki duygu ve düşüncelerimizi sizlerle paylaşmaya çalışıyoruz. Bu bağlamda değerlendirmelerinize muhâtap oluyoruz. Bunların kimileri, kanaatlerimizi destekler mâhiyette oluyor, kimileri de daha sağlıklı olabilecek bir eksene doğru çekip yoğurarak olgunlaştırıyor yorumlarımızı. Kimileri de bakış açılarımızı değiştirebiliyor yer yer. Ama, her hâlükârda, insanlarla konuşmak, düşünceleri, daha bir genel geçer zemîne oturtuyor.

      Geçtiğimiz Cumartesi günü Otogar’dan işyerine doğru yürüyerek gelirken sokaklara taşan çayocaklarından birinin önünde Mücâhit Kardeş’in hem çay içip, hem de gazeteleri karıştırdığını gördüm. Düşündüm düşündüm, soyadı neydi, nereliydi diye; bir türlü hatırlayamadım. Hâlâ da hatırıma gelmedi. Her neyse. İsmini hatırladım ya bereket! Selâm verdim.

ÇAY ve ADAY

- Hocam, gel bir çayımı iç!

dedi. Israra fırsat vermeden kâbul ettim dâvetini. Zâten, her sabah yerel ve ulusal basını şöyle bir gözden geçirme dürtüsü içimizde hep var. Havanın sertliğine rağmen, biz de hem çay yudumlarken, bir yandan da gazetelere baktık dışarıdaki hasır iskemlelere oturarak. Bir ara içeriye oturalım dedik; lâkin zâten küçük olan yer sigara dumanlarının ablukası altındaydı. En son yine dışarıda karar kıldık.

- Hocam, gazeteler bakılacak cinsten değil. Ama, isterseniz buyurun.

- Olsun, genel olarak şöyle bir memleket havası almakta fayda var. Bakalım ne var ne yok?! Netîcede aynı ülkenin insanlarıyız. Kim ne yapıyor, ne âlemde, bilelim.

- Elbette hocam. Ben biraz baktım. Siz de buyurun.

- Evet, işte manşet; AK SOSYETE SINAVDA. İlginç bir konu. Amerika’da yayınlanan ünlü gazetelerden biri yaptığı haberde, islâmî kesimde, AkParti ile birlikte, eski alışılmış sosyetenin yerini zorlayan, süper zengin yepyeni bir sosyete grubunun ortaya çıktığı belirtiliyordu. Bunların aşırı lüx ve konfor içerisinde yaşadığı, bir yandan bronz musluklar, namaz kılınacağı zaman düğmeye basılmak sûretiyle tavanlara kamufle edilen koltuklar, sık sık yapılan defileler benzeri tezâhürlerle, diğer taraftan israfın haramlığı ile fakir kesimin çâresizlikleri düşünüldüğünde bu durumun apaçık bir çelişkinin ifâdesi olduğu vurgulanıyordu. Tüm dünyâda îtibârı olan ünlü gazete, bu anlamda, AkParti sosyetesinin vicdan sınavıyla karşı karşıya bulunduğunu belirterek, vâkıayı haber konusu yapıyor.

- Evet Hocam, çok doğru. Ordumuzda da aynı şeyler yaşanıyor. Daha dün ne olduklarını bildiklerimiz bu gün çok farklı yerlerdeler. Allâh versin. Gözümüz yok. Ancak, artık adam da tanımıyorlar. Daha da ileri gitmek istiyorlar. Geriye de hiç bakmak niyetinde değiller.

- Ama, elbetteki kendini bir şekilde tanıtanlar ve ispat edenler çıkar piyasaya. Kıyıda-köşedekiler değil. Bu da gâyet doğal.

- Öyle ama hocam, seçimi belirleyecek olanlar, belirli kişiler ve çevreleri değil. Şu apartmanlar sizi aldatmasın. Her dâirede 1 kişi, iki kişi, bilemedin üç kişi var; çoğunluk kenar semtlerde. Yeni Mahalle’de, Bucak’ta, Selîmiye’de, Karşıyaka’da, Şirinevler vs.de. Buralarda îtibârı olmak çok önemli.

YAKIN ADAM

- Yâni?!

- Yânisi şu hocam: Aday adaylarının çoğu çok süslü. Mîmar olabilir, mühendis olabilir, çok zengin de olabilir. Yüksek apartmanlarda, lüx semtlerde oturabilir. Bize, bize yakın adam lâzım. Seyit TORUN’un kimse mesleğini bilmez. Zengin de değildir. Çok süslü de. Ortalama bir insandır. Ama her şeyden önce insanlar onu kendisine yakın hissediyorlar. Burası çok önemli.

- Tamâmen katılıyorum.

- Bir de hocam, sokakta bizim gibi insanların konuştukları şeyler belirler sonucu. Ben dersem ki, şu kişi bana yardımcı oldu, falan zaman şöyle yaptı. Seçilirse bu huyu aynen devam edecektir. İmkânlarını Hak ve halk için seferber edecektir. Her zaman, her yerde hep yanımızda olacaktır. Bizimle iç içe olacaktır. Bence, bu duyguyu uyandırabilen kişi seçimi alacaktır. Seyit TORUN Bey’in alternatifi, ancak, en az onun kadar halka yakın bir aday olabilir. Benim âcizâne düşüncem bu. Bu sâdece benim düşüncem de değil. Ben, bütün mahalleleri, tüm sokakları adımlıyorum. Bu anlamda yokluyorum. Konuştuklarım gözlemlerimin ifâdesi. Öylesine söylenmiş şeyler değil.

- Ama, çok vizyon sâhibi, medyatik ve popüler adaylar var. Konjoktürel avantajı olanlar var.

- Hocam, hiç önemli değil. Onlar süslü, farklı, ulaşılmaz, ayrı dünyâların insanları olan kişiler. Benim onlarla ne ortak yönüm var? Yanlarına gidip oturamam; çaylarını içemem. Lâf olsun diye gitsem bile sığıntı gibi kalırım. Ne demek istediğimi lütfen anlayın!

- Çok iyi anlıyorum sizi. Peki o zaman, kim bu sizin gönlünüzdeki tâlihli kişi?

- Hocam, vallâ, sözü eğmeğe bükmeğe gerek yok. Engin Âbi olursa bu iş olur. Ötekilerin çoğunu tanımıyorum. Adını duymadıklarım da var. Bildiklerim de bana güven vermiyor. Engin âbinin bu işi şeffaf olarak ve başarılı bir şekilde götüreceğine inanıyorum. Halka âit olan değerleri gizli-kapaklı icraatlarla çıkarcılara peş-keş çekmeyeceğine inancım tam. Katılırsınız ya da katılmazsınız ama, bu anlamda, hem AkParti’nin başarısı, hem de Belediye olarak bize ve kültürümüze hizmet eden bir sürecin olabilirliği bu isme bağlı.

      Evet, siz ne dersiniz bilmeyiz ama, Mücâhit Kardeş böyle düşünüyor. Onu dinlerken, bizim insanımızda var olan Anadolu irfânı, gönül zenginliği ve kalenderliğinin tezâhürlerine şâhit oldum. Sözleri ve kanaatleri değerlendirmek hepimize âit.

      Ne demiş atalarımız: “Danışan dağlar aşmış, danışmayan düz yolda şaşmış!”

      Bizden sâdece nakletmesi. Mâlum “Elçiye zevâl olmaz!” ves’selâm…

 

 

 

ORDU HAYAT GAZETESİ

          28.12.2008


Mar`12
28
KALKINMA HAMLESİ ve BELEDİYE
MIZRAP 2008

Yorumlar(0)

KALKINMA HAMLESİ ve BELEDİYE

            Yerel seçim takvimi hızla işliyor. Aday adayları, aday olabilmek için ellerinden geleni yapıyorlar. AkParti genel merkezinin, seçimi mutlak almak adına özel strateji uygulayıp, Başbakanımız Sn. Recep Tayyip ERDOĞAN’ın emriyle Erol OLÇAK adlı özel danışman öncülüğünde ekip oluşturduğu iller arasında Ordu da var. 

Enerji Bakanımız M.Hilmi GÜLER’in, her vesîleyle teşkilât nezdinde sık sık tekrarladığı o meşhûr; “Yerel seçimleri almak zorundayız. Belediye seçimlerini alın!” tâlimâtı mâlum.

Bu çağrıya, DSP Merkez İlçe Başkanı Pervin ÖZCAN’ın cevabı peşin ve mânidâr olmuştu:

“Aç tavuk, kendini darı ambarında görür!”

Biz bu sözü, “darı” değil, “buğday” ambarı olarak hatırlıyoruz. Ya biz yanlış biliyoruz, ya da sayın başkan sözü Karadenizlinin mısır merakı bağlamında darı olarak  yöremize uyarlıyor. Her neyse…

DSP İl Başkanı Murat TEMEL ise daha iddialı ve keskin konuştu:

“BELEDİYEYİ KİMSEYE VERMEYİZ!”

“AKP, ne kadar iddiâlı olursa olsun, bu kaleyi teslim etmek gibi bir düşüncemiz yok!”

 Sürecin merhaleleri böylece gelişirken, iktidar da, muhâlefet te büyük illerden başladılar adaylarını açıklamaya. Ordu’muz da bu anlamda finâle doğru koşuyor. Kısaca belirtmek gerekirse, gelinen noktada tablo ve görülen manzara şu:

Bir tarafta Seyit TORUN var, diğer tarafta diğerleri!

Mesele bu kadar basit. Yarış, bu iki taraf arasında. Bir tarafda aday belli. Yeri ve konumu belli olan Seyit TORUN’un partisi önemli değil. DSP de olur, CHP de. Çünkü, o tarafta durduğu sürece öte başta da dursa, beri başta da dursa o tarafın oylarının adresi o. Belediye Başkanımız Seyit TORUN  demeçlerinde şu veyâ bu şekilde sözü hep birlik düğümüyle bağlıyor:

“Bir olmadıkça, diri olmadıkça, iyi olmadıkça başarılı olamayız; güçlerimizi birleştirmeliyiz.”

“Burada AKP’nin karşısında seçim almanın ortak aklını ortaya koymalıyız. Kesinlikle işbirliği yapılmalı!”

Her zemin ve plâtformda vurgulanan birlik çağrısı yankısını buluyor bir yerlerde dâimâ. Nitekim; İP (İşçi Partisi) Ordu İl Başkanı Şâdi GENÇ;

“ İrtica, Cumhûriyetin kalelerini birer birer fethetmektedir. AKP’ye ve bölücülüğe karşı tek adayla çıkalım!”

Sonuçta öyle de oldu. Bu kararlılık çok önemli. O tarafta, yâni muhâlefetin büyük ve küçük kanatlarında meselenin çok önemsendiği, kazanmak uğruna bağırlara taşlar basıldığı anlaşılıyor.

Ya beri taraf?! Kimin ne yaptığı belli değil. Azıcık rüzgâr hisseden uçurtma uçuruyor. Olaya, bir kuru cihangîrlik dâvâsı gibi bakılıyor. Karşı tarafın ciddiyetiyle mütenâsip adımlar atılmıyor. Birliğe karşı birlik ve daha da önemlisi dirlik oluşturabilecek bir damar yakalanmaya çalışılmıyor. Herkes kendi egosunu tatmin peşinde. Toplamda sonuç almak için gerçek ve samîmî anlamda kafa yoran yok gibi sanki.

Renkler zengin, ama noksanları var. Gökkuşağı tam anlamıyla oluşamadı. Manzara flu. Her zaman halkıyla iç içe olmuş, insanların kendisini hizmette görmek istediği, şimdiye kadarki iş ve hizmet performansıyla, dâvâ çizgi ve ciddiyyetiyle kendini ispatlamış, piyasanın aradığı asıl adaylar çıkmadı ortaya gibi gözüküyor. Hani tâze kanlar? Niye aranıp bulunmuyor? Öyle bir dert mi yok, yoksa bulunamıyor mu? Şimdiye kadar yerel basında röportajlarını okuduğumuz, görsel medyadan izlediğimiz, birikimli, donanımlı, ufuklu isimler kendilerini neden gizliyorlar? Belki de aranan kan olabilecek, muhâlefetin, yukarda resmetmeye çalıştığımız ittifâkına karşı yalnızca kendileriyle sonuç alınabilecek bu isimler neden fark edilemiyor ya da görülemiyor? Yoksa görülmek mi istenmiyor?

Halk nezdinde büyük sempatisi bulunan bu isimlere geçit vermeyenler mi var? Mağdûriyetler yeni mağdûriyetler için bahâne mi yapılıyor? Yoksa, önemli olan, şehirden ve partiden çok öte şeyler mi? Çünkü sonuçta mağdur olan aday gösterilmeyenler, engel olunanlar, görmezden gelinenler değil şehir olacak, insanlarımız olacak, parti olacak. Denilmiyor mu ki, başkanı muhâlefetten seçmek bir şehir için kayıptır. Peki ya, derde devâ olmayacak adamı, sırf benim dediğim olsun, olmayacaksa hiç umurumda değil demenin mantığı nedir?

Allâh nasîp ederse, konu gündemde olduğu sürece bizler de ilgili duygu ve düşüncelerimizi sizlerle paylaşacağız. Gelecek yazılarımızda, isimler ve fikirler ekseninde konuyu daha da açmaya çalışacağız inşâllâh. Gâyemiz, Ordu’muz için en hayırlısı olacağı düşünülen sonucu elde etme arayışlarına bir nevî katkıda bulunmaktan öte bir şey değildir.

Her şeyden önce Hakk’dan hayırlısını, samîmiyyetle istemek çok önemli. Herkes Allâh için bunu yapmaya çalışsa, bu bile yeter, ves’selâm…

 

 

 

 ORDU HAYAT GAZETESİ

               23.12.2008


Mar`12
28
SÂLİH ÖLÜMÜ
MIZRAP 2008

Yorumlar(0)

                                                               SÂLİH ÖLÜMÜ

Geçtiğimiz son Cumâ’nın namazını Arpaköy eski câmide kıldık. Havalar da gâyet güzeldi. Geliş sebebimiz, MURTAZAOĞULLARI’ndan Sâlih MURTAZAOĞLU (88) amcanın vefâtıydı. Cenâze dolayısıyla geldiğimiz köy bize en güzel günlerinden birisini yaşatıyordu. Katılım çoktu. Merhumun, hepimizin yakından tanıdığı Ordu Eski vâizlerinden Mehmet Hulûsî MURTAZAOĞLU Hocamızın ağabeyi, hâlen İsmetpaşa İlköğretim Okulu Müdürü, Ordu İmam-Hatip Lisesi eski öğretmen ve Müdür yardımcısı İdris Nebî MURTAZAOĞLU’nun da babası olması hasebiyle başta diyânet, imam-hatip ve eğitim dünyâsı olmak üzere, iş, ticâret ve siyâset çevreleriyle, dâire müdür ve personelleri ve geniş bir halk kitlesi cenâzede hazır bulundu.

Gerek cenâze evinin yanında, gerekse cumâ için câmi çevresine ulaşıldığında insanlar öbek öbek hasbihâl ve sohbet hâlinde oldular. Hem Cumâ, hem cenâze, hem de havanın müsâitliği gerçek bir dostluk şölenine dönüştürdü Cumâ bayramımızı. Sâlih MURTAZAOĞLU Amca ebedî dostuna giderken, insanlar da Allâh için birbirleriyle kardeşâne görüştüler. Hasret giderdiler. Kaynaştılar.

Cenâzenin ev yanındaki helâlleştirmesini Ordu İmam-Hatip Lisesi emekli öğretmeni, İslâmî İlimler Hizmet Vakfı başkanı İbrâhim YÜKSEL Hoca yaptı. Câmide günün vaazını İl Müftümüz, aynı zamanda merhûmun yakın arkadaşı ve komşusu olan Tâceddin SEVİNÇ Bey Hocamız yaptı. Cumâ namazını da Emekli müftülerimizden Ordu’muzun tanınmış ilim ve irfân adamlarından Mehmet ÇELENK Hoca kıldırdı. Mezar üstündeki duâyı da emekli imamlarımızdan Mehmet YÜKSEL Hoca yaptı.

Cumâ namazı için geldiğimiz câmide alt ve üst katlar lebâleb doldu. Dışarıda da hayli cemâat vardı. Vaaz eden müftümüz Tâceddin Bey, aşağıda zikredeceğimiz iki hadîs-i şerif çerçevesinde geli,ştirdi nasihatlerini;

“Sana, vâiz olarak  ölüm yeter.” HADİS

Cennetle müjdelenen on sahebeden biri olan, 4 Büyük halîfenin 2. si, adâletiyle isim yapmış Hz. Ömer (r.a.)in, yüzüğünün kaşına bu hadîs-i şerîfi yazdırmış olması bizim için çok önemli ve düşündürücü olmalıdır.

Tâceddin Bey Hocamızın vurguladığı diğer hadîs-i şerîf de hiç unutmamamız, hep hatırımızda tutup hayâlimizde yaşatmamız gereken bir sahneyi canlandırıyordu:

“Cenâze tabuta konulup erkekler omuzlarına yüklendiklerinde, o cenâze iyi(sâlih) bir kişi ise: Beni acele olarak gideceğim yere ulaştırınız, der.

Eğer o cenâze kötü (gayr-i sâlih) bir kişi ise: Eyvâh! Bu cenâzeyi (beni) nereye götürüyorsunuz diye feryâd eder.

Cenâzenin bu feryâdını insandan başka her şey işitir. Eğer insan bu feryâdı duysaydı, dayanamayıp bayılırdı.” Buhârî-Cenâiz.

Mehmet ÇELENK Hocamız da hutbede Sâlih Amca merhûmun, namazını kıldıktan sonra Kur’ân okurken Allâh diyerek suhûletle can verişinden hareketle;

-  Allâh hepimize böyle sâlih ölümleri, hüsn-i hatîmeler nasîp eylesin! şeklinde konuştu.

Nasıl yaşarsanız öyle ölür, nasıl ölürseniz öyle haşrolunursunuz. Hadîs-i Şerîf

Bir kul hangi hâl üzere ölürse, o hâl üzere dirilecektir. MÜSLİM

Hadîs-i şeriflerini zikrettikten sonra da, bu bağlamda, her an ölebileceğimiz düşüncesiyle hareketlerimize dikkât etmemiz,  uyanık bulunmamız gerektiğine işâret etti. Aksi takdirde, -Allâh korusun- gâfillerden oluruz uyarısında bulundu. Sonra da, A’RAF Sûresi’ndeki şu âyetleri cemaatin dikkâtlerine sundu:

“Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır.

Onların kâlpleri vardır onlarla kavramazlar,

Gözleri vardır, onlarla görmezler,

Kulakları vardır, onlarla işitmezler.

İşte onlar hayvan gibidir; hattâ daha da şaşkındırlar.

İşte asıl gâfiller onlardır. A’RAF SÛRESİ:179

İnanıp da iyi işler yapanlara (sâlihlere) gelince –ki hiç kimseye gücünün üstünde bir vazîfe yüklemeyiz- işte onlar, cennet ehlidir. Orada onlar ebedî kalacaklar.”

A’RAF SÛRESİ:42

            Câmi, mezarlığın tam ortasında yer alıyor. Eskisinin yerine yeniden yapılmış. Câmiden çıkarken düşündüğüm şey, içerde yer kalmadığı için çimenlere doğru serpiştirilen ayakkabılara nasıl ulaşacağımzdı. Kapıya geldiğimizde bir kardeşimizin uzaklardaki ayakkabları boşaldıkça kapıya doğru getirip çevirerek bıraktığını gördük. Bu, ilk etapta küçük ve basit gibi görünen hareketin, bencilleşen ve çıkar ekseninde dönen dünyâ için çok önemli bir ayrıntı olduğunu düşündüm. Sevindim. Yüreğimizde çiçekler açtı. Her kimse, bu derviş gönüllü Müslüman kardeşimize, sonsuz hayâtta çiçekli dünyâlar niyâz ediyorum. Ayakkabı çevirdiği için değil yalnızca, bu karda kışta, mânen kuraklaşmış diyârlarımızda ümit çiçekleri açtırdıkları için. Allâh selâmet versin.

            Câmiin bahçesi olmadığı için Cenâze namazını hemen yakındaki cılga derenin karşısında yer alan harmanda kıldık. Her cenâzede olduğu gibi kâhyalıklar burada da oldu. Bu, cenâzelerimizin süsü; olmazsa olmazı. Cemaat çok olduğu için, uzun süren toparlanma süreci, çoktandır görüşmeyen dostlar için selâmlaşma, dertleşme ve hasret giderme fırsatı sağladı. Günün en güzel ve anlamlı manzaralarından biri de babanın namazını oğlun kıldırmasıydı.

            Sözümüzü bağlarken, Sâlih Amca’ya sonsuz rahmet, başta Vâiz Mehmet Hocamız, İdris Nebi ve Abdurrahman MURTAZAOĞLU Beyler olmak üzere, tüm MURTAZAOĞLU âilesine ve yakınlarına sabr-ı cemîller niyâz eder, sevgi, saygı ve tâziyelerimizi sunarız.

            Yüce Rabbimiz hepimize böyle sâlih ölümler, muhabbetli cenâzeler

ve hüsn-i hatîmeler nasîp eylesin.

            Allâhümmahşurnâ fî zümratis’Sâlihîn. Âmin, âmin, âmin; ves’selâm…

 

 

ORDU HAYAT GAZETESİ

              21.12.2008


Mar`12
28
CAN MEŞ’ALESİ
MIZRAP 2008

Yorumlar(0)

CAN MEŞ’ALESİ

Bu gün sizlerle, 15. mezûniyet yılında öğretmenlik mesleğiyle buluşan değerli öğrencimiz Fatma CAN’a, Ordu İmam-Hatip Lisesi’nden mezun olduğu günlerde yazdığım Akrostiş’i paylaşacağız. Aynı zamanda, hepinizin tanıdığı, Ordu İHL öğretmeni ve yazarlarımız arasında yer alan Tâlip CAN Bey hocamızın kuzeni olan öğrencimiz, bizden mezun olduktan sonra İstanbul Marmara İlâhiyât Fakültesi’ni bitirdi. Ancak, o yıllarda İmam-Hatip Liseleri, İlâhiyât, din, Başörtüsü, irticâ, kamusal alan vs. ekseninde estirilen fırtınaların etkisiyle durma noktasına gelen istihdam nedeniyle bir türlü görev alamamıştı. Bu arada evlendi. Çoluk-çocuk sâhibi oldu. Geçtiğimiz ay yapılan son atamalarda onun da isminin yer aldığını öğrendik. En az onun kadar bizler de sevindik. Heyecanlandık.

Recep Tayyip ERDOĞAN hükümetinin, bir dönem çok sıkıştırılan bu câmiayla ilgili yaptığı istihdam politikalarıyla çok duâ aldığını düşünüyorum. Sizler de ekranlarda yıllar sonra atananların ve yakınlarının sevinç çığlıklarına şahit olmuşsunuzdur. Bizler de, aynı zamanda çevremizde bizzat gözlemliyoruz. İmam-Hatip atamalarında da benzer uygulamalar var. Yapılan exstradan şeyler değil aslında. Sâdece ihtiyâca binâen yapılıyor ama, bir dönem bu ihtiyâç göz ardı ediliyordu. Fatma (CAN)GÜNAY şimdi, şu an hangisi olduğunu unuttuğum, doğu illerimizden birinde görev yapıyor. Hayırlı, mübârek olsun. Allâh(CC) güzel hizmetler yapmaya muvaffak eylesin.

Peygâmberimiz (SAV), “Ben muallim olarak gönderildim” buyuruyor. Değerli mütefekkirlerimizden Cemil MERİÇ de, “En çok sevilen öğretmen, en çok seven öğretmendir.” diyor. Mehmet Âkif ERSOY merhûm da bir şiirinde;

“Muallimim” diyen olmak gerektir îmanlı

Edepli,sonra liyâkâtlı, sonra vicdanlı

Bu dördü olmadan olmaz, vazîfe çünkü büyük! diyerek sesleniyor.

Tüm bunlar ışığında, meslek bayrağımızı yeni bir heyecanla ele alan öğrencimize âile ve meslek hayâtında huzur ve mutluluklar, görevinde hayırlı, üstün başarı dileklerimle, yıllar öncesi yazdığımız akrostişi arz ediyorum:

 

Bismillâhir’Rahmânir’Rahîm

 

Değerli öğrencim Fatma Zehra CAN’a

Hayırlı, uzun ömürler,

Ebedî saâdetler dileğiyle…26.05.1994

 

-AKROSTİŞ-

Fırtınaların en büyüğü gönül diyârlarında eser

Âlp-erenler geçer muştularıyla mâverâya doğru

Taptâze ümitler ekerler tarlalarımıza yeniden

Melekler tutuşturur meş’alelerimizi mütemâdî

Açılır yelkenlerimiz sonsuz enginlere

Canlar, yansa da, cânâna gitmekten geri durmazlar

Azgın dalgalar, ne varsa süpürür evden-barktan

Nice canlar gider, ağlar çocuklar

Okyanuslar kabarınca acıkır mezarlıklar

Ne var ki, daha acı kâlplerin ölümü, kalıptan

İzinsiz kılıçlar geçer her gün kâlplerimizden, sessiz

Kılını kıpırdatmadan siler safiyetini körpelerin

İlmik ilmik örerler tuzaklarını neslimizin yollarına

Altın taslarda ne sürprizler sunarlar kim bilir?

Sahtedir dostlukları, terk ederler gün gelir!

Işığı onların da söner; güvenme hiç aya, güneşe

Ne kadar enerjin varsa içindeki ateşe koy

Ipıssız yerlerde, zifiri gecelerde ondan fayda var

Fırsat eldeyken, azık biriktir sonsuz yol için

Iraklaşma çevreden, sevgi çiçeği dostlardan, ışıktan

Nursuz hayâtın sonu nâr olur, unutma

Devrilir tüm saltanatlar, aldanma şatafata

Allâh’ım şükür sana; İmam-Hatipli olduk

Nûrunu öğrendik, hakîkâtini bulduk…

Devletini ver bize, hem dünyâda, hem ukbâda

Itırlı bahçeler nasîp eyle; civâr-ı Mustafâ’da…

 

Öğretmenin; Nûri KAHRAMAN

 

Geleceğin olgun, vakûr hanımefendisi,

ümit neslimizin Can meş’alesi Fâtımâ Zehra CAN’a

Bundan sonraki hayâtında da, hayırlı, üstün başarılar,

Bereketli hizmet yılları, Ebedî saâdetler dilerim…

Güle güle… Yolun açık olsun…Allâh’a(CC) emânet olunuz…27.05.2008

Es’Selâmü aleyküm ve Rahmetullâhi ve Berakâtüh…

 

 

 

ORDU HAYAT GAZETESİ

              19.12.2008


Toplam 108 Blog, 22 Sayfada Gösterilmektedir.
[1] 2 3 4 5 6 » »»

En Çok Okunanlar Son Yorumlananlar Hakkımda
POPÜLER MASONLAR ORDUDA (6131)
AKROSTİŞ YAZILARI (5020)
FOTOĞRAF-NÂME (4708)
EYMÜR-NÂME 1 (4199)
EYMÜR-NÂME 3 (4171)
EYMÜR-NÂME 2 (3979)
MODA-NÂME (3973)
Nûri KAHRAMAN (3614)
Bedford-nâme (3527)
BAYRAMLAŞALIM DOSTLAR! (3515)
ÜÇ ÖZTÜRK, BİR MEVLÂNÂ.. (1)
CHP-NÂME (1)
GACAROĞLU AHMET EFENDİ (1876-1962) (1)
FOTOĞRAF-NÂME (4)
37 YIL ÖNCESİ, KÖYDE BU GÜN.. (1)
NASIL BİR İL BAŞKANI? (1)
ERKAN TEMİZ BEYİN TELEFONU (1)
BİZ DE İMAM-HATİPLİYİZ Sn. ADİL AKYURT (1)
MODA-NÂME (3)
AKROSTİŞ YAZILARI (4)
 

Www.GirdapTasarim.Com Tarafından Hazırlanmıştır...